İçeriğe geç

KIZIL ÇALIKUŞU

Bölüm 7 · 18 dk okuma

KIZIL ÇALIKUŞU

Bölüm 7

7.Bölüm: BİRBİRİNİ TAMAMLAYAN İKİ PARÇA

Umut. Kurşun yediğim anda bile kalbimde koca bir umut ağacı vardı. Bebeklerimin ölmeyeceğine dair kocaman bir umut ağacı.

Bebeklerimin öldüğünü öğrendiğimde ise o ağaca biri balta vurmuştu. Bana kurşun sıkan kişi benim umut ağacıma balta vurmuştu.

Pencerenin önündeki çiçeğe su vermek isterken o pencereden bir kurşun girdi ve bebeklerimi aldı benden.

Pencerenin camı paramparça oldu. Sulamak istediğim çiçeğin saksısı yere düşerek parçalara ayrıldı.

Bedenime bir kurşun girdi.

Ve ben bebeklerimi kaybettim.

Dikişlerim patladıktan sonra aldığım sakinleştirici uyuturken şimdi uyanmıştım. Camdan baktığımda gece olduğunu anladım. Heryer karanlıktı. Ve benim her yerim ağrıyordu. Yaram ve basım çok ağrırken aslında en çok ağrıyan yerim... Kalbimdi.

Gözlerimi açtığımda odada sadece Barış Karahanlı vardı.

Savaş'ı görememiştim. Beni yalnız bırakmazdı.

Yatakta uzanırken Barış Karahanlı'yla göz göze geldim.

"Barış? Savaş nerde?"

SAVAŞ KARAHANLI'DAN

Arabayı son sürat kullanırken gideceğim yerde beni bekleyen bir piç vardı.

Araz Kaya.

Kendi kaşınmıştı. İki yıl önce onu uyarmıştım. Ancak o sadece şerefsizlik peşinde koşup bana yakalanıyordu. Ve bundan hiç pişman olmuyordu.

Deponun önüne geldiğimde sert bir şekilde durdurdum arabayı. Depodan içeri koca bir öfke ile girdiğimde deponun içindeki soğuk tenime çarpıyordu.

İleride hafif ışıklandırmalar kullanmıştık. Arkamdan gelen adım sesleri ile arkamdaki kişinin Toprak olduğunu anladım. Adım sesleri sert ve otoriterdi çünkü.

"Nerde o şerefsizin evladı?"

"İleriden sola döndüğünde görürsün. Buraya getirene kadar çok zorlamış bizim çocukları. Bende getirdiklerinde biraz hırpaladım bunu. Gerisi sende," aynı hizadan yürümeye başladığımızda yüzündeki sert ifadeyi profilinden gördüm. Hep böyleydi. Sert ve soğuk.

Dediği yere geldiğimizde durdum. Ve ileride sandalye üzerinde oturmuş hâlde ecelini bekleyen Araz Kaya piçine baktım. Onu görmek bile sinirlerimi tepeme çıkarıyordu.

"Sen sonuna kadar git. Biz çukuru açtık,"

"Yok çukur olmaz. Bu it toprak altına girmeyi bile hak etmeyen bir pezevenk."

"Peki ne yapacağız? Öldürüp kenara atamayız," dudaklarımda kendini belli eden kibirli bir gülüş oldu.

"Yakacağız. Ateşe atıp cesedini yakacağız,"

"Vaaay, ateşle oynayacak ve Araz'ı yakacağız yani,"

"Aynen öyle Toprak," derin bir nefes aldım. "Hadi başlayalım," dedim ve Toprak'tan siyah deri eldivenlerimi aldım.

Hızlı adımlarla itin yanına gittim ve karşısına bir sandalye çekerek sandalyeye ters oturdum.

Göz göze geldiğim piç bana gülerek baktı. Yanağındaki derin yara izi iki yıl önceki yaptığı şerefsizliğin cezasıydı.

"Vay vay vay, kimleri görüyorum. Savaş Karahanlı? İki yıldır görüşemiyoruz, özlettin kendini. Ah doğru bebek bekliyordun sen, değil mi? Bak unutmuşum, artık bebek falan da yok ortada." Yumruğu suratına çakmak istiyordum ancak sabredecektim. Gerekli materyal olmadan bir şey yapmayacaktım.

Bağlı olduğu sandalye iki yıl önce bağlandığı sandalye ile aynıydı.

"Eee anlat bakalım Savaş Karahanlı. Bu sefer ne tür işkenceler yapacaksın bana?" Dudaklarımda tehlikeli bir gülüş oluşurken Araz'ın arkasında gördüğüm Batu ve ellerindeki asit, balta ve daha bir sürü alet ile keyfim iki katına çıktı.

