İçeriğe geç

KIZIL KURT_1 (Alfa)

Bölüm 40 · 10 dk okuma

KIZIL KURT_1 (Alfa)

Bölüm 40

İş Bitirici

Fazla bekletmeden telefonu açtım. Niyetim takip eden adamı söylemekti ama gecenin bir vakti onu endişelendirmek istemiyordum. Sabah söylemenin daha uygun olacağını düşünüp söylemekten vazgeçtim.

- Nasılsın?

- Ben iyiyim asıl sen nasılsın?

- İyiyim bende. Uyku tutmadı da onun için yazdım.

- Eminmisin? Bir şey yok demi?

- Eminim.

Boysan pek inanmasada sesini çıkartmadı. Bir süre daha sohbet ettikten sonra telefonu kapattım. Telefonla konuşmak iyi gelmişti. Korkum ve endişem biraz olsun hafiflemişti. Pencereden dışarı bakıp tekrar kontrol ettim ama neyseki kimse yoktu. Her gece açık bıraktığım penceremi sıkı sıkı kapattıktan sonra derin bir uykuya daldım.

***

Sabah yine her zamanki saatte uyandım. Her gün yatakta dakikalarca oyalanırdım. Bu sefer gözlerimi açar açmaz pencerenin önüne koştum. Başımı dışarı çıkartıp heryeri kolaçan ettim. Adamın olmadığını görünce rahatlayarak banyoya gittim. Hızlı bir şekilde hazırlanıp salona indim. Kızların hepsi kahvaltı yapıyordu. Kısa bir selamlaşmanın ardından hızlı bir şekilde kalhvaltıyı yapıp evden ayrıldık. Dışarı çıktığımızda etrafta göz gezdirdim ama görünürde kimse yoktu. Fazla oyalanmadan arabaya bindim. Okulun önüne geldiğimizde Boysan kapının önünde bekliyordu. Kızlar içeri girerken bende Boysan'ın yanına gittim.

- Dökül bakalım.

- Neyi?

- Belçin! İki gündür birşey var sende. Anlat hadi.

Anlatmak istiyordum ama bugün adamı hiç görmemiştim. Belkide boşu boşuna kafamda kurmuştum. Boştan yere Boysan'ı da telaşlandırmak istemiyordum.

- Bir şeyim yok.

- Belçin! Hiç yalan söyliyemiyorsun.

Daha fazla dayanamayarak anlatmaya karar verdim.

- Bizi birisi takip ediyor.

- Nasıl? İkimizi mi?

- Hayır beni ve kızları.

- Doğru düzgün en başından anlat.

Boysan'ın isteği üzerine herşeyi baştan sona anlattım. Adamın fiziksel özelliklerini de tarif ettim. Boysan'ın kafası karışmış görünüyordu.

- İtbaraklardan başka düşmanımız varmı?

- Hayır yok. Onlar da buraya gelemez. Bir kaç gün daha gözlem yap eğer devam ederse bu konuyu kızlarla konuşalım. Belki içlerinden birinin bir düşmanı vardır.

Anladığımı belli eden bir baş hareketi ile karşılık verdim. Daha fazla oyalanmadan içeri girdik. Gün boyu beni tedirgin eden hiç birşey olmamıştı. Boş olan bir derste Boysan ile ödevi yapmıştık. Gün bittiğinde hepimiz okuldan ayrılıp eve gittik. Gün boyu kel adamı hiç görmemiştim. Sanırım herhangi birisiydi ben biraz fazla abartmıştım. Akşam yemeğini yedikten sonra çöp atmak için dışarı çıktığımda kel adamı yine caddenin karşısında dikilirken görmüştüm. Yine dik dik bana bakıyordu. Uzun bir bakışmanın ardından sinsi bir şekilde gülümsedi. Bu durum beni daha çok korkutmuştu. Onun derdi kızlar değildi bendim. Günlerce beni takip etmişti. Kalbim patlıyacakmış gibi atarken daha fazla beklemeden çöpü atıp içeri girdim. Koşarak odama çıktım.

- Belçinnn! Ne oldu?

