(Darien açısından)
Ellie uyuyana kadar bekledikten sonra sessizce çıktı. Sessiz ormanın içinde yürürken botları beyaz karları eziyordu. Ormanda kendi botları hariç sadece kuşların sesi vardı. Yarım saat kadar sonra saray göründü. Artık amacı sessiz yürümek değildi. Ayaklarını yere vurarak tahta kapağı aramaya başladı. Bulduğunda yere eğilip tahta kapağın üstündeki karları temizledi ve cebindeki anahtarla kilitlerini söktü. Sarayın içine doğru giden tünel büyük büyük dedesi Arthur tarafından Venatheria’nın kuruluşunda yapılmıştı. Yapılma sebebi ise mitler ve tanrılar onlara saldırırsa kaçmak içindi. Tuhaf diye düşündü. Şimdi mitlerden biri insanlardan kaçmak için kullanıyordu.Sarayın çalışma odasına açılan tünele girip yürümeye devam etti.
“Darien.”
Darien hızlıca arkasını dönüp etrafa baktı. Etrafta her zamanki gibi kimse yoktu.
“Ne var yine ne istiyorsun! Söylediklerini yaptım kızı kurtardım.”
“Sakin ol küçük Mare. Asıl şimdi başlıyoruz. Ben sana söyleyene kadar ona sakın ismini verme. Ya da kim olduğunu.”
“Benim adım Mare değil! Ayrıca artık kim ve ne olduğunu söyle!”
“Güçlerine hala kavuşmak istiyorsun değil mi?”
Homurdanarak yoluna devam etti. Zaten sesde susmuştu artık. Kafasının içindeki ses bir haftadır ona talimatlar veriyordu. Kızı kurtar. Yalan söyle. Şövalye. Sesi küçükkende duyduğunu hayal mayal hatırlıyordu. Zindandan çıktığından beri ilaçları kullanmayı bırakmıştı. Tıpkı mavi gözleri ve saçları gibi sesde dönmüştü. Ve istediği şeyler karşılığında ona güçlerini geri vereceğini vaad etmişti.
Sonunda tünelin sonundaki kapıya vardı ve kitaplıkla gizlenmiş kapıyı ittirdi. Çalışma odasını aydınlatan şömine odayı ısıtmış ve birazda is kokmasını sağlamıştı. Pelerini ve çantasını masasına bırakırken kalçasıyla masadaki küçük siyah kutuyu düşürdü. Hizmetkarlardan talep ettiği mücevher sonunda gelmiş olmalıydı.
Kutuyu masaya koyup yerleştikten sonra ilk kutunun kapağını açtı. Aslında müceveherleri sevmezdi ama kafasındaki ses sarayın bodrumdaki tarihi eserler koleksiyonundan bu mücevheri istemişti. Nasıl göründüğünü bilmiyordu bilmiyordu ses sadece mücevherin adını söylemişti.
Kutunun içi kadife kumaştan yapılmış lacivert renkteydi. İçindeki küçük yastığın üstünde düz tek bir taştan oluşan zincirli bir bileklik vardı.
“Darien bu sana son kez soruşum olacak. Güçlerini geri istiyor musun?”
Darien cevabı çoktandır biliyordu. Güçlerini geri kazanmak uğruna gerekirse canını verirdi, güçlerinin olmadığı her saniye kalbinde ki boşluk daha da büyüyordu.
“Evet.”
Ses onaylayıcı bir ses çıkardı. Darien hala kutudaki mavi bilekliği inceliyordu. Daha önce gördüğü mavilere göre çok soluktu. Sanki üzeri tozlanmış ve kimse ona bakmamıştı.
“Bilekliği tak.”
“Neh?”
“Bilekliği tak. Tabi güçlerini istiyorsan.”
Bir kez daha sorgulamadı. Bilekliği taktığı, taşın değdiği yerler sanki kızgın bir demir batırmış gibi acıyordu. Bağırmamak için pelerininin ucunu ısırıp lanetler okudu. Çok değil sadece bir kaç saniye sonra acı geçmişti. Garip. Bileği artık üşüyordu. Pelerini kenara atıp bilekliğe bakmaya çalıştı. Bilekliğin önceki halinden eser yoktu. Şimdi daha parlaktı. Kahverengi bir deri bileğini sarmış ve lacivert tonundaki taşı sarmalamıştı.
“Seni uyarmalıydım.”
“Biraz erken oldu ha?”
Kutuyu kapatıp çekmecesine koydu.
“Söylesene Darien hala kim olduğumu öğrenmek istiyor musun?”
Darien bu soruyu beklemiyordu. Ona defalarca sormuştu fakat çoğu zaman bırak konuşmayı yanıt bile vermemişti.
“Kesinlikle.”
“Peki beni öğrendiğinde bende korkarsan?”
“Umrumda bile değil. Günlerdir bana bu eziyeti kimin yaptığını öğrenmek istiyorum!”
Ses biraz homurdandı. Sanki çok kararsızdı. Sonra sesler tamamen kesildi. Sadece şöminenin çıtırtısı karın sesi ve Darien in kalp atışları vardı.
“Pekala.”
Bu sefer ses kafasının içinden değil arkasındaki pencereden gelmişti. Sandalyeyi hışımla ittirip arkasını döndü. Çok genç belki kendisiyle yaşıt bir adamdı. Ondan sadece bir parmak uzundu. Dağınık beyaz saçları dolunayda parlıyordu. Gözleri… gördüğü en parlak maviydi belkide. Simsiyah takımı ise fiziksel özelliklerinin hepsine tezattı.
“Merhaba mare.”
Darien o an ne diyeceğini bilemedi. Sadece onu süzüyordu. Tekrar konuştuğunda belki saniyeler geçmişti ama Darien için saatlerdi hatta belkide günler.
“Sen…”
Çapkınca sırıttı.
“Arven. Arven Lyra”
Darien hışımla gözlerini açtı. Nerede olduğunu anlayamadan etrafa bakındı. Hayır, hiç bir şey değişmeşti. Değişen tek şey karanlık olan havada güneş doğuyordu. Her şey bir rüya mıydı? Ya da kabus? Elini kaldırıp bileğine baktı bileklik hala yerindeydi.
Hayır… rüya değildi.
Arven Lyra yaşıyordu.

