İçeriğe geç

KIZIL KURT_1 (Alfa)

Bölüm 30 · 9 dk okuma

KIZIL KURT_1 (Alfa)

Bölüm 30

Geçmişin İzi

8 yıl önce...

Boysan...

Her cumartesi olduğu gibi babam ile beraber kasabadan ayrılmıştık. Yaşadığımız kasabayı her ne kadar sevsemde şehir benim için bambaşka bir yerdi. Çocukluğumdan beri her cumartesi şehre gelirdim. Bu günde babam kendi işlerini hallederken bende biraz dolaşıp şehrin tadını çıkartıcaktım. Bir süre sahilde dolaştıktan sonra banklardan birine geçip oturdum. Her ne kadar fazla kalabalık olsada huzurlu olduğunu hissediyordum. Gözlerimi kapatıp insanların uğultusunu ve denizin sesini dinlemeye başladım. Fazla uzun sürmemiştiki dikkatim kulağıma dolan sesler ile dağıldı.

- Buraya gel ucube! Böyle kaçamazsın!

Uzun süre kalabalığın içinde sesin nereden geldiğini araştırdım. Bir kaç saniye sonra görüş açıma birileri girdi. İki tane oldukça tıfıl erkek çocukları koşarak birisine bağırıyordu. Gözlerim ile koştukları yönü takip ettiğimde siyah saçlı yine oldukça çelimsiz bir kızı kovaladıklarını gördüm. Oturduğum yere oldukça yaklaşmışlardıki çocuk tekrar bağırdı.

- Sana diyorum ucubee!

- Ne dedin sen?

Kız bir anda durup arkasını dönüp bağırarak vermişti cevabını. Ne olduğunu anlamamıştım. Daha biraz önce kaçıyordu. Şimdi ise durmuş üstlerine giderek dikleniyordu. Sanırım deliydi. Cidden ilk başta böyle düşünmüştüm ama deli olsaydı bu yaşta ailesi yalnız bırakmazdı. Demek ki akıl sağlığı yerindeydi.

- Topumuzu patlattın. Parasını vermeden bir yere gidemezsin.

- Ben patlatmadım. Kendisi patladı.

- Ucubenin tekisin işte.

- Bana ucube deme.

- Neden?

- Çünkü ucube değilim!

- Annen baban bile seni ucube olduğun için bırakmış. Sen bir ucubesin.

Çocukların ne demek istediğini anlamamıştım. Neden ucube diyorlardı Annesi babası yokmuydu? Kavgaları daha çok dikkatimi çekmeye başlamıştı. Kızın cevap vermesini beklerken o cevap vermemiş aksine kendisine ucube diyen çocuğu itmişti. Çocuk yerden hızla kalkıp kızı ittirmiş ve yere düşüncede ikisi birden tekme atmaya başlamışlardı. Daha fazla dayanamayarak yanlarına gittim. Çocukların ikisinide uzaklaştırarak kız ile aralarına girdim.

- Sen kimsin? Çekil ayağımızın altından.

- Uzak durun ondan.

Kız halâ yerden kalkmamıştı. Arkam dönük olduğu için ne yaptığını göremiyordum. Çocuklar iki kişiydi ama benden küçüklerdi ve bir aşina olduğum için eğitim almaya başlamıştım. Daha çok yeniydi ama bunları

dövecek kadar eğitimim vardı. Çocuklar uyarımı dikkate almayıp ısrarla üzerime geldiklerinde içlerinden birisine yumruk attım. Ağlayarak yerden kalkan çocuk arkadaşı ile beraber koşarak kaçmıştı. Onlar gittikten sonra yönümü hemen arkama dönüp kıza baktım. Kız yerde oturmuş gözlerini kocaman açmış hayretle beni izliyordu. Bende aynı şekilde onu izlemeye başlamıştım. Gözleri kırmızımıydı yoksa benmi yanlış görüyordum? Daha dikkatli baktığımda yanılmadığımı fark ettim. Gözleri gerçektende kırmızıydı. Kız şaşkınlığını üzerinden atarak hemen yerden kalktı. Boyu benden oldukça kısaydı. Gözlerimi üzerinde gezdirdiğimde dirseğinin kanadığını gördüm. Panikle elimi koluna götürdüm.

- İyimisin?

Kız korku ile kendini geri çekti. Neden bu kadar ürkek olduğunu anlamamıştım. Bir süre beni inceledikten sonra konuşmaya başladı.

- İyiyim. Sen kimsin?