Bike arkamdan bağırmıştı ama ona bile cevap verememiştim. Hızla telefonu alıp Boysan'ı aradım. Titreyen ellerim işimi zorlaştırmıştı. Uzun bir süre çaldıktan sonra telefon açıldı. Aynı anda kızların üçü birden endişe ile odaya girmişlerdi.

- Alo!

- Boysan! O burda.

- Kim orda?

- O adam.

- Sakin ol geliyorum hemen.

Boysan konuşma bittikten sonra telefonu kapattı. Halâ zangır zangır titriyordum. Kızlar panik ile yanıma geldiler.

- Belçin ne oluyor? Hangi adam?

Bike elini omzuma koyarak sormuştu sorusunu. Derin bir nefes aldıktan sonra her şeyi en başından anlattım. Bike'de benim kadar endişelenmişti. Konuşmam bittiğinde Laçin hızla adama bakmak için aşağı inmişti. Bizde peşinden gittik. Etrafı kolaçan ettik ama kimse yoktu sanırım gitmişti.

- Belçin eminmisin?

- Evet eminim.

Laçin inanmamış gibi duruyordu. Haklıydıda inanması güç bir durumdu. Belkide onun için fazla hayal peresttim. Uzun bir süre bu konu hakkında konuştuk. Yaklaşık bir saat sonra Boysan geldi. Yanında Tunga, Burkay ve Pars'ta gelmişti. Pars'ın gelmesine şaşırmıştım. Boysan'lar ile bu kadar yakın olduğunu düşünmüyordum. Neyseki Tunga'nın açıklaması ile durumu anlamıştım.

- Aramızdaki en kültürlü ve görmüş geçirmiş kişi olarak Pars'a da haber verdik.

Pars'ın gelmesine sevinmiştim. Tunga'nın da dediği gibi aramızdaki en bilgili kişi oydu. Salona geçip oturduk. Ardından ben gördüğüm şeyi Pars'a ve diğerlerine tekrar anlattım.

- Önceden canını sıktığın birileri varmıydı kızıl cadı?

- Hayır kimse yok.

- Belkide diğerleri için takip ediyor. Belçin olduğu ne mağlûm.

Burkay haklıydı belkide takip ettiği ben değildim. Kızlardan biriside olabilirdi. Kimseden ses çıkmayınca Burkay konuşmaya devam etti.

- Kızlar sizin var mı canını sıktığınız birileri?

- Hayır yok.

- Eğer diğerini takip ediyorsa neden Belçin'in odasını gözetliyor ya da neden ona bakıp gülümsüyor.

Bu seferde Tunga haklıydı. Derdi kesinlikle benimleydi. İyi ama kimdi ve ne istiyordu?

- Pars sence kim?

- Bilmiyorum ya sadece bir sapık ya da tahmin edemiyeceğimiz kadar tehlikeli birisi.

Pars, Boysan'ın sorusuna verdiği cevap ile beni daha çok korkutmuştu. Tehlikeden kastı neydi? Aklımdaki soruyu sormak için dudaklarımı araladığımda Mayda benden önce davrandı.

- Nasıl yani? Ne gibi bir tehlike?

- İtbaraklar uzun süredir ortalıkta görünmüyor. Buda süphelerimi arttırıyor. Yine bir şeylerin peşindeler. Onlar olamaz ama iletişime geçtikleri insanlar olabilir belki.

- İtbaraklar konuşabiliyormu?

Boysan ve Pars dönüştüğünde fark etmiştim. Biz kurt formundayken konuşamıyorduk. İtbaraklar yaratık oldukları halde konuşa biliyorlarmıydı acaba? Pars sakinliğini koruyarak cevap verdi.

- Hayır onlar konuşamıyor ama iletişim kurdukları bir çok büyülü varlık var. Bu sayede sınırın bu tarafı ile iletişime geçmiş olma ihtimalleri yüksek.

Pars çok mantıklı konuşmuştu belkide gerçekten iletişime geçtikleri insanlardan birisiydi. Pars konuşmasına devam edince dikkatimi ona verdim.

- Bunlar olabilecek şeyler ama beni en çok şaşırtan şey Belçin'i bulmuş olmaları.

