İçeriğe geç

Kızıl Kurt

Bölüm 24 · 8 dk okuma

Kızıl Kurt

Bölüm 24

24. Bölüm

Gözlerimi bir hastanede araladım. Nedenini bilmiyordum ama askerdim ben, her an bir şey olmuş olabilirdi.

Normalde başım falan ağrıması gerekirdi, oysa şu an kendimi acıdan yoksun hissediyordum. Bakışlarım etrafta gezindi.

Sağ tarafımda bir monitör, kalp atışlarımın normal olduğunu gösteriyordu. Sol tarafımda bir masa, üzerinde bir buket çiçek. Kadife çiçeğiydi. Anlamlarıyla pek ilgilenmezdim ancak babamın anneme her görev dönüşü anlamlı çiçekler almasından biliyordum bir kaç tanesini. Bunun anlamı ise yeniden doğuş ve kutsal sevgiydi.

Başımı tekrar etrafa çevirdiğimde, yoğun bakımın kapısından içeri girmek için birinin hazırlandığını gördüm. Bedenini bana doğru çevirdiğinden, gördüğüm kişi asla unutmadığımı düşündüğüm, meğerse ben fark etmeden zihnimin sildiği biriydi. Annem... Ben annemin yüzünü mü unutmuştum? Ya da özlediğim için mi böyle olmuştu?

"Asena'm, kızım... İyi misin anneciğim?" diyen sesi o kadar huzur doluydu, o huzurun bütün içimi kapladığını hissettim. Yanıma yaklaştığını gördüm. Tam dibime gelip, alnıma kocaman bir öpücük kondurdu. Sanki tam orada çiçekler açtı. "Baban da birazdan gelir. Ağrın sızın olursa söyle, olur mu minik kızım?"

Hala gencecikti. Hiç yaşlanmamış gibi. Çok isterdim onu beyaz saçlı, yaşlı hallerini görmek. Oysa şu an onu kaybettiğim günle aynıydı. Aynı saç, aynı giysiler ve aynı çökmüş yüzü. Abimin şehitliğinden sonra çökmüştü. Ama yine de çok güzeldi.

Oturduğum yerde dikleştim. Gözlerimin dolduğunu biliyordum. Odayı, içimde ilk bahar açmasına sebep olan muhteşem bir çiçek kokusu sardı. Bunun dibimdeki çiçeklerden değil de annemden geldiğine emindim. Bir tane gözyaşı süzüldü yanağımdan. İçimdeki özlem söze dökülecek gibi değildi, hızla kollarımı boynuna sardım. Annem... Çok özlemişim...

Onun da bana sarılmasını beklerken, kollarımın arasından sıyrıldı. "Kızım şimdi benim gitmem gerekiyor. Sen iyileşmeye bak olur mu? Ben geri döneceğim, o güne kadar babanı üzme olur mu?"

"Anne! Anne gitme nolur!" Farkında olmadan ağalayışımın şiddetlendiğini farkettim.

"Anne!" diyen sesim ağlamaklı çıktı. Gözlerim hala kapalıydı, her yer simsiyahtı.

Çok uzaklardan bir ses işittim. "Asena! Asena, uyandı! Kardeşim uyandı! Doktor!"

Gözlerimi açmaya çalışıyordum ancak olmuyordu. Kendimi korkunç bir kabusun içindeymişim de, sadece korktuğum anda uyanabilecekmişim gibiydi. Ancak korkmuyordum. Korkamıyordum. Çünkü bu hayatta beni korkutacak tek şey sevdiklerimin zarar görmesiydi. Oysa şu an gözüm kapalı ve hiçbirini göremiyordum.

"Ablam..." diyen Mete'nin sesi geldi yine aynı uzaklıktan.

Göz kapaklarımda kocaman bir ağırlık vardı sanki, açamıyordum. Bir şeyler engel oluyordu buna. Yüz üstü yatıyordum. Ama yüzüm bir boşluktaydı. Neden peki? Sırtıma şiddetli bir ağrı girdi. Ağrısı başıma da vururken, artık hem sırtım hem başım ağrıyordu.

