İçeriğe geç

Kızıl Kurt

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Kızıl Kurt

Bölüm 1

1. Bölüm

Wattpad kapandığı için buraya paylaşacağım tüm bölümleri. Açıldıktan sonra buradan sileceğim.

Her gün Wattpad’de paylaştığım bölümleri paylaşacağım ve devamını da Wattpad’le beraber paylaşacağım.

Şimdiden iyi okumalar, öpüyorum hepinizi.

🇹🇷

Kolumdaki yarayla saatlerdir yürüyordum. Yaşayacağımdan şüpheliydim ancak ölmeyecektim, en azından böyle değil.

Görevdeydim, yarım saati aşkındır kolum kanıyordu ve sarmama rağmen çok kan kaybetmiştim. Yine inadım tutmuş ve bizimkileri arkada bırakmıştım ancak bir çatışmaya maruz kalıp yaralanmıştım.

"Gomtanımmm," diye bir ses geldiği kulağıma ancak halüsinasyon gibi geliyordu. Çünkü saatlerdir buna benzer sesler duyuyordum.

Arkamı döndüğümde Salih vardı. Ankaralı Salih timin en safıydı, saf ama sevdiklerine. Karşısındaki düşmanıysa Einstein kesiliyordu.

"Gomtanım, nerdesiniz siz? Saatlerdir sizi arıyoruz." Bana doğru koşarak nefes nefese soluklandı.

"Salih!" deyip boynuna atladım zira saatlerdir tek bir insan sıfatı görmemiştim.

"Gomtanım yapmayın evliyim ben, garım var benim, o üzülür bende bunu istemem."

"Abartma Salih, saatlerdir insan yüzü gördüğüm yok. Anlık refleksti. Ee tim nerede?"

"Hepimiz seni arıyoruz, herkes bir yerlere dağıldı. Bekleyin de mikrofondan haber vereyim." Timdekilerle konuştuktan sonra oldukları yerin koordinatlarını verdiler ve bizde oraya doğru ilerledik.

"Murat albay bizi gesecek vallah! Başımızı belaya sogtunuz be gomtanım."

"Abartma lan!" deyip ensesine bir sille çaktım. "Ben konuşurum onunla hiçbir şey olmaz."

Uzaktan tim gözüküyordu ve tam önde de Mert, benden 1 yaş büyük abim, burnundan soluyordu bana doğru kötü kötü bakarken.

Yaklaştıkta bakışları daha da korkunç bir hal alıyordu ama pekte umrumda olduğu söylenemezdi.

"Kaç defa daha bizi peşinden koşturacaksın, ha? Sen hiç akıllanmaz mısın ya, bir insan hiç akıllanmaz mı? Aklımı yitireceğim az kaldı!" diye çıkıştı bana doğru tüküre tüküre.

"Asena! Dinlemiyor musun sen beni?"

"Ay Mert, yeter! Ben senin kuklan değilim senin emrinde yürüyecek, bu yüzden beni rahat bırak!"

"Ne rahat bırakması görmüyor musun halini, yaralanmışsın!"

"Olabilir, ne bekliyordun? Düşmanların beni pamuğa sarıp başımda ninni söylemesini mı?"

"Kardeşim, bittiyse gidebilirmiyiz, ha? Helikopter bekliyor da."

"Tabi Tuncaycığım, zaten daha ne kadar fırça yiyebilirim ki böyle saçma sapan konulardan." diye Mert'in yerine cevap verdim.

Mert tam tekrar kızacaktı ki Tuncay 'tamam ben hallederim' der gibi elini havaya kaldırdı.

Helikoptere ilerlerken aynı zamanda, "hazırlan yavrum, askeriyede seni çok güzel süprizleri bekliyor!" diye uyardı Tuncay.

"Kim söyledi?" dedim hemen öfkeyle. Yerimize yerleşmiştik bile.

"Kim olacak bizim boşboğaz Melih!" dediği an Melih'e çevirdim sinirle bakışlarımı. O ise oturduğu yere siniyordu.

"Komutanım, biz bir şey demeyecektik üstlere ancak bizimki yine durmadı." dedi Bora yanındaki Melih'i bakışlarıyla işaret ederek.

Bora Korkmaz, zengin bebesi ama iyidir. Eğitimli, saygılı ve dürüsttür. Ama pek bir sıkıcı, filozof gibi her konuya bir açıklama yapıyor.

Melih Gonca, az önceki olduğu gibi boşboğazdır kendisi. Anca laklak eder ve gizemli ela gözlüsünü dilinden düşürmez.

Tuncay Erdem, Mert'le çocukluk arkadaşımız. Üçümüz hep birlikte büyüdük ve aynı askeri liseye gittik. Bizim karşı apartmanda otururdu. Ailesi hala oradaydı ancak biz artık yoktuk. Bana çok düşkündü çünkü benimle aynı yaşata olması gereken ama vefat etmiş bir kardeşi vardı. Kansere yenilmişti.