- Nasıl yani? Sınırın diğer tarafı ile iletişime bile geçmişler. Belçin'i bulmalarıda zor olmamıştır.

Burkay şaşkınlık ile düşüncesini dile getirmişti. Pars bir kaç saniye düşündükten sonra konuşmaya başladı.

- Alfa dişinin belirli bir özelliği yoktu. Biz bile kam'ın onayı olmadan öğrenemedik alfayı. İtbarakların öğrenmesi imkânsızdı.

- Nolucak peki şimdi?

Boysan kaşları çatık bir şekilde sormuştu sorusunu. Pars teklemeden herkesin sorusunu cevaplıyordu.

- İyice araştırmam lâzım umarım sadece bir sapıktır. Eğer düşündüğüm şeyse işimiz çok zor. Bu düşündüğümüzden daha güçlüler demektir.

Pars'ın cümleleri daha çok korkmama neden olmuştu. Ya beni öldürmek isterlerse... o zaman ne yapardım Eğitimim yoktu ve daha dönüşemiyordum bile.

- Bu adamın kim olduğunu öğrenene kadar Belçin'i yalnız bırakmamamız lâzım. Belçin sende asla tek başına bir yere gitmeyeceksin.

Pars'ın komutuna başımı sallamakla yetindim ama içim yine kötü olmuştu. Ya beni korumaya çalışırlarken içlerinden birine birşey olursa. O zaman ne yapardım. Bu riski göze alamazdım.

- Ben artık eğitim almak istiyorum. Yardımcı olurmusunuz?

Herkes şaşkınlık ile bana bakıyordu. Kimse cevap vermeden tekrar konuşmaya başladım.

- Kendimi savunabilmem gerekiyor. Hemde artık dönüşmem lâzım. Beni nereye kadar koruyacaksınız?

- Koruyabildiğimiz yere kadar.

Mayda sinirle konuşmuştu. Sanırım cümlem onu sinirlendirmişti. Beni bu kadar düşünüyor ve önemsiyor olması duygulanmama neden olmuştu.

- Bu hafta sonu eğitimler başlıyor zaten. Cumartesi on altı yaş ile yirmi beş yaş arasındaki aşinalar eğitim alacak. Pazar günleri ise yirmi beş yaş üstü ile kırk beş yaş arası aşinalar eğitim alacak.

Bu habere çok sevinmiştim. Nihayet gerçek anlamda eğitim alacaktım. Aklıma gelen fikir ile tekrar Pars'a döndüm.

- Bu eğitimden ayrı olarak beni çalıştırırmısın? Dönüşmek içinde eğitim almam gerekiyor.

Pars cevap olarak başını sallamak ile yetinmişti. Bu duruma çok sevinmiştim. Artık bir yerden başlamak gerekiyordu. Nereye kadar küçük bir kız çocuğu gibi davranacaktım. Konuşmamız bittikten sonra diğerleri evden ayrılmıştı. Her gece yanımda kızlardan birisi kalmaya başlamıştı. Beni yalnız bırakmamak için böyle bir çözüm yolu bulmuşlardı. Kendimi onlara karşı çok borçlu hissediyordum. Onların hakkını nasıl ödeyecektim bilmiyorum. İlk gece Laçin ile birlikte uyumuştuk. Uyumadan önce ikimizde dışarısını kolaçan etmiştik ama görünürde kimse yoktu. Sabah yine rutin olarak okula gitmiştik. Paranoyak gibi sürekli etrafı ve arkamı kolaçan ediyordum ama koca bir günün ardından yine kimseyi göremedim. Bu günde yanımda Bike kalacaktı. Gece boyu Pars'ı dinledikten sonra nihayet uyumaya fırsat bulmuştum. Sabah uyandığımda koşarak pencereden dışarı baktım ama kimse görünmüyordu. Bu durum içimi rahatlatmak yerine beni daha çok korkutuyordu. Yanlış görmemiştim ama neden takipi bırakmışlardı? Başka şeyler planlıyor olma ihtimalleri içimi yiyip bitiriyordu. Benim gürültüm ile birlikte Bike'de uyanmıştı.

