Vadiyi kaplayan o habis sis dağılmış, geride sadece paslı zırh yığınları ve rüzgarın taşıdığı küller kalmıştı. Gökçe Hatun, avuçlarında tuttuğu Alaca’nın zayıf kalp atışlarını yüreğinde hissediyordu. Turgut Alp, kanlı baltasını toprağa silerek yanına yaklaştı; yüzünde hem zaferin yorgunluğu hem de yoldaşına duyduğu derin bir keder vardı.
"Kurt Kızı," dedi Turgut sesi titreyerek. "Alaca olmasaydı... O kaya bizi oracıkta ezecekti."
Gökçe cevap vermedi. Gözlerini kapattı ve başını Alaca’nın başına yasladı. O an, Börü usulca yanlarına gelip burnunu kartalın kanatlarına sürttü. Kurt, kartal ve hatun... Üçü arasında görünmez bir ışık köprüsü kuruldu. Gökçe, Şaman Akça’nın öğrettiği o eski yakarışı mırıldanmaya başladı:
"Gökten gelen ışık, yerdeki cana değsin. Kanatları rüzgar, gözleri güneş olsun. Tengri’nin emaneti, ölümün elinden dönsün."
Kanatlı Şifa ve Gizli Yol
Gökçe’nin avuçlarından yayılan hafif, altın rengi bir parıltı Alaca’nın kırık kanatlarına süzüldü. Kartal, hafifçe silkindi ve gözlerini açtı. Uçacak kadar güçlü değildi ama hayata tutunmuştu. Gökçe, yoldaşını heybesinin en güvenli köşesine, yumuşak kumaşların üzerine yerleştirdi.
"Şimdi İznik zamanıdır," dedi Gökçe, Sümbül’e atlarken. "Leon, sarayının koridorlarında zafer sarhoşu olurken biz kapısına dayanacağız."
Kılık Değiştirme ve Sızış
İznik surları, devasa birer dev gibi göğe yükseliyordu. Ana kapıdan girmek imkansızdı. Ancak Gökçe, çocukluğunda babasından duyduğu eski bir efsaneyi hatırladı: Yılanlı Menfez. Şehrin atık sularının boşaldığı, unutulmuş ve tılsımlanmış bir tünel.
Turgut ve Gökçe, üzerlerindeki Kayı sembollerini gizleyerek eski birer gezgin tüccar kılığına büründüler. Börü ise Gökçe’nin tek bir komutuyla ormanlık alanda pusuya yattı; şehir içinde bir kurt dikkat çekerdi ama dışarıda, Gökçe’nin çağrısını bekleyen en büyük silahtı.
Tünelin içine girdiklerinde, duvarların soğukluğu ve nemi ruhlarına kadar işliyordu. Leon’un kara büyüsü buraya kadar sızmıştı; tünelin duvarlarında fısıldayan yüzler, onları geri döndürmeye çalışıyordu.
Zindandaki Işık: İlk Yüzleşme
Tünelin sonu, Leon’un ayinlerini yaptığı mahzenin tam altına açılıyordu. Gökçe ve Turgut, ağır bir demir kapağı sessizce kaldırıp kendilerini loş bir koridorda buldular. Havada yanık et ve kükürt kokusu vardı.
Tam o sırada, koridorun sonunda mor peleriniyle süzülen bir silüet belirdi. Bu Leon’un ta kendisiydi. Elindeki kristal küreye bakarak kendi kendine mırıldanıyordu. Gökçe, yayını gerdi; bu, intikamın en yakın olduğu andı.
Ancak Leon aniden durdu ve başını yavaşça arkaya çevirdi. Yüzünde, insanın kanını donduran o çarpık gülümseme belirdi.
"Hoş geldin, Kurt Kızı," dedi Leon, sesi duvarlarda yankılanarak. "Alaca'nın kanı hala ellerindeyken, buraya ölmek için mi geldin, yoksa kaderini teslim etmek için mi?"
Leon elini kaldırdığı anda, mahzenin dört bir yanından aynalar yükselmeye başladı. Her aynada Gökçe’nin farklı bir korkusu görünüyordu: Obasının yanışı, Osman Bey’in esareti ve Börü’nün ölümü...
"Aynalara bakma Gökçe!" diye bağırdı Turgut, ama sesi bir boşlukta kayboldu.
Gökçe, aynaların ortasında tek başına kalmıştı. Leon’un büyüsü, onun kurt ruhunu parçalamaya çalışıyordu. Tam o sırada, heybesindeki Alaca’dan zayıf ama keskin bir çığlık yükseldi. Bu ses, aynaların yarattığı illüzyonu bir kılıç gibi kesti.
Gökçe Hatun, gözlerini Leon’un doğrudan gözlerine dikti. "Benim kaderimi aynalar değil, Tengri yazar!" diyerek atıldı.
6. Bölümde Neler Olacak?
- Gökçe, Leon'un ayna tuzağından nasıl tamamen kurtulacak?
- Börü, dışarıdaki muhafızları dağıtıp şehre girebilecek mi?
- Leon’un asıl amacı sadece Söğüt mü, yoksa Gökçe'nin kanındaki kadim bir sır mı?