İçeriğe geç

Kızıl Kurt

Bölüm 16 · 7 dk okuma

Kızıl Kurt

Bölüm 16

16. Bölüm

Yazardan

Herkes karargâh'ta eli kolu bağlı bekliyordu. Yapacak iş de yoktu. Şu an görev verselerdi uçacaklardı hepsi.

"Sevgili komutanlarım ve küçük askerlerim." diye ortama giriş yaptı Koray. "Biliyorsunuz ki bu akşam minik Uraz'ımız adına bir kutlama yapacağız. Bu nedenle kıyafet seçiminde yardımınıza ihtiyacım var."

"Alt tarafı meyhanede içip çoşacağız ne bu kadar hazırlık?" diye Koray'ın hevesini kursağında bıraktı Bora.

"Aynen gardaşım, hem benim hanımımın içi rahat değil. Sen böyle giyip dikkat çekersen, hanımım nasıl rahat etsin?" diye araya girdi Salih.

"Benim dikkat çekmek için böyle kıyafetlere ihtiyacım yok. Ben bir bakış atarım hop diye koşarak gelirler. Hem geliyorlarsa bana geliyorlar Salih abim, sen söyle Zehra yengeme içi rahat, hoş olsun. Şimdi sana gelecek olursak filozof eğer bir daha benim modumu düşürecek bir şey söylersen o çeneni başka yerlerinden toplarsın ona göre." deyip öldürücü bakışlar attı.

"Bence siyah keten gömleğinizi giyin komutanım. Yakışır size." diye bir öneri sundu Asaf.

"Aferin lan. İlk defa doğru düzgün cevap verdin." dedi Koray gurur duyarak.

Asena'nın içi hiç rahat değildi, asla böyle bir şey istemiyordu ve hatta sonrasında yalvarmıştı gitmemek için ancak çok geçti, araya Alp komutan da girmişti. Pek istekli değildi ancak kara böcüğü sarhoş anında yakalarsa konuşturabileceğini düşündü. Sonuçta sarhoş insanlar akıllarına ilk geleni düşünmeden söylüyorlardı, bu yüzden derdini anlayabilirdi diye düşündü.

🐺

Hepsi oturmuş sohbet ediyorlardı. Gelmişlerdi çok istedikleri yere, içmişlerdi istedikleri kadar. Gelmek istemeyen Asena bile herkesten çok içmişti.

Hepsi Mert'e zorla içirmeye çalışıyorlardı, ama Mert inatla içmeyi reddediyordu. Eve düzgüm kafayla dönmek istiyordu, çünkü artık baba olmuştu.

"Lan iyi ki oğlun oldu! Bizim de oldu da bu kadar görgüsüz olmadım" dedi Salih.

Telefonuna mesaj gelmesiyle telefonuna gömüldü Talat. "Beyler bir fotoğraf çekip Nazlı yarime yollayacağım. Durumumuzu merak ediyormuş." dedi ayağa kalkmaya çalışarak.

Fotoğraf çekindikten sonra Melih girdi araya. "Bana da yolla kardeşim, Aslı'ma yollayayım. Merak etmiştir ela gözlüm."

Mert o anlık pek idrak edemedi ne dediğini, çünkü zorla da olsa içirmişlerdi.

"Bir saniye, bir anım geldi aklıma." diye yüzüncü anısına başladı Asena. Alkol ona yaramamıştı, çenesi düşmüştü. "Biz küçükken yeni taşınmışız, ben mahalledeki kızlarla anlaşmaya çalışıyorum ama yok hepsinin elinde bebek anca oyun oynuyorlardı. Böyle bir günde de Tuncay geldi yanıma, tabi daha tanımıyorum kendisini. Takımda eksik var biriniz oynasın diyor. Ben öne atılıyorum, beni küçümsemez mi?" Tam o sırada geleni anlamış ve Asena'yı durdurmak için yapmadığını bırakmamıştı Tuncay. "Üff bir dur Tuncay. Neyse işte bön bönla-" Tuncay devam etmesini beklemeden eliyle ağzını kapattığından sonu gelmemiş ama bir kaç kelime boğuk çıkmıştı.

Bir yandan onların bu halini gören Alp ise ateş saçan bakışlarla onları seyrediyordu. Gerek var mıydı bu kadar temasa diye düşündü. Ona karşı ne hissettiğini pek bilmiyordu ama bildiği tek bir şey vardı; Asena eşsiz biriydi. Her haliyle hemde.