"Lan Savaş ellerim koptu la şunları taşıyacam diye. İnşallah adam akıllı bir işkence yaparsın biz de keyif alırız la,"

"Şüphen mi var Batu?"

"Hee en iyi işkence yapan benim diyon? Helal la" sandalyeden kalktım ve Araz piçinin karşısına geçtim. Elleri ve ayakları sandalyeye bağlı olduğu için bir bok yapamıyordu bana.

"Araz Kaya. Şimdi seni öldürmemem için bir sebep ver, yoksa en acı şekilde öldürürüm seni. Sonuçta sen benim bebeklerimi öldürdün,"

"Senin bebeklerin? Güldürme beni Karahanlı. Bebeklerin öz babası sen değilsin. Alçin annesi ama sen babası değilsin. Ve ben gerçek babalarını çok iyi tanıyorum,"

"Boş yapma da seni gebertmemem için bir neden ver. Kaldı ki geçerli bir nedenin olsa bile geberteceğim seni,"

"Bak şuanda bebeklerin babasına bakıyorsun. Ben o bebeklerin hem babası hem katiliyim,"

Yok artık!

Yalan söylüyordu, yapamazdı o kadar pisliği!

"Benim karıma sen mi tecavüz ettin yani?" Diye sordum yüzüme oturan öfke ile yüzüne yaklaşırken.

"Aslında tek başıma yapmış sayılmam. Baban Alçin ile evlenmene bu kadar kolay neden izin verdi sence?"

Yok anasının...

Babam yapmazdı.

"Yalan söylüyorsun," diye kükrediğimde güldü.

"Yalan mı? Git babana sor bakalım. Alçin'e tecavüz ettiğim gün o da uzaktan bizi izliyordu, beni tanımış ve başta ne kadar kızarsa kızsın sonradan onun da hoşuna gitti. Eğer o gün sen Alçin'i alıp babanlarla tanıştırmasaydın babam Alçin'i bulup bir tur da o sikecekti. Alçin'i ilk gördüğü günde beni aradı, 'tecavüz ettiğin kadın Savaş ile evleniyor üstelik Savaş'tan hamile olduğunu söyledi' dedi bana. Bende bırak evlensinler ben hallederim, dedim. Yani baban o bebeklerin senden olmadığını, benim karına tecavüz edip onu hamile bıraktığımı hatta ve hatta karını vurduğumu biliyordu."

Kahkahalarla gülmeye başladığında sinirim iyice tepeme çıktı. Ben ne duruyordum ki?

Sağ elimi yumruk yaparak tam suratına çaktım yumruğumu. Elmacık kemiğinin kırılma sesini duyduğum da Batu'nun küfürü kulaklarıma ulaştı.

"E sen bunu dövüyorsun. İşkence yapmak yok mu?" Toprağın sesi ile ikinci yumruğu atmaktan vazgeçtim.

"Hayır eğer yapamayacaksan söyle ben halledeyim," başımı iki yana sallamakla yetindim ve Batu'nun getirdiklerinden baltayı aldım elime.

Araz'ın karşısına geçtiğimde tepkisizdi.

"Karıma tecavüz ettin? Bebeklerimi öldürdün." Dedim ve ayaklarının önüne eğildim.

"Sağ mı sol mu?" Soruma cevap vermedi. Ama ben ona sordum, cevap vermeyen kendisiydi.

"Okey, ben seçerim o zaman." Dedim ve baltayı kaldırdım. Sol ayakkabısının burnunu üç parmak genişliğinde ölçerek baltayı indirdim.

Şerefsizin haykırışı depoda yankı yaparken sol ayak parmakları ayakkabı ile birlikte kopmuştu. Kan yerlerde süzülürken aklıma Alçin'in kanlı bedeni geldi ve diğer ayağına da aynı şeyi yaptım.

İfadesiz bir şekilde ayağa kalktığımda acıdan terleyen yüzünü gördüm.

"Benim karıma demek? Benim olana?"

"O zamanlar sana ait değildi diye hatırlıyorum," dediğinde sinirlendim ve tuzu aldım poşetlerden.

Tuzu açarken aynı zamanda konuştum.

"O ilk günden beri benimdi!" Diye haykırdım ve kan akan ayaklarına boşalttım tuzu. Acı haykırışı tekrar yankı yaptı depoda.

"Hafiften başladın Karahanlı," dedi Toprak. Batu yüzünü buruşturmuş şekilde bizi izlerken Toprak ifadesizdi.