- Ne istiyorlardı senden?

- Önce ben sordum.

- Sana soru sorabileceğini kim söyledi?

- Kendim söyledim.

Omzunu umursamazca silkerek cevap vermişti. Bu tavrı sinirlenmeme neden olmuştu. Sorularıma cevap vermeyip üstüne birde soru soruyordu.

- Adın ne?

- O çocuklar senden ne istiyorlardı dedim.

- Bende adın ne dedim.

Gayet sakin bir şekilde cevap veriyor olması sinirlerimi geriyordu. Ne kadar vurdumduymaz bir kızdı. Sinirle konuşmaya yeltenmiştimki korna sesi dikkatimi dağıttı. Yönümü çevirip baktığımda bunun babamın arabası olduğunu gördüm. Beni burda tanımadığım birisiyle görmesi kötü olmuştu. Onu daha fazla kızdırmamak için koşarak arabaya gittim. Arabaya binip ilerlemeye başladığımızda önümüzdeki hafta buraya gelmeyi aklımın bir köşesine yazmıştım. Bu sefer geldiğimde bu kızdan bütün sorularıma cevap almayıda ihmal etmiyecektim.

***

Günümüz...

Belçin...

Sabah uyandığımda kendimi çok yorgun hissediyordum. Onca günün yorgunluğu yeni çıkıyor gibiydi. Bir süre uykumun açılmasını bekledim. Daha yataktan kalkmadan odamın kapısı açıldı. Başımı kaldırıp baktığımda gelenin Laçin olduğunu gördüm.

- E hani hazırlanmamışsın? Kalk çabuk okula geç kalıcaz.

- Ben gelmicem.

- Neden?

- Boysan'la karşılaşamam.

- Bugün gelmezsen yarın mecbur geliceksin ve illaki karşılaşacaksın. Bence bugün gelip kaderinle yüzleş.

- Ne kadar geç o kadar iyi.

- Kalk Belçin sen gelmezsen bile ben zorla götürürüm.

Laçin beni zorla yataktan kaldırmıştı. Hiç gitmek istemiyordum ama haklıydı. Hiç istemeyerek banyoya gittim. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra dolabımı açtım. Siyah dar bir pantalon ile kırmızı bir tişört giydim. Kırmızı en sevdiğim renkti bu yüzden sık sık giyerdim. Saçlarımı açık bırakarak

çantamı alıp aşağı indim. Mayda ve Bike mutfak masasında kahvaltı yapıyorlardı.

- Nasıl oldun? İyimisin?

- Evet iyiyim.

Bike gerçektende iyi görünüyordu. Onun bu halinden memnun olarak hızlıca kahvaltı yaptım. Ardından hep beraber arabaya binerek okula doğru ilerledik. Dersin başlamasına çok az kalmıştı. Bu yüzden hiç oyalanmadan sınıfa çıktık. Sınıfa girdiğimde hızlıca içerisini taradım ama neyseki Boysan yoktu. İçim rahatlayarak geçip en arkadaki sırama oturdum.

Bir süre sonra Boysan, Tunga ve Burkay sınıfa girmişlerdi. Boysan'ın üstünde beyaz tişört ve kot pantalon vardı. Bana gıcıklık olsun diye böyle giyindiğinden adım gibi emindim. Bende aptal gibi, başka hiç renk yokmuş gibi gidip kırmızı giymiştim. O gün aklıma geldiğinde yine utançtan yüzüm kıpkırmızı olmuştu. Gözlerimi hemen Boysan'dan çekip diğerlerine baktım. Burkay normalde olsa ilk bizim yanımıza gelir Laçin ile konuşmadan kendi sırasına geçmezdi. Sanırım kalbi düşündüğümden daha çok kırılmıştı. Tunga ve Burkay bakışlarını bana çevirdiğinde neşe ile el salladım. Boysan'ın gergin olduğumu düşünmesini istemiyordum. Burkay buruk bir tebessümle karşılık verirken Tunga taklidimi yaparak bana el sallamıştı. Bu hareketine kahkahalarla güldükten sonra dil çıkartarak karşılık verdim. Ardından yönümü kızlara döndüm. Laçin'in yüzü asıktı. Sanırım Burkay'ın soğukluğu canını sıkıyordu. Bu durumuna anlam verememiştim. Burkay'ın uzaklaşmasını isteyen oydu. Şimdi neden üzülüyordu Daha fazla düşünmek istemediğim için Mayda ve Bike'nin sohbetini dinlemeye başladım. Fazla uzun sürmemiştiki hoca derse girdi.