Zihnimi yokladım. En son bana ne olmuştu onu hatırlamaya çalıştım. Göreve gitmiştik. Sonra ben yaralandım ve birileri beni yakaladı. Bir süre tutsak ettiler. Ondan sonrası işkence. İşkence etmişti bir kadın bana. En son ise Alp'in geldiğini duymuştum.

Kadın, Eşyan'dı galiba ismi. Yani herkes ona böyle sesleniyordu. Kendi adı değilse bile takma adıydı.

O sırada biri girdi yanıma. Ayak seslerinden duydum. Doktor diye bir tahminde bulundum.

"Yan çevirip, gözlerini kontrol edin arkadaşlar. Tepki var mı yok mu bir bakın!" diyen tanıdık bir ses işittim. "Yaralarına da bakalım. Hadi arkadaşlar seri, seri!"

Gülüm. Gül'dü bu. İlk defa sesi telaşlı geliyordu.

Beni yan çevirdiklerini hissettim. Gözlerimi açıp ışık tuttular. Diğerine de yaptıklarında, yarama bakmak için karnıma dokunduklarını hissettim.

"Kurşun yaraları temiz. Gözleri de tepki verdi. Ayıldı galiba." diyen başka bir kadın sesi geldi.

Gözlerimi yavaş yavaş açmaya çalıştım. Gözlerimi araladığımda hala yan duruyordum ve karşımda da Gül vardı.

"Gü-l."

"Kuzum..." diyen sesi az önceki emir kipi hallerinin aksine ağlamaklıydı. "Tamam arkadaşlar, normal odaya alıp ağrı kesici verelim. Öncesinde pansumanları değiştirelim."

🐺

Başımda dikilen kılıç timi ve ailemle artık sıkıntı devasaydı. Başımın dibinde her saniye anlıma öpüp sarılan Mete ise daha boğucuydu.

"Ablacım yeter nolur! Boğuluyorum bak!"

"Olmaz! Ya sana bir şey olsaydı ben ne yapardım kız!" Yine bir öpücük kondurup beni daha çok kendine çekti.

Yaram yüzünden sırtımı yatak başlığına yaslanamıyordum. Yara izi ensemden aşağı düz bir şekilde omurgamın yarısından biraz aşağı kadar ilerliyordu.

"Eee komutanım bizi özlediniz mi?" diyen Melih sırıtarak baş ucumdaki sandalyeye oturdu.

Mert'in Azrail bakışlarına maruz kalmış olacak ki gülüşü soldu hemen.

"Hııı, ne demezsin. Çoook." diye cevapladım abartı bir şekilde.

"Gomtanım, valla helal olsun. Bunca şeye yaşamanız mucizeymiş dedi doghtor."

"Salih abi şu k'leri g'ye çevirme kurban olayım. Benim de Türkçem kayıyor sonra." diyen Bora'nın isyanına herkes güldü.

Ben hariç, Mete'nin hayvani gülüşü yüzünden üstüme çullanmasından sırtım sızlamıştı.

"Mete!" dedim acıyla dişlerimi sıkarak.

"Ne oldu? Acıdı mı? Ay abla valla kusura bakma." Salak çocuk. Neyseki salak olsa da seviyordum.

Ellerimi sarı saçlarına daldırdım. Karıştırınca bozuldular diye sızlandı. Artiz.

Hepimiz farklıydık. Kahraman abim, komple babama benzerdi. Mert, Ercüment dedeme. Ben, anneme. Mete ise annemin babası, Nuri dedeme.

"Komutanım, sizi kaçıran kadın nezarette. Bilin diye söylüyorum." diyen Bora'ya döndü bakışlarım.

"Sağol Bora." İçimi rahatlatan şeyler bunlar değildi oysa.