"Aynen, hafiften başladım. Biraz desibeli arttıralım," diyerek asidi aldım. Araz'ın karşısına geçtim yeniden.

Yüzüme yayılan tehlikeli gülüşe gülerek karşılık verdi salak. Şimdi olacaklardan habersizdi çünkü.

Asidi erkekliğine döktüm.

Araz acı ile haykırırken güldüm. Hatta kahkaha attım.

"Ulan adını hiç haketmiyon la,"

"Ne alaka Batu?" Toprak ve Batu konuşurken ben karşımda acı ile haykıran piç kurusuna aldığım haz ile ifadesizce baktım sadece.

"E oğlum bunun adı Araz. Ama adının ilk hecesi yok bunda," Toprağın göz devirdiğine adım gibi emindim.

Erkekliği erirken depoda yanık et kokusu yayılmaya başladı.

"Şimdi bu erkek değil mi?"

"Batu biraz daha boş konuşursan aynısını sana ben yaparım" Toprak Batu'yu uyarırken ben acıdan kızarmış ve terlemiş olan bu kansıza nefret ile bakıyordum.

"Benim karıma tecavüz etmenin bedeliydi bu. Ancak bedelini tamamen ödemedin.

Bu sefer çivileri aldım poşetten. Köşede duran çekici de alarak Batu ve Toprak'a bir baş hareketi ile komut verdim ve Araz'ın kafasını tuttular.

"Benim karıma tecavüz etmek ha? Benim olanın canını yakmak ha?" Diyerek elmacık kemiğinin üzerine bir çivi tuttum ve çekici çiviye vurdum. Anında kanlar boşalırken aldığım hazın tarifi yoktu.

Cebimde titreyen telefonumu açmak için işkenceme ara verdim. Çekici ayağımın dibine koydum. Cebimden telefonu çıkardım ve arayanın Alçin olduğunu gördüm.

Deri eldivenlerim ile cevapladım aramayı.

"Savaş,"

"Söyle yavrum,"

"Nerdesin? Uyandığımda göremedim seni, korktum. Barış'a sordum işi çıktı dedi. Nerdesin sen?" Yorgun çıkan sesi kalbimi acıttı.

"Sana bir şeyler almaya çıktım Kalbim. Korkmana gerek yok. Geleceğim bir saate,"

"Dikkat et," sesi çok yorgun çıkıyordu. Kalbim yorulmuştu.

"Tamam yavrum sen uyu dinlen. Bir saate ben geleceğim," diyerek kapattım telefonu.

Karşımdaki kansız acıdan terlemişken bir de yüzsüz yüzsüz güldü.

"Altımda inleyen kadın hastanelik mi olmuş?" Diyerek güldüğünde ayağımın dibindeki çekici aldım, onun dibine kadar girdim ve suratına vurdum.

Bir kere vurdum, yetmedi. İki kere vurdum, yetmedi. Üçüncüye vurdum gene yetmedi.

"Şansını çekiç ile vurarak harcama istersen. Daha bir sürü alet var," Toprak'ın sesiyle durdum ve çekici yere fırlattım. Yüzü kan içindeyken güldü. Güldüğü için yanağındaki derin yara izi buruşmuştu.

O yarayı da ben yapmıştım. O yarayı yapma sebebim ise ihanet etmesiydi.

Ben Savaş Karahanlı'ysam bu piçi öldürecektim.

Toprak bana bıçak uzattığında başımı salladım sinirle.

Toprak'ın bana tepkisizce uzattığı bıçağı aldım ondan. Araz Kaya'ya geri döndüm ve tam gırtlağına sapladım bıçağı. Minik bir hareket ile bıçağı döndürürdükten sonra bıçağı sertçe indirdim aşağı. Göğüs kafesini bıçak kesemedi ancak göğüs kafesinin bitişinden itibaren derinlemesine yarıldı karnı. Dudaklarından kopan acı haykırış son nefeslerinden meydana gelmişti.

Acımadım. İçimde en ufak bir acıma duygusu yoktu.

Hatta daha çok sapladım bıçağı, daha çok ve daha derin kesikler açtım bedeninde.

Ben, benim karıma tecavüz eden ve bebeklerimi öldüren bir piçi öldürmüştüm. Ve bundan bir saniye bile pişman olmamıştım.

"Yakın bu piçi. Hemen şimdi," diye bir komut verdim Toprak'a.

"Tamamdır, zevkle" diyerek karşılık verdi Toprak.

Heryerim kan lekeleri ile boyanmıştı.

Deri eldivenlerimi çıkardım ve bir kenara attım. Leş gibi şerefsiz kanı kokuyordum.

