Derin, kitabın sayfalarından yükselen fısıltılara kulak vererek evin içinde ilerledi.
Her adımı, tahtaların gıcırdamasıyla yankılanıyor, eski taş duvarlarda gölgeler dans ediyordu. Kitabın sayfaları kendi kendi çevriliyor, eski yazılar bir sır gibi Derin'in gözleri önünde canlanıyordu.
Tam o anda, odanın köşesinde hafifçe ışıldayan bir geçit fark etti.
Geçit evin geri kalanından farklıydı; taşları yosunsuz, karanlık ama bir o kadar davetkardı. İçeriye doğru adım attığında fısıltılar yükseldi, sanki onu sınamak istercesine çığlık ve fısıltı arasında gidip geliyordu :
" Buraya kadar geldin... Ama daha görmen gereken var."
Geçidin sonunda, eski bir taş masanın üzerinde, kırık bir müzik kutusu daha duruyordu. 3. Bölümde bulduğu müzik kutusuyla aynıydı, ama bu sefer kapağı hafifçe açılmış ve içinden kendi kendine melodiler yükseliyordu.
Melodinin içinde Derin, neredeyse duyulmaz bir şekilde kendi adının fısıldandığını hissetti.
Derin elini uzattı ve kutuyu kapattığı anda odadaki hava aniden değişti.
Fısıltılar daha net, daha belirgin oldu; eski fotoraflardı ki siluetler sanki hareket ediyordu. O an fark etti ki, ev sadece geçmişin izlerini değil "o izleyen bir varlığı" da barındıyordu.
Derin, derin derin nefes aldı. Kalni hızla çarpıyor, ayakları neredeyse geri gitmek istiyordu. Ama içinden bir ses fısıldadı :
"Durma... Sır seni bekliyor."
Kendi cesaretini topladı ve bir sonraki odaya, evin daha da karanlık ve gizemli derinliklerine doğru yürüdü. Orada, fısıltıların kaynağını, belki de ormanın tüm sırlarını açığa çıkaracak bir şeyin onu beklediğini hissediyordu... 🌙