Her şey tamam gibiydi, ancak birinin eksikliğini çok fazla hissediyordum. Alp. Kimseye nerede olduğunu sormak istemiyordum, sadece onun bana gelmesini istiyordum. Kafamda korkunç senaryolar dönüyordu o burada olmayınca.

Mesela beni bırakıp gitmiş miydi? Benden vaz mı geçmişti? Ya da beni mi o kadınla aldatıyordu?

İçimdeki ses ne kadar o seni bırakmaz ya, hem o kadın terörist onu sevecek değil ya dese de yokluğu anca bu etkiyi bırakıyordu zihnimde.

Üç haftadır yoğun bakımdaymışım. O süreçte babam benim yanımdan ayrılmamış. Ben uyanınca da rahatsızlık vermemek adına işinin başına dönmüş.

"Biz artık çıkalım ziyaretin kısası makbuldür. Siz öyle uyanınca bizde hemen gelip görelim dedik. Tekrar geçmiş olsun komutanım." diyen Talat ise şu an ne kadar makbule geçtiğinin farkında olmasa da içten içe kendisine minnet duyuyordum.

Hepsi geçmiş olsun dileklerini iletip çıktı. Odada sadece Mert, Gül, Burak, Mete ve Aslı kalmıştı. Aslı ne kadar eve gitmek için ısrar etse de Mert izin vermemişti. Muhtemelen Melih ile buluşacağını anlamıştı.

Aslı gözlerime beni kurtar der gibi bakınca elimden bir şey gelmiyor der gibi omuz silktim. "Amcacığım?"

"Söyle amcasının gülü."

"Annem mesaj attı. Diyor ki eve gel dedenler gelmiş." dediğinde yalan söylediğinin farkındaydım ama bozuntuya vermedim. Bazı sevenler kavuşamıyorsa başkaları kavuşsun.

Burak'ın neşesi ise yine yerli yerindeydi. "Dedem, dedem gelmiş. Abla hadi eve gidelim."

"İyi birazdan ben bırakırım sizi eve." dedi tavır koyarak.

"Amca ama yapma böyle."

"Nasıl yapmayayım? Sen benim askerimle görüşüyorsun, bundan tüm askeriyenin haberi var ama tek benim yok. Üstüne üstük daha reşit bile değilsin!"

"Ay yeter! Yeter amca! Ben senin kızın değilim! Benim babam yok! Bıraktı bizi! Vatanı için ailesinden vazgeçti! Şimdi bana gelip de onun emanetine sahip çıkıyorum ayağı çekme!" deyip arkasını dönüp çıktı odadan.

Sustu Mert. Sözleri ağır olsada haklılık payı çoktu. Anlıyordum onu.

"Eveet nasılmış benim kuzum?" diyen Gül'ün neşesi ortamı az da olsa bozdu.

Kucağında Uraz ile girdi odaya. Uraz'ı kucağıma alıp sevdim biraz.

"Halacığım, bitanem." deyip yanaklarına öpücükler kondurdum.

Kafamı tekrar etrafındakilere kaldırdığımda en öfkeli bakışlarını bana dikmiş Burak vardı. İlk önce ne olduğunu algılayamadım ardından kucağımdaki Uraz'a indi bakışlarım.

"O bebeyi mi seviyorsun sen artık?" deyip dudak büzdü.

Herkes şaşkın bakışlarını ona dikerken, ben kucağımdaki Uraz'ı Gül'ün eline tutuşturmakla meşguldüm.

"Olur mu öyle şey aşkım benim. Sen benim bitanem, hayatım, her şeyimsin. Uraz da benim yeğenim ya hani."

"Hayır, sen beni sevmiyorsun artık." deyip odadan çıkıyordu ki odaya giren dedem yakaladı onu.

Kucağına alıp yanaklarını öptükten sonra benim yanıma geldi. Burak kucağında kaçmak için çabalarken, dedem onu daha sıkı tuttu.

"Bırak beni! Gitcem ben! Sevmiyor halam artık beni!"