Şimdi sırada Yakup Karahanlı vardı.

"Batu!" Diyerek seslendim arkama bakmadan.

Batu koşar adım yanıma geldi, "N'oldu?"

"Bana silahımı ver. Temizlenmesi gereken son bir piç kaldı. Onu da temizleyerek karımın yanına gideceğim,"

"Tamamdır," dedi ve belinden bir silah çıkardı. Silahı aldığım gibi hızlı adım arabama doğru ilerledim.

Kendimi arabaya atar atmaz motoru çalıştırdım ve son sürat Yakup Karahanlı'nın evine sürdüm.

.

Üç tane sıralı evlerin önüne geldiğimde, ortadaki evin tam önüne çektim arabayı.

Arabayı indim ve hedefimdeki evin bahçesinden içeri girdim.

Kapının önüne geldiğimde kapıyı sert bir şekilde çaldım. Çok geçmeden kapıyı Yakup Karahanlı açtı.

Eceline yürüyerek geldi.

"İçeri geçelim, tek kelime etme." Dedim ve içeri girdim. Kendisi arkamdan kapıyı kapatarak geldiğinde ben salona girdim. Oturmadım koltuklara. İşimi halledip gidecektim. Kendisi salona girdi ve karşımdaki koltuğa oturdu

"Hayırdır Savaş? Ne bu şimdi? Annen, abin hatta Sema bile hastanede senin karını beklerken sen neden burdasın?"

"Seni öldürmek için," dediğimde yerinde dikleşti.

"O ne demek?"

"Araz Kaya," dedim dediği şeyi duymazdan gelerek. Oturduğu yerde gerim gerim gerildi.

"Benim karıma tecavüz eden, karımı vurarak bebeklerimizi öldüren piç Araz Kaya. Hatırladın mı? Hatta onun karımı vuracağını bile biliyordun. O benim karımı tecavüz ettiğinde sende tecavüz etmek istedin değil mi? Ama ben onun elinden tutup evleneceğim kadın olarak bu eve getirdiğimde bu planın suya düştü. Hatta bebeklerin benden olmadığını bile biliyordun, değil mi? O yüzden evlenmemizi bu kadar kolay kabullendin?" Sertçe yutkundu, gerilmişti ancak bunlar benim umurumda bile değildi. İstediğini yapabilirdi. Korkabilirdi, hatta korkudan altına bile işleyebilirdi. Umurumda değil. Ben onu öldürecektim.

"Bak Savaş,"

"Savaş Savaş Savaş Savaş! Hep Savaş! Yeter lan, benim kadınıma zarar veren herkesi tek tek gebertmeden içim rahat etmeyecek. Bu yüzden eceline merhaba de sevgili babacığım, Yakup Karahanlı." Silahımı çıkardım ve karşımdaki babam olacak bu kansıza doğrulttum silahımı. Bu hareketimden Bir saniye bile pişman olmadım.

Ben karıma zarar verenleri öldürmekten de, işkence etmekten de bir saniye bile pişman olmadım.

Yakup Karahanlı, ona doğrultuğum silahı gördüğünde korku ile ayağa kalktı.

"Savaş, oğlum saçmalıyorsun şu anda. Bir kadın için babanı, öz babanı mı vuracaksın"

"Benim kadınıma zarar veren herkese öldüreceğim. Ve evet o kadın için seni vuracağım ve bundan ölsem bile pişman olmayacağım, Yakup Karahanlı. Tıpkı senin karıma tecavüz etmeyi planlamaktan pişman olmadığın gibi." Dedim ve namluyu tam alnına doğrulttum. Gözlerinde korku parlarken ateş ettim. Tam alnına giren kurşun beynini dağıttı.

Ben kendi babamın katiliydim ve bunu sevdiğim kadın için yapmıştım, bu yüzden asla pişman olmadım. Babam pislik bir şerefsizken bunu yaptığım için de asla pişmanlık duymayacaktım.

Ortalık kan gölüne dönerken ben hiçbir şey olmamış gibi evden sessiz sedasız bir şekilde çıktım.

Evden tamamen çıktıktan sonra kendi evime girdim. Karımın vurulduğu eve.

Eve girdiğimde içime bir burukluk oturdu.

Pencerenin camları yerlerdeydi ve yerde sevdiğim kadının kanı vardı.

Yatak odama çıktım ve gardola

bımdan tişört aldım. Hızlıca üzerimi değiştirdim çünkü hastaneye kan içindeki tişörtüm ile gidersem pek hoş olmazdı.

