İçeriğe geç

KIZIL ÇALIKUŞU

Bölüm 6 · 8 dk okuma

KIZIL ÇALIKUŞU

Bölüm 6

6.Bölüm: İKİZ MELEKLER

SAVAŞ KARAHANLI'DAN

Kan. Gördüğüm tek şey, kan. Sevdiğim kadının kanı. Karımın kanı.

Aynı kan ellerimde de var. Sevdiğim kadının kanı, şuanda ellerimdeydi.

Alçin Karnaval. Çocukluğumda park salıncaklarında oturup sallanırken yanıma gelen ve sürekli konuşan geveze kız. O adımı ona söylemediğim için bana Huysuz derken, bende o sürekli saçlarını örgü yaptığı için ona Örgülü diyordum.

Şimdi Kızıl Çalıkuşu'nun kanları vardı elimde.

Su alacağını söyleyerek çıkmıştı kollarım arasından. Kimin aklına gelirdi ki bedenine, pencereden bir kurşun gireceği.

Şimdi sevdiğim kadın kollarım arasında yerde, kanlar içinde.

Kapatma gözlerini dedim. Kapattı.

Alçin'in kana bulanan bedenini kucağıma aldım ve koşarak evden çıktım. Ambulansı arayabilirdim ancak onu bekleyemezdim.

Cebimdeki telefon titreyerek çalarken kim olduğu veya ne kadar önemli olduğu sikimde bile değildi.

Ayağıma ayakkabılarımı bile giymedim. Ev terliklerim ile çıktım. Çünkü şuan önemli olan bu değildi, karım ve bebeklerimdi.

Alçin kucağımda kanlar içindeyken gören herkes dönüp bir kere daha bakıyordu. Trafikteki araçlar bakıyorlardı ancak yardım etmiyorlardı.

Arabamın anahtarlarını evde unuttuğumu fark ettiğimde evden çoktan çıkmıştım. Özel hastane maksimum 500 metre uzaktaydı. Oraya doğru kucağımda kana bulanan bir kadın ve karnındaki bebeklerim ile koşmaya başladım.

Ne yapardım? Onlara bir şey olursa ben nasıl yaşardım?

"Dayan Çalıkuşu. Dayan kalbim, dayan." Bir yandan kucağımdaki karım ile konuşuyor diğer yandan hastaneye doğru deli gibi koşuyordum.

Alçin'in başı sol omzuma düşerken daha da hızlandım.

Tam bu sırada sağ kolumda sıcak bir ıslaklık hissettim. Alçin'in bacakları arasından gelen bir ıslaklık...

Başımı Alçin'in bacaklarına doğru çevirdim ve iki bacağının arasından açıkta kalan koluma baktım.

Kırmızı bir sıvıydı ve bu sıvı şimdi benim kalbimden akıyordu. Kan.

Arkama hafif döndüm ve yürüdüğüm yollara da kırmızı sıvının damladığını gördüm.

"Hayır hayır hayır. Hayır Çalıkuşu," çaresiz fısıltılarım cevap almıyordu. Belki de duyulmuyordu bile.

Hastanenin önüne geldiğimizde bağırabildiğim kadar yüksek bir sesle bağırdım.

"Yardım edin! Yalvarırım yardım edin. Bize yardım edin," derken hem haykırıyor hem ağlıyordum.

Evet ben ağlıyordum.

Küçükken annem kalp krizi geçirdiğinde ağlamayan ben, ilk defa AVM'ye gittiğimizde kaybolduğumda ağlayamayan ben, düşüp kafamı yardığımda ağlamayan ben; sevdiğim kadını kaybetmekten korkarak ağlıyordum şimdi.

Bir kaç hemşire sürüklendikleri sedye ile geldiler yanıma.

"Hastayı sarsmadan buraya yatırın lütfen," dediklerini yaptım ve kucağımdaki karımı sedyeye yatırdım.

Sedyeyi içeri sürüklerlerken ben gözlerimi sevdiğim kadından anlamıyordum. Nasıl bu hâle gelmişti? Pamuklara sarıp sarmalamak istediğim kadın nasıl kanlara sarılmıştı? Bu nasıl olmuştu?

Hastaneye girdiğimizde çoğu göz bizim üzerimizdeydi.