Uzun süren bir matematik dersinin ardından nihayet mola vermiştik. Kızlarla beraber koridora çıkıp boş boş dolaştıktan sonra su almak için kantine indim. Kızlar sınıfa geçtikleri için tek başıma sınıfa geçmek için ilerlemeye başladım. Koridorda sallana sallana yürürken karşıdan Boysan'ın geldiğini fark ettim. Panik ile ne yapacağımı bilemeyerek ortalıkta dönmeye başladım. Elim ayağıma dolanmıştı. Birden Boysan'ın sesi ile olduğum yerde kaldım.

- Belçin!!!

Mayda'nın söylediklerini hatırlayıp kaçmaktan vazgeçtim. Artık bu meseleyi burda kapatmalıydım. Çok utansamda belli etmemeye çalışarak bekledim.

- Efendim.

Boysan yanıma gelerek tam karşımda durmuştu. Bugün yüzünde alay yoktu. Oldukça ciddi görünüyordu. Bir müddet yüzümü inceledikten sonra konuşmaya başladı.

- Neden kaçıyorsun benden?

- Kaçtığımı nerden çıkarttın?

- Benimle konuşmamandan.

- Demekki konuşmak istemiyorum.

- Ben konuşmak istiyorum ama.

- Ne hakkında?

- Geçen gece ki konu hakkında.

Mayda'nın önerisini dikkate alarak konuşmaya başladım.

- Çokta önemli bir mesele değildi. Sadece seni gıcık etmek istemiştim o kadar. Yani ilk aşk falan abartılı cümlelerdi. Ciddiye almadın umarım.

Yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirerek yapmıştım konuşmamı. Boysan gözleri kısık bir şekilde beni inceliyordu. Acaba yalan söylediğim hemen anlaşılmışmıydı? Uzun bir süre beni izlediktek sonra konuşmaya başladı.

- Benimle gelirmisin?

- Nereye?

- Gidince görürsün.

Ardından beni kolumdan tutup çekiştirerek merdivenlerden indirmeye başladı.

- Ya ben daha gelirim demedimki! Nereye götürüyosun beni?

- Öylesine sormuştum zaten. Cevabının bir önemi yok.

- Bırak beni! Gelmicem ben.

Cümlemle birlikte durdu. Birkaç saniye yüzüme baktıktan sonra konuştu.

- Eminmisin?

- Evet.

Emrivaki hareketleri hoşuma gitmemişti. Bu yüzden onunla hiçbir yere gitmeyecektim.

- Nereye gideceğimizi merak etmiyormusun?

Beni kısacık zamanda hemen tanımıştı. Meraktan ölüyordum ve bu merakımı bana karşı kullanıyordu.

- Nereye gidicez?

- Gelirsen öğrenirsin.

- Okul ne olcak?

- Okulu o kadar sevmediğini ikimizde biliyoruz bence Belçin.

- Tamam geliyorum.

Merakıma yenik düşmüştüm. Acaba nereye gidiyorduk? Bahçeye çıktığımızda aklıma gelen düşünce ile duraksadım.

- Eşyalarım!

- Arkadaşların alır.

Boysan'ın cevabına sesimi çıkartmadan arkasından ilerlemeye devam ettim. Okulun bahçesinden çıkınca Boysan beklememi söyleyerek yanımdan ayrıldı. Kısa bir süre sonra arabası ile önümde durdu. Ön koltuğu açıp oturdum. Hareket etmeye başladığımızda kızlara eşyalarımı almaları ve beni merak etmemeleri konusunda bir mesaj yazdıktan sonra yolu izlemeye başladım. Uzun bir süre ikimizde konuşmadık ama ben daha fazla dayanamamıştım.

- Nereye gittiğimizi halâ söylemiyecekmisin?

- Hayır.

- Ne kadar kaldı peki?

- Daha çok var.

Soruma cevap alamamış olmak canımı sıkıyordu. Sıkıntı ile tekrar beklemeye başladım. Boysan hiç konuşmuyordu. Canım sıkıldığı için radyodan müzik araştırmaya başladım. Uzun süren bir araştırmanın ardından güzel bir rap parçasına denk gelince arkama yaslanıp dinlemeye başladım. Boysan bir anda bakışlarını bana çevirmişti.

- Ne oldu? Neden bakıyorsun?

- Bu saçma şeyi beğendiğini söyleme sakın.