Kan kokusunu gidermek içinse koca bir parfümü boşalttım üzerime.

Evden çıkarak arabaya bindim ve hastaneye sürdüm arabamı.

***

ALÇİN'DEN

Ölüm. Yaş demeden, boy demeden, hiçbirşey dinlemeden herkesin başına gelebilecek bir şey ölüm. İnsanı sevdiğinden koparıyordu. En acı vedalaşmanın yaşandığı tek şey bence ölüm.

Benim bebeklerimi burmuştu ölüm. Benim bebeklerime ölüme götüren bir kurşundu.

Daha cinsiyetlerini bile bilmiyordum tek bildiğim şey ikiz olduklarıydı. Acıydı ama gerçekti.

Gerçeklerde hep acı olmaz mıydı zaten?

Odada sadece Barış Karahanlı ve ben vardım. Savaş bir şeyler almak için gittiğini söylemişti. Birazdan gelirdi zaten.

Odanın kapısı açıldığında Barış kimin geldiğini biliyormuş gibi bakmadı kapıya. Ben ise direkt kapıya dikkat kesildim.

Gelen Savaş'tı. Elinde bir tane pastane poşeti vardı.

"İyi misin kalbim?" Diyerek yanıma geldiğinde Barış Karahanlı odadan çıktı

Savaş benim uzandığım sedyeye oturduğunda burnuma parfümünün kokusu geldi. Kendi kokusu vanilyalı dondurma kokusuyken, parfümü barut gibi kokuyordu.

"Gittiler, değil mi Savaş?" Savaş bana sıkıca sarıldı.

"Melek oldular kalbim. Ama hep bizimleler," elini kalbimin üzerine koydu. "Hep buradalar," dediğinde gözlerim doldu ve bende ona sıkıca sarıldım.

"Geçmeyecek değil mi?"

"Geçecek, ama izi kalacak. İzine dokundukça acıtacak ama alışacağız. Ben senin yanındayım, sen benim yanımdasın. Asla yalnız bırakmam seni. Acın acım, canın canım ve bu ölsem gene de değişmeyecek. Söz veriyorum." Burnumu çektim ve kendimi daha fazla bastırdım ona.

"Bunu kim yaptı ki?" Diye sordum ağlamaklı çıkan sesimle.

"Yapan kişi ölmüş," başımı kaldırdım ve yüzüne baktım.

"Ne?"

"Yapan kişiyi bulmak için araştırmalar yaptım ancak adam ölmüş," başımı tekrar göğsüne sakladım. Sorgulamayacaktım. Sorgularsam gerçekler yüzüme çarpardı ve ben güçsüz düşerdim.

Birden telefonum çaldı. Savaş'tan ayrılarak sedyenin yanımdaki sehpaya uzandım ve telefonumu aldım.

Savaş arayanın kim olduğunu merak eden gözlerle bana bakıyordu.

Kimin aradığına bakmadan direkt telefonumu açtım ve kulağıma götürdüm.

"Alo?"

"Alçin! N'aber?"

"Su? Sen misin?"

"Benim tabi şapşal. Kim olacak?"

Su. Çocukken aynı yetimhanede kaldığım arkadaşım. Ama onu evlat edinmişlerdi ve bir daha görüşememiştik. O zengin bir aileye verilmiş, yurt dışında yaşamaya başlamıştı.

"Numaramı nereden buldun?"

"Ben bulurum Alçin. Ee nerdesin? Valla havalimanındayım ve çok yorgunum. Sana geleyim mi konum at. Hem dertleşiriz."

"Hastanedeyim Su," dediğimde endişeli sesi geldi kulağıma.

"Ne?! Neyin var?"

"Hastaneye gel, anlatırım. Konum atıyorum,"

"Bekliyorum," dedikten sonra telefonu kapattım ve konum attım. Telefonu tekrar sedyenin yanındaki sehpaya koydum.

"Kim o yavrum?" Tekrar Savaş'a sarıldım ve başımı göğsüne saklayarak cevap verdim.

"Su. Aynı yetimhanede kaldığım bir kız. Onu zengin bir aile evlat edindikten sonra yurt dışında yaşamaya başladı. Orada okudu, orada büyüdü. Şimdi gelmiş, beni görmek istemiş." Bir eli başıma çıktı ve başımı okşadı.

"Kalbim,"

"Efendim,"

"Sen neden üniversite okumuyorsun?"

"Savaş ben yirmi yaşındayım ve on sekiz yaşıma kadar yetimhanede kaldım. Yetimhaneden çıktıktan sonra bir pansiyonda kalmaya başladım ve bir şeyler dikerek ödedim pansiyonun parasını. Üniversite düşünecek kadar maddi gelirim yoktu."