- Günaydın.

- Günaydın. Saat kaç.

Telefonuma bakıp sorusuna cevap verdim.

- Saat dokuz.

- İki saat kalmış hazırlanıp hemen kahvaltı yapalım.

- Neye iki saat kaldı?

- Eğitime.

Tamamen unutmuştum. Bugün cumartesiydi ve saat on bir de eğitim vardı. Heyecanım artmış içime mutluluk dolmuştu. Hemen kalkarak odayı toparladım. Bike hazırlanmak için kendi odasına gitmişti. Kısa bir duş aldıktan sonra eğitimde giyinmemiz gereken özel kıyafetleri giyindim. Ardından oyalanmadan salona indim. Laçin çoktan uyanmış kahvaltı hazırlıyordu. Mutfağa giderek ona yardım ettim. Bike ve Mayda'da aşağı indikten sonra hızla kahvaltı yapıp evden ayrıldık. Kel adama halâ ortalıkta görünmüyordu. En azından bu gün onu kafamdan çıkartmam gerektiğini düşünerek boşverdim. Kafamı dağıtmak için bir sohbet açtım.

- Eğitim alanı neresi?

- Ormanda.

Laçin'in cevabına anladığımı belli eden bir baş hareketi ile cevap verdikten sonra sessiz kaldım. Fazla uzun sürmeyen bir yolculuğun ardından ormanın girişine gelmiştik. Çantalarımızı alıp araçtan indik bir süre daha yürüyerek yola devam ettik. Nihayet kalabalığı bulmuştuk. Düşündüğümden daha kalabalıktı. Bizde geçip bir köşede beklemeye başladık. Eğitim alanı oldukça genişti. Bıçak levhaları ve çeşitli spor eşyaları vardı. Bir süre etrafta göz gezdirdikten sonra Boysan'lar ve Pars yanımıza geldiler. Kısa bir selamlaşmanın ardından bir süre sohbet ettik. Sohbet bittiğinde soru sorma vaktimin geldiğini düşünerek konuşmaya başladım.

- Eğitim nasıl olacak? Hep beraber sıraylamı eğitilcez?

- Hayır yaşlarımıza göre gruplara ayrılıcaz.

Boysan'ın cevabına başımı sallayarak karşılık verdim. Bir anda kafamda çakan şimşek ile yine konuşmaya başladım.

- Ben sizden iki yaş küçüğüm. Ayrı bir gruptamı eğitim alıcam o zaman?

- Yaşının küçük olduğunu bizden başka kimse bilmiyor. Sorun yok yani.

Boysan'ın cümleleri rahatlamama neden olmuştu. Zaten oldukça korkuyordum birde arkadaşlarımdan ayrı eğitim almak beni oldukça tedirgin edecekti. Bir süre etrafta göz gezdirdikten sonra gözlerim bana sırıtarak el sallayan Yalım'a takıldı. Merakla tekrar konuşmaya başladım.

- Avar'ın toplumuda mı burada eğitim alıyor?

- Burası küçük bir kasaba olduğu için tek eğitim alanı var. Bu yüzden alanı ortak kullanıyoruz.

Mayda'nın cevabı moralimin bozulmasına neden olmuştu. Yalım'la bir problemim yoktu ama tüm gün Tunay ile birlikte olmak katlanılır şey değildi. Donuk bakışlarına bende aynı soğuklukla karşılık verdikten sonra dikkatimi ondan alıp Tunga'ya verdim.

- Pars sen daha önce hangi toplumda eğitim aldın?

- Hiçbirinde.

- Nasıl yani eğitim almadınmı?

Şaşkınlık ile sormuştum sorumu. Çünkü Pars oldukça bilgili ve eğitimli görünüyordu. Eğitim almamış olması imkânsızdı. Pars fazla beklemeden cevap verdi.

- Annem ve babam eğitti. Sınırın diğer tarafında ise Kam ve Adalan'dan eğitim aldım.

- Kardeşim sen olmuşsun. Eğitime gerek yokki. Adama bak Kam eğitti diyor birde.