- Evet çok güzel. Nesi varmış?

Boysan cevap vermeden sadece yüzünü buruşturmuştu. Onun bu haline bende omuz silkerek karşılık verdim. Uzun bir süre daha yol gittikten sonra daha fazla dayanamayarak konuşmaya başladım.

- Geldik mi?

- Hayır.

Bir süre daha yol gittikten sonra tekrar sormaya karar verdim.

- Geldik mi?

- Hayır.

- Offf!

Bir süre daha yol gittikten sonra tekrar söze girdim.

- Şimdi geldik mi?

- Belçin! Daha beş dakika önce sordun. Hayır.

Bana daha uzun zaman geçmiş gibi gelmişti. Boysan'ı daha fazla sinirlendirmek istemeyerek susmaya karar verdim. Bir süre sonra Boysan arabayı durdurup konuştu.

- Geldik.

Rahatlayarak arabadan indim. Şehre gelmiştik ama burada ne işimiz vardı anlamamıştım. Biraz daha ilerleyip iyice incelediğimde şok geçirmiştim. Burası Boysan ile çocukken karşılaştığımız yerdi. Biraz daha ilerlediğimde çocukların beni tekmelediği yere gelmiştim. Çocukluğumdan beri buraya hiç gelmemiştim. Boysan'ın burasını unutmamış olmasıda beni mutlu etmişti.

- Hatırladınmı?

- Hiç unutmadımki.

Cevabımla birlikte Boysan hafifçe tebessüm etmişti. Daha sonra karşıma geçip durdu. Yavaş hareketler ile bileğimde ki tokayı alıp saçlarımı gelişigüzel bir şekilde at kuyruğu topladı.

- Şimdi tamamlandık.

Kurduğu cümle ile gülmeden edemedim. Bir süre daha sessiz kaldıktan sonra Boysan konuşmaya başladı.

- O gün kendime bir söz verdim. Buraya bir dahaki gelişimde bütün sorularıma cevap alıcam diye.

İlk başta neden böyle bir söz verdiğini anlamamıştım ama biraz daha düşününce yine gülümsemiştim. O gün ikimizde birbirimizin hiç bir sorusunu cevaplamamıştık.

- O günden sonra her cumartesi geldim buraya ama seni bir daha göremedim.

- Yaşadığım yurt taşınınca buradan epey uzaklaştım.

- O gün seni neden kovalıyorlardı?

- Toplarını patlattım diye.

Cevabımla beraber ikimizde gülmüştük. Çocukluğumu tekrar hatırlamak güzeldi. Hemde bunu Boysan ile yapmak daha da güzeldi.

- Gerçekten patlattın mı peki?

- Maalesef evet.

Boysan yine uzun uzun gülmüştü. Ne yapabilirdim ki? Ben hep sakar bir insan olmuştum. Bu sefer soru sorma sırası bendeydi. Birazda ben merak ettiklerimi sormalıydım.

- O gün hakkımda ne düşündün ama bak doğruyu söyle.

- Deli olduğunu düşündüm.

- Yaaaa! Doğruyu söyle dedim.

- Tamam doğrusu bu zaten.

Aldığım cevap ile ters ters bakmayı ihmal etmedim.

- Ormanda ilk karşılaştığımızda tanıdınmı beni peki?

- Hayır. Gözlerin yüzünden kafam karıştı. Sanki daha önce tanışmışız gibi hissetmiştim ama nerden tanıdığımı hatırlayamamıştım. Ormanda bıçağı bulunca hatırladım.

Anladığımı belli eden bir baş hareketi ile karşılık vermiştim. Konuşmak istediğim, ona sormak istediğim daha bir sürü soru vardı. Hepsini sormak istiyordum ama Boysan'ın çalan telefonu buna engel oldu. Kısa bir telefon görüşmesinden sonra söze başladı.

- Babam. Gitmem gerekiyor.

Hayal kırıklığı ile suratımı asmıştım. Gitmek istemiyordum. Boysan yüzümden neler düşündüğümü anlamış olacak ki eli ile çenemden tutup başımı hafifçe yukarı kaldırıp göz göze gelmemizi sağladı.

- Merak etme bu konuşmaya daha sonra devam edicez.

Başımı hafif bir şekilde aşağı yukarı salladıktan sonra arabaya geçip yola çıktık.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Ne yani bir kaç dakikalık şey için onca yol mu geldiler? LAN BENZİN KAÇ PARA HABERİNİZ VAR MI!?!