Savaş derin bir nefes aldı. Başımı göğsünden kaldırdı ve iki elini yüzüme koydu.

"O zaman çabucak iyileşmeye bak Kızıl Çalıkuşu. Çünkü iyileştiğin ilk saniye üniversiteye hazırlanacaksın,"

Ne diyordu bu adam? Yirmi yaşındaydım. Üniversite için en standart yaş on sekiz, en fazla on dokuz iken ben yirmi yaşında ne yapacaktım orada?

"Savaş saçmalama istersen? Bu yaşta ne işim var benim üniversitede?"

"Ne güzel işte, başka erkekler sana çok yanaşmaz. Evet evet. Güzel, iyileşte üniversiteye hazırlanmaya başla," histerik bir şekilde güldüm.

Birden kapı çaldı ve içeri iki adam girdi. İkisi de yakışıklı ve uzun boylulardı.

Biri simsiyah saçları, bembeyaz teni ve masmavi gözleri olan gür saçlı bir adamdı. Sert, ciddi ve ifadesizdi.

Diğeri kumral, ela gözlü ve uzun boyluydu. Diğeri kadar sert ve soğuk görünmüyordu. Sıcak bir hava veriyordu insana.

Savaş adamlara döndü.

"Toprak ve Batu. Onlar da benim arkadaşlarım." Dediğinde hangisi Toprak hangisi Batu anlayamamıştım. Savaş'ın kollarından iyice ayrıldım ve yerimden kalkarak sedyede oturur pozisyona geçtim.

"Hangisi Toprak hangisi Batu?" Dediğimde sıcakkanlı adam bir adım öne çıktı ve sağ elini havaya kaldırdı.

"Batu ben. Diğer soğuk arkadaş ise Toprak. Sende Savaş'ın karısı, değil mi?" Başımı salladım ve elimi uzattım.

"Alçin bende," uzattığım elime bir bakış attı ve uzattığım elimi sıktı.

"Batu."

Ellerimiz ayrıldıktan sonra adının Toprak olduğunu öğrendiğim adama uzattım elimi.

"Alçin," diyerek adımı yineledim.

Bir adım geldi bana doğru ve elimi sıktı.

"Toprak," dedi soğuk sesi ile.

Bu sırada doktor girdi odaya kapıyı çalarak.

Sedyenin ucunda durdu ve bir hemşire de yanına geldi.

"Geçmiş olsun Alçin hanım. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?"

"Yorgun. Ama bir an önce bu hastaneden çıkmak istiyorum." Dediğimde doktor tebessüm etti.

"Verdiğimiz ağrı kesiciler ve diğer ilaçlar ağır gelmiş olduğu için yorgun hissetmeniz normal. Yarın taburcu olabilirsiniz. Hemşire hanım yaranıza bir pansuman yapsın dilerseniz," başımı salladım.

Savaş yanımdan kalkıp arkadaşlarının yanına geçtiğinde sedye üzerinde uzanır pozisyona geçtim ve karnımı açtım.

Hemşire pamuğa tentürdiyot döktü ve pamuğu klemp arasına alarak yarama sürmeye başladı.

Pansumanımı bitirip hemşire ve doktor odadan çıktıklarından sonra Toprak ve Batu ikili koltuğa oturdu. Savaş yanıma gelip benimle beraber sedyenin üzerinde oturur pozisyona geçti.

Kapım tekrar çalındı ve odaya tüm neşesi ile Su girdi.

"Alçin! Kızım hiç haber-" yanımdaki Savaş'ı, ikili koltukta oturan Toprak ve Batu'yu gördüğünde diyeceği ne varsa yarım kaldı ve öylece bakakaldı.

"Şey.. bu beyler kim?"

İkili koltuklarda oturan Toprak ve Batu'yu gösterdim ilk önce.

"Toprak ve Batu." Dedikten sonra Savaş'ı gösterdim başımı Savaş'a doğru yan yatırarak.

"Bu da Savaş. Kocam," dediğimde şok içinde kaldığını anlamak için Su'yu tanımaya gerek yoktu.

"Yalnız bir şey diyeceğim. Ben biraz patavatsızımdır ağzıma geleni söylerim. Çok güzelsiniz. Adınız gibi bir içim susunuz valla," dedi Batu. Sonra güldü çok komik bir şey demiş gibi.

"Alçin.. sen evlendin mi?"

"Evet Su. Evlendim." Dediğimde bayılacak gibi geri sendeledi.

Ve tabi ki gözleri kaydı ve bayıldı.