"Karım... Karım hamile. İkiz bebeklerimize hamile. N'olursunuz bir şey olmasın," sarı saçlı hemşire kısa bir an bana baktı. "Merak etmeyin elimizden geleni yapacağız,"

"Elinizden geleni yapmayın. Daha fazlasını yapın!" Sesimi kontrol edememiş ve yüksek çıkmasına engel olamamıştım. Bu bir kaç kişinin bizim üzerimizdeki ilgisini artırırken hiçbirşeyi umursamadım. O benim karımdı ve ben onun için gerekirse dünyaya haykırırdım.

Ameliyathaneye yaklaştığımızda hemşirelerden birinin kelimeleri bir ok gibi geldi tüm bedenimi.

"İkizlere hamileymiş ancak kanaması var. Annede nabız var ancak bebekleri kaybediyor olabilir. Acil kadın doğum uzmanına da haber verin," diğer hemşireye dediği her söz, her kelime, noktasından virgülüne kadar bedenime girip, bedenimi kan revan içinde bırakıyordu.

Ameliyathanenin önüne geldiğimizde önce hemşire net bir şekilde döndü bana.

"Sizi burdan sonrasına alamayız üzgünüm,"

İçeri giremeyeceğimi biliyordum ancak şansımı denedim.

"Karım o benim! İçeri gireceğim!"

"Beyefendi olmaz, yasak. Giremezsiniz"

"Karım o benim!"

Şansımı denemiyordum artık. Bildiğimiz şansımı zorluyordum.

"Beyefendi anlıyorum karınız ancak böyle yaparak bize zaman kaybettirmekten ve karınıza zarar vermekten başka bir şey yapmıyorsunuz. Size söz veriyorum gelip size hastanın güncel durumundan haber vereceğim ancak şimdi bırakın işimizi yapalım." Başımı sallamakla yetindim sadece. Böyle yapmam karıma zarardan başka bir şey vermiyordu.

Ameliyathanenin kapısı iki yana ayrılarak açıldı ve sedye üzerindeki karım sedyeyle sürüklenerek içeri alındı. Kapı ortada birleşerek kapandığında kapanan kapıya öylece bakıyordum.

Dizlerim artık bedenimi taşımazken dizlerim üzerine düştüm. Ben dizlerim üzerine düştüğümde gözümden de bir yaş düştü.

Ya dedim. Ya onlara bir şey olursa? Yaşayabilir miydim? Hiç sanmıyorum.

Bebekler benim karnımdan bile değildi. Kansız itin biri tecavüz etmişti o tertemiz kalbin sahibine.

Bebekleri sahiplenirken bir an bile yadırgamadım bebekleri. Tek bebek sandığımda ve ikiz olduklarını öğrendiğimde onlar sanki kendi bebeklerimmiş gibi sevinmiştim.

Onlar kendi bebeklerim de olsa aynı şekilde sevinirdim. Bu değişmezdi.

Bunu yapanı bulacaktım. Namusum üzerine yemin ederim ki bunu hangi orospu çocuğu yaptıysa bulup cezasını verecektim.

Bugüne kadar Alçin'e sadece bir yalan söyledim. O da yaptığım iş konusunda. Aslında tamamen yalan değildi. Babamın araba galerilerinden birinin resmi sahibi bendim. Yalan olan kısmı şuydu ki insanlara işkence yapıyordum. Başta bu bir iş değildi. Bir keresinde bir adamın kadına vurduğunu görmüştüm, o zaman sinirlenip adamı öldüresiye dövmüştüm. Sonralarda bu level atladı ve iş işkenceler ile adam öldürmeye kadar gitti. Mesleğe dönüştü bildiğimiz.

Bunu Alçin'e söylemedim. Söyleyemedim. Öğrenirse benden kaçacaktı, korkacaktı.

Cebimdeki telefon yeniden çalarken güçsüz bir şekilde cebimden çıkardım telefonumu. Arayan abim, Barış Karahanlı'ydı.

"Alo Savaş. Oğlum nerdesin lan? Arıyorum açmıyorsun. Bir şey oldu sandım,"

Bir şey olmuştu. Sevdiğim kadına bir şey olmuştu. Benim canımdan can gidiyordu. Bir şey olmuştu hemde çok büyük bir şey olmuştu. Sevdiğim kadının canı yanıyordu. Ötesi var mıydı?

"Oldu," dediğimde bir süre ses gelmedi.

"Ne? Ne diyorsun oğlum sen? Ne oldu?"

"Alçin.."