"Kızım sussana! Ne diye içtin bu kadar!" diye hala Asena'yı susturmanın peşindeydi Tuncay.

Olaya Asaf müdahale oldu. "Komutanım durun bi. Merak ettim şimdi sonunu, bırakın da anlatsın Asena komutanım."

"Aynen ya, ama ilk defa benden daha çok konuşan birini görüyorum, onurum kırıldı." diye yalandan bir üzüldü Melih.

Asena hevesle sonunu anlatmaya devam etti. "Ben dedim kazanırım bu maçı ama sizde bana dondurma alırsınız. Kazandım da ama Tuncay almadı dondurma. Harbi ya niye almamıştın?" diye bir soru sormak için ondan tarafa döndü Asena ancak bu durum birbirlerine fazla yakın olmalarına sebep olurken Alp'in sinirleri boyunu aşmaya başlamıştı. Kaşları artık kopacak kadar çatıktı.

"Yeter bence bu kadar eğlence! Hepinizin de kafa bir milyon zaten gidin evinize, hadi!" diye ortamı bozdu.

Asena'nın yüzü düştü. "Ama benim daha anlatacak çok şeyim vardı!"

"Kendine sakla onları da, özel hayatın sonuçta değil mi Asena?" dedi laf sokmak için ama Asena o kadar sarhoştu ki güldü sadece.

Alp hepsini tek tek dışarı gönderdi ve hesabı ödeyip o da çıktı. Hepsi tek bir taksiye dolup askeriyeye gitti çünkü kızlar Gül'ün yanında kalacaklardı. Geriye de bir tek Asena ve Alp kaldı. Taksiye binmeden Mert Asena'yı da almayı düşündü ancak Alp 'ben hallederim' der gibi elini havaya kaldırdı.

"Ay dünya bu kadar hızlı dönüyor muydu ya? O zaman günler daha hızlı mı geçiyor?" Bakışlarını gökyüzüne dikmiş saçma sapan sorular soruyordu Asena.

Alp siniri yüzünden aksi bir şekilde cevap verdi. "Hı hı, evet hatta bugün ben 400'üncü yaşıma bastım Kızıl Kurt!"

Asena'nın bakışları Alp'ten yöne kaldırınca, uzak bir şeye bakıyormuş gibi kıstı gözlerini. "Aaaa, meteor!" diye saçma bir tespit yaptı.

"Yok devenin nalı!" diye yükseldi Alp.

"Bir de konuşuyor! Adın ne senin meteorcuğum?" diye ciddi bir soru yöneltti Asena. E kafası güzeldi tabi, şu an ne dese ona mantıklı geliyordu.

Ağzında bir kaç küfür yuvarladı Alp ama yine de sorusunu yanıtsız bırakmadı. "Alp! Beğenmediysen söyle yavrum değiştirelim!"

"Yok beğenmedim. Alpteor, bu olsun adın. Sonuçta meteorsun. Alp ve meteoru birleştir, al sana Alpteor." dedi ve daha fazla dengesini sağlayamadı. Tam sendeleyip yere düşecekti ki son anda Alp tuttu.

Elleri karşısındaki kızın belinde ve yüzleri bu kadar yakınken hiç hoş değildi. Ama Alp daha fazla kıyamayıp kucağına aldı Asena'yı. Evi yakındı Asena'nın bu yüzden arabayı bırakmıştı, hem az da olsa alkol almıştı araba süremezdi. Eve varana kadar ise Asena hiç susmamıştı.

"Sen birine benziyorsun yaa." Elini dudağının altına koymuş düşünüyordu Asena. "Ha buldum! Benim bi komutanım varda ona benziyorsun. Adııııı, adı neydi ya? Hah şey, Alp. Namı diğer Kara böcüğüm."

"Ne, ne, ne? Kara böcek mü? Sen niye bana hep böyle takma isim veriyorsun? Daha iki saniye önce de meteora benzetip başka bir isim taktın! Daha yaratıcı olabilirdin, Alpteor ne! Hiç mi insan gibi bir imajım yok senin gözünde Kızıl Kurt?"

"Sus!" dedi ağzına vurup. "Sen zaten meteorsun. Bi dakika, ben az önce bir meteorun dünyaya gelişini mi izledim? Aman Allahım! Bunu kara böcüğüme anlatırsam sence etkilenir mi?"