Gözlerimi devirdim. Toprak ve Batu Su'nun bayılmış oluşuna şaşırırken Savaş kaşlarını çatmıştı.

"Biriniz şu kadını yerden kaldırsın. Kadın iki seksen yerde yatıyor." En sonunda mantıklı konuşmayı yapan Savaş olmuştu.

"Doktoru mu çağırsak?"

"Gerek yok Batu. Birazdan uyanır. Ama yerde öylece yatmaya devam ederse uyandığında çok pis söylenecek," dediğimde Toprak ayaklandı ve Su'nun yanına giderek tek hamlede kucağına aldı.

"Batu kalk ordan da şu prensesi yatırayım," dediğinde Batu kalktı ve üç sandalyeden birine ters oturdu. Toprak ikili koltuğa Su'yu yatırdıktan sonra Batu'nun yanındaki sandalyeye oturdu.

"Oğlum sen niye kucaklıyorsun kızı?"

"Alçin uyandığında söyleneceğini söyledi, Batu. Çok konuşan insanları sevmem."

"Hee tabi tabi öyledir hee. İnandım bende,"

Toprak göz devirdiğinde Su çoktan uyanmıştı ve kıpırdanmaya başlamıştı.

"Çok çabuk ayıldı," diye Savaş'a Su'ya bakarak cevap verdim.

"Küçükken de öyleydi, nedenini bilmiyorum." Dediğimde Su çoktan gözlerini açmış etrafı inceliyordu.

"Günaydın pamuk prenses," diyen Batu'ya göz devirdi ve uzandığı yerden doğruldu.

Toprak, Su'ya dik dik bakarken Su da ona ters ters bakıyordu. Bakışları ile savaşa girmiş olsalardı ortalık net kan gölüne dönerdi.

"Ooo ben bir aşk kokusu alıyorum. Enemy'den Love'a dönüş, mükemmel. Nefretten aşk doğacak ufff ortalık aşk koktu," diyerek güldü ve kahkahaları arasından, "Lan ne birbirinize öldürecek gibi bakıyorsunuz, maziniz varsa söyleyin bilelim dadaşlar," diyerek daha çok kahkahalara boğuldu.

Toprak elinin tersi ile Batu'nun alnına vurduğunda Batu sandalyede zar zor dengesini toparladı ve gülmeyi kesti.

"Harbiden lan siz niye birbirinize dik dik bakıyorsunuz? Maziniz falan var mı cidden?"

"Savaş saçmalama sende. Bu boş boğazlı it ne dediğini bilmiyor," Toprak'ın sözleri ile Batu, ben ve Savaş kaşlarımızı kaldırarak birbirine dik dik bakmaya devam eden ikiliye baktık.

"Şimdi ben bir şey diyeceğim bir dakika," diyerek Toprak'ın yanından kalktı ve sandalyesini Toprak'tan biraz uzağa çekerek yeniden ters oturdu.

"Şimdi bunlardan biri Su, diğeri Toprak ya. Evlenip çocuk yaptıklarında çocukları da çamur mu olacak?" Kahkaha attığında Savaş dudaklarını birbirine bastırırken ben yanağımın içini ısırdım.

Toprak ve Su ise ters ters Batu'ya baktılar. Batu'nun gülmesi artık domuz sesine döndüğünde kendimi tutamadım ve Batu'nun gülüşüne gülmeye başladım. Savaş'ta kendini tutamayarak gülerken, Su'da gülmeye başladı. Toprak yüzündeki soğuk gülümseme ile başını iki yana salladı.

Batu sakinleştiğinde ortalık sessizleşti bir süre.

"Alçin aşk olsun. Evleniyorsun ve beni çağırmıyorsun öyle mi? Çok çok çok aşk olsun,"

"Çok ani oldu. Biz bile anlamadık,"

"Ani mi oldu? Neydi yani? Hamile miydin bu kadar acele ettin? Hayır yani onda da dokuz ay süreniz oluyor. Aceleye gerek kalmıyor. He bu arada çocuk ne zaman? Ona çağırın bari," sorusu kalbimi sıkarken Savaş'ta benimle aynı şeyi hissetmiş olacaktı ki derin bir nefes çekti ciğerlerine. Toprak ise konuyu dağıtmak amacı ile Su'ya ters ama haklı bir cevap verdi.

"Ona seni niye çağırsınlar kızım? Ne yapacaksın orda? Çekirdek çitleyerek nasıl yaptıklarını mı izleyeceksin yoksa komut mu vereceksin sen daha sert ol sen daha yavaş ol diye? Ne yapacaksın?"

