Ablam Güneş bana döndü oldukça meraklı görünüyordu. “Sen ne zamandır bu ekiptesin ve savaş sırasında neredeydin?”
“13 yıldır bu ekipteyim majesteleri. Ben savaştan sonra 1 yıl boyunca esir kaldım, en son öldü sanıp ormana atmışlar sonrada Kuzey beni bulmuş. Sonrasıda zaten birkaç ay içinde kendime gelmişim.” Anladım dercesine kafasını salladı.
Kral Alaz elindeki evrakları sertçe masaya koydu. Oldukça düşünceli görünüyordu. “Eğer hızlı olmazsak muhafız Gökçe’ninde dediği gibi halk açlıktan telef olacak. Hızlı ve zekice bir plan yapmamız lazım ayrıca 4.500 asker bize yetmez çok daha fazlası gerekiyor.”
“Askerlerimizin hepsi üst düzey eğitimlerden geçti majesteleri, hepsi işlerinde oldukça iyiler.” Dedi Kuzey.
“Ne kadar eğitimli olurlarsa olsunlar kişi başına en az 50 kişi düşüyor, saray oldukça kalabalık ve korunaklı. Savaşı kazansak bile birçok askerimizi kaybederiz.” Kralın cevabıyla hepsi susmuştu çünkü fazlasıyla haklıydı.
“Halka yardımlar yapıp kendi safımıza çeksek.” Kraliçe’nin önerisiyle herkes ona döndü. “Halkın şu an en ihtiyacı olduğu şey erzak ve para, bunları onlara temin ederek kendi safımıza çekebiliriz ayrıca halk zaten yeni krallıktan nefret ediyor bu işimizi daha çok kolaylaştırır.”
Bu sefer konuşan Emek oldu. “O kadar erzağımızın olduğunu sanmıyorum halk fazlasıyla muhtaç ancak bizde bunu karşılayacak imkan yok. İmkanlarımız çok sınırılı.”
Düşünceli bir şekilde önümüzdeki kocaman haritaya bakıyordum. “Bizden çıkacağını kim söyledi?” Herkesin gözleri meraklı bir şekilde bana dönerken planımı anlatmaktan çekinmedim. “Kraliyet soyluları ve en başında ailesi büyük bir zenginlik ve ziyafet içinde yaşıyor bildiğiniz gibi. Onların halktan zorla gasp ettikleri, dolandırdıkları veya çaldıkları malları onlardan geri alıp sahibine vereceğiz. Yani onların çaldığı malları onlardan çalıp asıl sahiplerine teslim edeceğiz buna paralar da dahil.”
“Bu çok zor olmaz mı?”
“Her işte bir zorluk vardır Emek.”
“İyide bu biraz şey olmaz mı…yanlış?”
“Yanlışlık yapmıyoruz Duru sadece hırsızların çaldıkları malları sahibine geri veriyoruz.”
“Aslında mantıklı.” Kral önündeki haritayı işaret etti. “Sadece Grandoria değil Elenor’dan da alacağız. Böylece hem halkı kendi safımıza çekeceğiz hem iki krallık arasına nifak tohumları ekerek birbirlerine savaş açmalarını sağlayacağız hem de ekonomik olarak zayıflamalarını sağlayarak kazanma oranımızı yüksekteceğiz. Yani..”
“Bir taşla üç kuş vurmuş olacağız.” Diyerek kocasının sözünü tamamladı kraliçe.
Aslında bu kadarını ben bile düşünmemiştim. Beyni nasıl çalışıyor bu kralın, bir insan bu kadar zeki olabilir mi?
“Ve babanızın veliahtı açıkladığı da dahil birçok belgeyi onlardan geri alarak onları tamamen köşeye sıkıştıracağız.” Kuzey’in ciddi anlarda fazlasıyla zeki olduğunu söylemiş miydim? Bence söylemeliydim çünkü bu da çok mantıklıydı.
“Eğer izniniz olursa ben saraya girip abimle bu konuyu hallederim majesteleri.” Duru’nun oraya girmesi aptallık olurdu. Her ne kadar bu işlerde iyi olursa olsun yine de hiç özel göreve gitmemişti. Merakla krala baktım vereceği cevap oldukça önemliydi.
“Sen gitme Duru henüz o kadar deneyimli değilsin. Gökçe gitsin o bu işte fazlasıyla iyi.”
Bir insanın vereceği cevap en fazla bu kadar mutlu edebilirdi. Burada kaldığım süre boyunca her gece krizler geçiriyordum bileklerimdeki kesikler dirseklerime kadar ulaşmıştı. Kraliçeyi her gördüğümde biraz daha kendimi kaybediyordum. Hava almak bana çok iyi gelirdi. “Emredersiniz majesteleri.”
“Ben-“
“İki kişi dikkat çekeriz Kuzey saray fazlasıyla korunaklı ne kadar az kişi olursak o kadar iyi, ben hallederim hem merak etme.”
Oflayarak onayladı.
“Üç gün sonra Gökçe belgeleri almaya gidecek ve bir hafta sonra da malları almaya başlayacağız herkes hazırlıklı olsun.” Emek’e döndü. “Emek gizli bölgenizden yalnızca 20 asker seç en iyileri ve en sadıkları olsun malları alma işlerinde yardım edecekler.”
“Emredersiniz majestleri.”
Ayağa kalktı. “Şimdilik bu kadar yeterli yarın seçtiğin askerleri getirirsin sonra yeni planlar kurarız.” Yavaşça ortamdan uzaklaştı. Ardından herkes yavaş yavaş gitti, bende odama gittim tabi.