Dedemden kocaman bir kahkaha yükseldi. "O nasıl oluyor koca adam? Halan en çok seni seviyor."

En sonunda Burak dedemin kolunu ısırarak kaçabilmişti. Hepimiz kahkahalara boğulduk.

Dedem kolunu pek takmayıp beni yanıma oturdu. "Balkızım benim. Nasılsın?"

"İyiyim dedem." deyip başımı omzuna yatırdım. Dik durmaktan sırtım ağrıyordu. Hem dedeme yaslanmak iyi gelecekti.

"Ohooo, iyiki yaralandı maşallah bebekler gibi bakıyorsunuz. Bende yaralansam böyle bakar mısınız acaba merak ediyorum." dedi Mert isyan eder gibi.

Mete de ona katılınca dedem ikisini de azarladı. "Susun eşşek sıpaları! Bir kere de ağzınızı hayıra açın!"

"Abi biz ölmüşüz de arkamızdan ağlayanımız yok." dedi Mete, Mert'e konuşarak.

Gül, Mert'in söylediği sözlerden dolayı hemen onun kolunun altına girmişti. Mert ise sözlerinin arkasında duracak kafada bile değildi. Aşık bakışlarını Gül'e dikmiş, bizim aramızdan kopmuştu.

"E ben? Ben? Ben? Ben? Ben yalnız kaldım!" dedi eski dizi oyunculuğunu konuşturarak.

"Tamam! Yeter bu kadar ziyaret. Benim kuzumun dinlenmesi lazım. Ben onun için gelmiştim hem." deyip Uraz'ı Mert'in kucağına attı ve herkesi odadan kovdu. Tabi dedeme hiçbir şey dememişti.

Herkes çıktıktan sonra dedem yüzümü daha iyi görebilmek için az öteye oturdu.

"Madem kaldık baş başa, senle konuşmak istediklerim var balkızım."

Sorgular ifadeyle baktım yüzüne. "Dinliyorum dedem."

"Kara komutan. Seviyor musun sen onu?" demesiyle kaşlarımı çattım.

Neden böyle bir soru soruyordu ki? Hem nereden biliyordu? Ayrıca Alp neredeydi? Aklımdaki sorularla boğulmama dedemin tekrar konuşması engel oldu.

"Bak kızım, ne, neden, niye diye asla sormam. Ama benim balkızım üzülürse ortalığı aleve veririm. Şimdi söyle seviyor musun sen bu komutanı?"

Gözlerim dolmaya başlamıştı. Ama üzüntüden değil, beni seven birilerinin olmasındandı.

Cevap bekliyordu. Bu yüzden bende hızla başımı aşağı yukarı salladım. "Evet."

Sıkıntılı bir nefes verdi. "O zaman bana diyecek bir şey kalmadı. Ama gelip istesin seni. Öyle ben seviyorum demekle olmaz. O zamana kadar da düşüneyim bi verir miyim vermez miyim diye." demesiyle kahkaha attım. Ama sonra onun etraflarda olmadığını hatırlayınca gülüşüm dudaklarımda soldu.

"Dede?"

"Söyle balkızım?"

"Alp, nerede? Dün geceden beri uyanığım ancak bir kere gelip görmedi." dedim ancak bunun ne kadar iyi bir fikir olduğunu bilmiyordum.

Belki önemli bir işi vardır, bu yüzden gitmiştir. Ama dedem bu nedenle beni vermekten de vazgeçebilir.

"Bunu söylemek bana düşmez kızım. Neyse ben seni bırakayım da sende dinlen." deyip alnıma bir öpücük bıraktı. Ardından arkasını dönüp gitti.

Sorgulamadığına göre nerede olduğunu biliyordu. E peki neden söylemiyordu? Yoksa başına bir şey mi gelmişti? Yoksa gerçekten o kızı gerçekten bana tercih mi etmişti?

Aklımdaki sorular kafamın içini kemiriyordu. Ama hiçbirine cevap verenim yoktu.

***

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.