Heh, çok haklı bir konuya değinmişti. Ne yapacaktı ona haber verdiğimizde?

"Sana ne be? İster komut veririm, ister ayaklarımı uzatır çekirdek çitleyerek nasıl yaptıklarını izlerim. Seni ne ilgilendirir?"

"He söyleseler bu dediklerinden birini yapacaksın yani?" Diyen Batu'ya ters ters baktı, Su.

"Bu ne kadar salak biri ya? Allah akıl verirken sıradan mı kaçmış bu? Ne kadar patavatsız, ne kadar salak bir karakteri var bunun," dedi Su.

Batu ise kaşlarını hayretle kaldırdı ve Su'ya baktı.

"En azından bir karakterim var. Karaktersiz değilim," dediğinde Savaş'tan kısık sesle bir 'Ooo' gelmişti.

"Ha ha, çakma ve bozuk olduktan sonra senin karakterini çok harcarlar şekerim. Elinde karakter falan da kalmaz, kalsa da bir işine yaramaz." Diye cevap veren Su'ya Batu karşılık vermek için dudaklarını aralamıştı ki Toprak devreye girdi.

"Eğer birbirinize iki ergen gibi laf sokmalarınız bittiyse biraz susun da kafa dinleyelim."

Batu ters ters Toprak'a baktı. Su ise bilmiş bir tavırla cebinden telefonunu çıkararak oyalanmaya başladı.

Bir süre sessizliği dinledik hepimiz.

Sessizliği bozan benim biricik arkadaşım Su oldu.

"Alçin,"

"Efendim," diyerek döndüm Su'ya.

"Bir hafta sonra doğum günün, bir şeyler yapmak ister misin?" Tam gerek olmadığını söyleyecek iken Savaş konuya daldı.

"Bir hafta sonra doğum günün mü? Madem öyle o zaman illa ki bir şeyler yapacağız."

"Gerek yok,"

"Konu sensen, güzel olan herşeye gerek var," dediğinde önüme döndüm.

"Halam doğum yaptı bir hafta önce, fotoğraf atmış." Dediğinde tam bana fotoğrafı gösterecekti ki elimi kaldırarak onu durdurdum.

"Şimdi gösterme. Belki sonra," Su bu hareketimle afallasa da başını salladı.

"Kuzum sen iyi misin yaa? Bebek konusu açıldığında birden moralin düşüyor?"

"Düşük yaptı. Daha doğrusu bir kansız onu vurdu ve o şekilde kaybetti bebeklerini," diye pat diye söyledi Toprak sert sesiyle.

Su şok olmuş gözlerle bana baktı.

"Ben hastaneye başka bir şey için gelmişsindir diye düşündüm. Yani bu kadar büyük bir şey olduğunu düşünmedim. Özür dilerim canım,"

Başımı iki yana salladım.

"Önemli değil. Sende bilmiyordun. İkiz meleklerimiz oldu bizimde işte," dediğimde başını eğdi.

Benimde hiç hoşuma gitmiyordu bebeklerimize ikiz melek demek. Keşke hiç gitmeselerdi.

"Savaş,"

"Söyle Kalbim,"

"Biz bebeklerimize ikiz meleklerimiz veya bebeklerimiz diyoruz ya, niye bir isimleri yok?"

"Cinsiyetlerini bilmiyorsunuz çünkü," diye ortaya atladı Batu. Gözlerimi devirerek başımı iki yana salladım.

"Unisex isimler koyabiliriz. Melek demek pek hoşuma gitmedi. Canımı yaktı," dediğimde Savaş derin bir nefes aldı.

"Deniz ve Güneş olsun mu? Dünyada en çok sevilen şeylerden ikisi Güneş ve Deniz. Hem kıza hem erkeğe oluyor ikiside. Biri soğuk biri sıcak. Ama Deniz, Güneş ile ısınıyor. Birbirlerini tamamlıyorlar ve bir arada oldukl

arında çok huzur veriyorlar,"

"Çok güzel," diye fısıldadı Savaş kulağıma doğru. Gözlerim dolarken ona sarıldım.

Deniz ve Güneş...

Birbirlerini tamamlayan iki parça...

Bir arada olduklarında iyi hissettiren iki parça...

İki melek...

Bizim meleklerimiz...

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

9. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

1 yorum

  • Umarım ilerde bu tekrar savaştan hamile kalır yazar sana sesleniyorum savaşın kız hamileykenki hallerini o süreçlerini tekrar okumak isteriz yani böyle konu yazam çok az var zaten ellerine sağlık tekrardan zevkle okuyorum valla