"Oğlum ne oldu Alçin'e? Taksit taksit anlatma amına koyayım,"

"Abi Alçin vuruldu!" Diyerek hıçkırarak ağlamaya başladım. Ben Savaş Karahanlı hüngür hüngür ağlıyordum.

"Lan, nasıl? Nasıl vuruldu, kim neden yapsın? Hamileydi lan, neden yapsınlar?" Bir şey diyemedim ve telefon güçsüzleşen parmaklarım arasından kayarak yerle buluştu.

Ben omuzlarım sarsılarak ağlarken bebeklerim ve sevdiğim kadından gelecek en ufak bir habere hasrettim.

1 BUÇUK SAAT SONRA

Annem, babam, abim, Sema ve ben ameliyathanenin önünde Alçin'den gelecek iyi ya da kötü bir haber bekliyorduk.

Herkes sandalyelere otururken ben duvar dibinde yere oturmuş, bir bacağımı kendime çekerken diğer bacağımı dizimden kırdım ve kolumu dizimin üzerine koydum.

Gözlerimin şiştiğini hissediyordum.

Biden omzumda hissettiğim el ile elim sahibine bakmak için kafamı kaldırdım. Abimi gördüğümde başımı tekrar indirdim.

İnanır mısınız omzumda el hissettiğimde herşeyi unutup, o elin sahibinin Alçin olduğunu umut ettim bir anlığına.

"Sakin ol Savaş. Alçin'e hiçbirşey olmayacak, eminim. Öyle hassas görünse bile güçlü bir kadın o. Eminim lan, bir şey olmayacak"

"Olmayacak değil mi abi?" Dediğimde onay veren bir ses çıkardı.

Birden ameliyathanenin kapısı açıldığında içeriden çıkana doktoru gördüm. Zorlanarakta olsa ayağa kalktım ve koşar adım doktorun yanına gittim.

Abim kolumdan bana destek verirken ben doktorun ağzından çıkacak iki kelimeye muhtaçtım.

"Karım... Karım ve.. Karım bebeklerim nasıl?" Zorlukla sorduğum soruyla doktor gözlerime sıkıntı ile baktı ancak sonrasında konuşmaya başladı.

"Biz elimizden geleni yaptık." Hayır hayır hayır. Hayır olamaz.

"Ancak bebekleri kurtaramadık. Kurşun bebeklerden birinin bulunduğu keseye gelmiş. O anda bebek ölmüş zaten. Diğer bebek ise o anlık korkudan dolayı düşük yolu ile veda etmiş anneye. Annenin durumu gayet iyi. Kurşunu da çıkardık ancak bebekler... Başınız sağolsun," diyerek yanımızdan giderken ben öylece doktorun az önce bulunduğu yere, boşluğa bakıyordum.

Gözlerimden yaşlar akmaya başlarken dizlerim üzerine düştüm.

Ben şimdi ne yapacaktım? Ben Alçin'e söz vermiştim, bebeklerimize ve ona bir şey olmayacağına dair söz vermiştim!

Ben şimdi nasıl yaşayacaktım? Canımdan iki parça birden gitmişken ben nasıl hayatta kalacaktım?

Dizlerim üzerindeyken acı bir haykırış koptu dudaklarımdan.

YARIM SAAT SONRA, SAVAŞ KARAHANLI'DAN

Biz en son yarınki parti için alışverişe gidecektik. Nasıl bu hâle gelmiştik? Nasıl düşmüştük buraya?

Bir kurşun iki canımı aldı benden.

Bende bunu yapanı bulacaktım ve canını alacaktım.

Hayır.

Canını almayacaktım. Canıyla oynayacaktım.

Hasta odasında Alçin'in uyanmasını bekliyordum şimdi.

Nasıl söyleyecektim? Bebeklerimizi kaybettiğimizi nasıl söyleyecektim?

Birden güçsüz bir öksürük sesi geldi kulaklarıma. Başımı kaldırdığımda Alçin'in gözlerini açtığını gördüm.

"Çalıkuşu?" Diyerek yattığı sedyenin dibine kadar çektim oturduğum sandalyeyi.

"Savaş? Ne oldu?" Nasıl söyleyecektim? Nasıl yapacaktım bunu ona? Gözlerimi kaçırdığımda o masalsı sesini duydum.

"Savaş. Neden gözlerini kaçırıyorsun ki? Ne oldu dedim. Zor bir soru değil," zor bir soru Çalıkuşu. Çok zor bir soru hemde.