Burkay'ın cümlesine hepimiz gülmüştük. Tamda içimden geçenleri söylemişti. Pars yüzünde içten bir gülümseme ile konuşmaya başladı.

- Eğitim her zaman şart.

- Kardeşim itbarakların soyunu tek başına kurutmaya niyetlendin galiba. Bizede bırak.

Tunga'nın yakınmasına kahkaha atmıştım. İlk defa Pars'ta içten bir kahkaha atmıştı. Bir süre daha sohbet ettikten sonra eğitim alanına yirmiden fazla adam geldi. Yaklaşık otuz ilâ kırk yaşları arasında olan bu adamlar oldukça tekinsiz görünüyorlardı. Etraftaki sohbet uğultuları anında kesilmişti. Bu durum sayesinde onların eğitmen olduğunu anlamıştım. Hepsi birer kas yığını gibi görünüyorlardı. Sert bakan çehreleri ile içimi ürpertiyorlardı. İçlerinden birisi öne çıkarak konuşmaya başladı.

- Avar'ın toplumundakiler sağa, Tarkat'ın topluluğundakiler sola ayrılsın.

Hızlı bir şekilde herkes denileni yapmıştı. Biz zaten sol tarafta olduğumuz için hareket etmemiştik. Adamı dikkatle incelediğimde korkum daha çok artmıştı. Asker traşı saçları vardı. Sakalları yoktu. Bu durum yüzünde kaşından çenesine kadar olan yara izini daha çok ortaya çıkartıyordu. Yara izinden dolayı olacakki sağ gözü akıda dahil olacak şekilde simsiyahtı. İçimi ürperten bakışlarını üzerimde hissettiğimde daha çok tedirgin olmuştum. Beni baştan aşağı süzdükten sonra arkasını dönerek diğer eğitmenler ile konuşmaya başladı. Bu durumu firsat bilerek sessiz bir şekilde sordum.

- Bu adam kim?

- Abçar. Yani iş bitirici.

Boysan'ın cevabını anlamamıştım. Kimin işini bitiriyordu acaba? Boysan anlamadığımı fark edip tekrar konuşmaya başladı.

- Abçar, babamın en sadık adamıdır. Tam bir görev adamı. Sınır ötesine sayısız kez gitmiş, itbaraklar ve daha bir sürü yaratık ile defalarca savaşmış birisi. Diğer hiçbir toplumda ya da bizim toplumumuzda onun gibisi yok. Normalde eğitim vermezdi neden geldiğini anlamadım.

Boysan'ın söyledikleri bu adama karşı hayranlık duymama neden olmuştu. Merakımı bastırmaya çalışsamda yapamıyordum. Merakıma yenik düşerek tekrar konuşmaya başladım.

- Yüzündeki yara izi nasıl olmuş peki?

- Onu kimse bilmiyor. Herkesin en merak ettiği konu bu.

Burkay cevap verdikten sonra tekrar önüne dönmüştü. Daha fazla soru sormak istemeyerek sessiz kaldım. Abçar önüne döndüğünde gözleri beni buldu. Fazla uzun sürmeden konuşmaya başladı.

- Belçin! Sen yan tarafa geç. Seni ben eğiticem.

Bacaklarım titremeye başlamıştı. Korkum inanılmaz bir hâl almıştı. Kızlardan ayrılmak hiç istemiyordum ama mecburdum. Hiç istemeyerekte olsa tek başıma bir köşeye gidip bekledim. Herkesin gözü bendeydi. Tarkat neden böyle bir şey yapmıştı anlamıyordum. Alfayı gizliyecekti güya ama şuan kabak gibi ortadaydım.

- Belçin ilk eğitimini almadığı için sizden geride. Bu yüzden iyi ve hızlı bir eğitime ihtiyacı var. O yüzden ayrı olarak onu ben eğiteceğim.

Abçar'ın açıklaması birçok kişinin aklına yatmış olmalıki herkes gözünü benden çekmişti. Abçar diğer eğitmenlere bir kaç şey söyledikten sonra yanıma geldi. Bir süre beni inceledikten sonra konuşmaya başladı.

- Hazırmısın?

Bölüm sonu

12 yorum