Ve yanımızda olmayan daha diğerleri, Koray Bağcı, Talat Bulut ve Asaf Yıldırım. İşte bizim tim, Kılıç timi. Her zorluklara beraber aşar, yarını düşünmeden bela peşinde koşarız.

Ben ise üsteğmen Asena Akçay. Kendim hakkında diyecek bir şeyim yok çünkü pek bir hayatım da yok. Tek yaptığım vatanımı korumak, ben babamdan böyle öğrendim ve böyle devam ediyorum.

🐺

"CILDIRDIN Mİ SEN ASENA! NE DEMEK TİMİ GERİDE BIRAKIP KENDİ BAŞINA İÇERİ DALMAK! BİR DAHA OPERASYONA ÇIKMIYORSUN!"

"OLMAZ ÖYLE! Ben hiçbir şey yapmadım. Ben bu askeriyeye gelirken sana ne dediğimi hatırlıyor musun baba? Bence gayet iyi hatırlıyorsun ve demiştim ki 'sırf babamsın diye, ne benim görevime ne de vatanım için yaptığım fedakarlıklara karışma' peki sen ne yapıyorsun? Her konuda kısıtlama getiriyorsun, bazı görevleri başkalarına devrediyorsun. Ben bunun için asker olmadım, ben bu ülke için kanımın son damlasına kadar mücadele edeceğim." Bıkkın bir nefes verdi ve pes edip odasına gitti.

Babam, Albay Murat Akçay, bizi pek gözü görmezdi ancak en ufak hatamızda bize yapmadığını bırakmazdı.

Bir de küçük erkek kardeşim vardı Mete. İstanbul'da yaşıyordu, bizden uzakta ama her hafta sonu buraya geliyordu.

"Ne yapıyorsun yavrum?" diyen Tuncay'ın sesiyle arkamı döndüm.

"Hiç dalmışım öyle. Ee sen ne yapıyorsun, konuştun mu Suzan teyzeyle."

"Hıhı, selamları var. Bir ara da yemeğe bekliyorlar," tam devam edecekti ki bakışlarımla cümlenin sonunu kıvırdı "bekliyorlardı ama siz gelmezsiniz diye sizin yerinize reddettim."

"İyi yaptın, ee sen niye dinlenmiyorsun?"

"İyiyim ben yavrum, sen dinlen. Ha bu arada, yeni biri gelecekmiş time. Yüzbaşı, ismini pek kullanmadığı için bilmiyorum ama lakabı Kara komutan."

"Ne alaka, siyahi miymiş adam?"

"Of Asena nereden çıkarttın şimdi bunu? Gözü kara biriymiş, birde kara kaş kara göz bir şeymiş."

"İyyy, kapkara." dediğimde güldü. Erkeklerle pek ilişki gözüyle bakmazdım ancak sarışın erkekler daha çekiciydi bana göre.

"Gomtanımmmm, yetişin!" diye bana doğru koşan bir adet Salih vardı.

"Ne oldu?"

"Gül yenge yine Mert gomtanımdan habersiz köylere gitmiş. Ama bu sefer çocuklara aşı yapmak için okullara gitmiş. Mert gomtanım da burnundan soluyo valla."

"Of be gülüm ya, iyi ettin de bugünü mü buldun," diye kendi kendime söylendim, hasteneye gide gide.

Gül, abimin eşi, benimde ortaokul arkadaşım. O da bizimle büyüdü ama daha çok mahalledeki kızlarla oynamayı severdi ben ise erkeklerle futbol. İnsanlara yardım etmeyi, doktorları sevmeyen çocuklara kendini sevdiren ve yaşlılarla sohbet etmeyi çok sevdiği için doktor olmuştu. Pek tatlı pek saf pek temiz kalplidir benim gülüm. Mert gibi birini de onun gibi biri zapt edebilirdi zaten. Bazen de acımıyor değilim canım arkadaşıma.

Hastanenin önüne geldiğimde, Mert öfkeli bir şekilde banka oturmuş Gül ise onu sakinleştirmek için Mert'in elini kendi karnına koymuştu. Evet hamileydi 6 aylık, Akçay ailesine bir erkek daha, aman ne güzel.

Aslı da olmasa tek kız ailede takılıyordum. Aslı ve Burak, şehit düşen en büyük abimin çocukları. Defne yengem de eşi, iki çocukla Ankara'da ailesi ile kalıyordu, arada çocukları buraya getirirdi. Benim evde kalırdık, ben göreve giderken askeriyeye bırakırdım onları.

Abim ise Kahraman Akçay, ismi gibi kahramanca şehit oldu. Annemi de kaybettim. Alışveriş yaparken ona suikast düzenlendi ve vefat etti. O günden beri hiçbir şey aynı olmadı.

Bölüm sonu

1 yorum