"Bir dakika," dediğinde başımı kaldırdım ve gözlerine baktım.

"Bebek... Bebekler... Ben vurulmuştum, bebekler? Savaş, bebekler?" Sertçe yutkundum. Dolan gözlerim ile gözlerinin en derinlerine baktım.

Bir şey demedim, sadece baktım. Ben konuşmadım. Gözlerim konuştu. Ve Alçin gözlerimin ne dediğini çok iyi anladı. Anladığı için pişmanlık oturdu gözlerine.

"Hayır. Yok yok hayır. Gitmediler. Gitmediler, değil mi Savaş?" Cevap veremedim. Sadece gözlerine baktım. Gözlerim dolarken burnumu çektim.

"Savaş cevap ver!" Ne olduğunu anlamıştı, sadece benden duymaya ihtiyacı vardı.

"Alçin, özür dilerim." Gözleri doldu meleğimin.

"Özür dilerim, sözümde duramadım." Gözlerinden yaşlar aktı.

"Hayır yaa, hayır hayır hayır!" Başımı eğdiğimde hıçkırıklarını duydum.

"Hayır hayır hayır. Gitmesinler yaa, Savaş geri gelsinler. Savaş!" Dayanamayarak sandalyeden kalktım ve yanına gidip kollarım arasına aldım onu. Sımsıkı sarıldım.

"Söz verdin! Bir şey olmayacak dedin! Savaş sözünde durmadın!" Beraber ağlıyorduk.

Kapı yavaşça açıldı ve içeri annem, babam, abim ve Sema girdi. Kapıdan bize baktılar sadece, tamamen girmediler içeri.

Alçin'in ağlamaları hıçkırıklara, hıçkırıkları haykırışlara dönerken dikişlerinin patlamasından korkarak sakinleştirmeye çalıştım ancak sakinleşmiyordu.

"Savaş bebeklerimi geri getirsinler! N'olur geri getirsinler bizim bebeklerimizi, yalvarırım Savaş."

"Şşşh" diyebildim sadece.

"Savaş bebeklerimiz gitti!"

Bebeklerimiz gitti...

Dikişleri birden patlayınca endişe ile abime döndüm.

"Doktoru çağır!" Dediğimde sanki bunu bekliyormuş gibi koşar adım çıktı odadan.

"Şşşh, Çalıkuşu sakinleş ne olursun."

"Savaş bebekler." Gittiler... Gittiler Alçin'im. Gittiler Kızıl Çalıkuşum...

Doktor ve iki hemşire birden odaya daldılar ve Alçin'e sakinlestirici vurarak dikişlerini yeniden attılar ve ani hareketler yapamamasını söyleyerek çıktılar.

Odadan çıkarak abimin yanına gittim.

"Abi, bunu kim yaptıysa bul. Kim bizim evimize gelip karıma kurşun sıktı bul," dediğimde başını salladı.

"Bende o iş, merak etme" diyerek ayrıldı yanımdan.

Bende gidecek bir yerim olmadığını hissederek odaya geri girdim. Orada öylece yatan karımı görmek canımı yakıyordu. Bir o kadar da canımı sıkıyordu.

Bizim ikiz meleklerimiz vardı artık....

Yaklaşık on beş yirmi dakika sandalye de oturup sevdiğim kadının sedye üzerindeki baygın bedenini izledim.

Odanın kapısı tıklatıldı. Cevap vermedim. Girmesini bekledim.

Kapı açıldı ve abim içeri girdi. Bunu kimin yaptığını bulduğunu biliyordum.

Ben Savaş Karahanlı'ysam o da Barış Karahanlı'ydı.

O bulurdu, ben son verirdim.

"Kim?" Dedim sevdiğim kadını izlemeye devam ederken.

"Sence?" Dudaklarımda kibirli bir gülüş oluşmasına engel olamadım.

"Araz Kaya."

Araz Kaya. Bir zamanlar en yakın dostum.

Araz Kaya, ecelini kendin çağırdın.

Bölüm sonu

2 yorum

  • Bence bebekler ölmemeliydi. Kurgu bebekler üzerine başlamıştı ve şuan çok kopuk bir an oldu yinede okumaya devam edeceğim. Bu yorumu kötü amaçla yazmadım sadece fazla dram sevmiyorum 🤭

  • Araz oğlum seni bende ayrı süründürecem aşağılık piç nasıl kıydın laaaaaağğğnn