Bu kısımda sırıttı Alp, aklından sadece şu cümle geçti; 'Sarhoş bir zihin, ayık bir yürekle konuşur' İsviçreli bir yazarın bu anı ifade edebilecek en güzel sözü diye düşündü. Ayıkken kendimize söylemeye engel olduğumuz şeyleri, sarhoşken o engellerin kalkmasıyla dile getirmenin anlamına geliyordu.

"Etkilenir, hem bence etkilenmesi için bunu anlatmana da gerek yok ama neyse." diye mırıldandı.

Kapının önüne geldiğinde ise durdu; anahtar yoktu. "Asena, anahtarın nerede?"

Asena, Alp'in kucağından atlayıp merdivenin korkuluğuna tutundu. Önce bi elini cebine attı, sonra diğer cebinde. En sonunda ise "anahtarım yoooğğk." diye saçma bir şaşkınlık içindeydi.

Alp dişlerini sıktı. "Tamam üzerinde yok, e olurda kapıda kalırsan diye hiç mi dışarı saklamadın?"

Önce bir düşündü Asena, sonra sırıttı. Sırıtışı küçük kahkahalara dönüştü. Bu halinden biraz da olsa tırsmıştı Alp. Neden gülüyor diye düşündü.

"Sen," dedi başparmağını Alp'in göğüsüne bastırarak, "sen varya, çok akıllısın. Çok hemde. Var tabi olmaz mı? Ama nerede, hadi bul sana şeker vericem."

Alp sabır çekti. Sabırlı değildi asla, öyle ki şu an neden böyle bir mesuliyet kabul ettiğini sorguluyordu.

"Neyse tamam tamam, şaka." dedi küçük bir gülümsemeyle. Daha sonra ise bakışlarını kısıp ve bir gözü kapalı bir şekilde başparmağı bu sefer dolabın üzerini işaret etti.

Alp elini dolabın üzerine atar atmaz anahtarı kaptı ve kapıyı açtı. Bu sırada Asena midesinin bulantısından sendeleyerek tuvalete koştu. Alp içeri girip, ayılması için ona acı bir kahve hazırladı.

"Off başım ağrıyor ya! Sen yoksa beni taşırken kafamı bir yere mi çarptın?" diye girdi salona Asena.

Alp'in sinirleri bozulduğu için bir elini ağzını atıp gülmeye başladı. "Gerçekten inanılmaz bir insandın. Gel şu kahveyi içte kendine gel."

"Öğğk kahve sevmem ben, bana çay yapsana." Bu sözlerinin ardından Alp bakışlarını ona dikti ve şaka yapmış olmasını diledi. Ancak Asena hiçte şaka yapıyor gibi durmuyordu.

"Keyfimizden mi kahve yaptık sanki al iç şunu," deyip önüne iteledi Asena iştahsız bir şekilde aldı kupayı eline. "Dikkat et ama sıcak!" diye de ekledi.

Kahvesini bitirmesini bekledi. O sırada da Asena'nın yüzünü inceliyordu. Çilleri vardı burnunda. Güzeldi. Asena kahvesini bitirip konuşmaya devam edince ayağa kalktı ve onu odasına götürdü.

Odaya girince başucunda ki resime takıldı bakışları. Ailesiyle çekildiği bir fotoğraf. Üzerinde yıllar önce tanışma fırsatı olduğu Kahraman da vardı.

Asena'yı yatırır yatırmaz odadan çıkıyordu ki bileğini kavrayan küçük bir elle durdu. Onu kendine çekti o el. Bileğini bırakıp yanaklarından tuttu Asena ve dudaklarına sert ama küçük bir öpücük bıraktı.

"Her kadının yakışıklı birinin öpücüğüne ihtiyacı vardır." dedi Asena ancak gözleri yavaş yavaş kapanıyordu.

"Her sabrın da bir sonu vardır Kızıl Kurt. Sabah bunu hatırlarsan, muhtemelen bana küfür edersin ama hiçte kusura bakma sen kaşındın." dedi Alp.

Bu sözlerinin ardından yapıştı Asena'nın dudaklarına. Bir daha dokunamayacak gibi sertti öpüşü. Asena hazırdı bu gelişe, onun da öpüşü sertti. Asena, Alp'in hızına yetişemese bile bırakmaya niyeti yoktu.

Nefessiz kalana kadar öptü, eğer devam ederse kendini tutamaz diye durdu Alp. Yeter diye tekrarladı kendine. Sonrasında üzerinde örtüp gitti. Ama az önceki dudaklarda bir şeyler vardı diye düşündü. Ona iyi gelen şeyler.

Bölüm sonu

1 yorum