Hızlıca ayağa kalktık ve sesin geldiği yere baktık. Ne olduğunu anlamadım.
Bir korsan koşarak buraya geldi ve gemiye doğru koşup "Orda, ordalar, birsürü!" dedi ve gemiye bindi. Edward ile birbirimize dehşetle baktık. "Onlara yardım etmeliyiz." dedim. Kaşını kaldırdı ve "Nasıl?" dedi. "Bilmiyorum, bir okyanusta sağ kaldıysam bunu da yaparım." dedim.
"O sadece bir şanstı. bence kaçmalıyız." dedi. Kafamı salladım ve "Alexadr oradayken asla!" diyip ormanın içine doğru koştum. Giderken yerde gördüğüm kalın odunu kendimi korumak için aldım. Arkamdan koşan Eadwald "Bekle, yalnız gidemezsin." dedi. Onu umursamadım.
Ormanda nereye gittiklerini bilmiyordum ama duyduğum korkutucu sesleri takip ettim. Sonra onları gördüm sonunda. Kılıçlarını çekmiş korkutucu yaratıklarla savaşıyorlardı. Onların ne olduğunu bilmiyorum ama daha önce böyle bir şey görmediğine eminim. İskeletler ama azıcık etleri ve korsan giysileri var. Bir zombi gibi.
Alex'e baktığımda bir yaratığın onu yere düşürüp üstüne çıktığını gördüm. Onu tutmuş ittiriyor ve kaçmaya çalışıyordu. Panik yaptım ve ne yapacağımı bilemedim. Hızlı davrandım ve koşup elimdeki odunla yaratığın suratına vurdum. Ölmedi ama darbenin etkisiyle yana düştü.
Alex hızlıca ayağa kalktı ve yere düşen kılıncını alıp yaratığın kalbine sapladı. O sırada bana doğru gelen yaratığın da kalbine kılıncı saplamıştı.
"Bunlar da ne?" diye sordum. "Bilmiyorum ama burada olmamalısın gemiye dön." dedi kendine doğru gelen yaratıklarla uğraşırken. Tüm korsanlar yaratıklarla uğraşıyordu ama hep ormandan yenileri geliyordu. O sırada omzuma dokunan el ile sıçradım ve arkamı döndüm. Eadwald yanımda durmuş "Bunlar da ne?" diyordu.
Kafamı salladım ve "Bilmiyorum." dedim. O sırada bize doğru gelen yaratığa elimdeki odunla vurdum ve Eadwald kendi kılıncını çıkartınca "Kalbine sapla, bak diğerleri de öyle yapıyor." dedim. Eadwald hızlıca dediğimi yaptı ve yaratık ölmüştü.
"Baksana bunlar bitmiyor geri çekilmeliyiz." dedi. Ben de ona katılıyordum ama diğer korsanlar gitmek istemiyordu ve hâlâ onları bitirmek için uğraşıyordu. Anladığım kadarıyla kendi hazineleri için savaşıyorlardı.
Geri bir adım attım. Artık Eadwald'da o yaratıklarla beceriksizce savaşıyordu. Ben ise hiç birşey yapamadığım için çaresiz hissediyordum. Tam gemiye dönecektim ki Eadwald'ın yere düştüğünü gördüm. Tamamen çaresiz bir durumdaydık. Bu korkunç yerde ölürsem, aileme ne olur... hayır. Ölmek istemiyorum.
Yere çöktüm ve korsanların kanıyla dolmuş toprağa dokundum. Bir yaratık üstüme gelmişti ve koluma bir pençe atıp kanatmıştı. Korkuyla bağırdım. Şu an ölmek istemiyordum. Şimdi değil. Bağırdım. Bu savaşın içinde sesim bile duyulmamıştı. Eadwald'ın zorla yattığı yerden kalkıp kılıncını aldığını ve bana koştuğunu gördüm.
Etimi parçalamak üzere olan hayalete kılıncıyla vurdu ve yaratık sendelendi. Ona döndü ve ellerini uzatınca Eadwald onun kalbine kılıncı sapladı. Elini uzattı ve "İyi misin? Git buradan biz hallederiz." dedi. Olanlar yüzünden dehşete düşmüştüm. Eğildi ve "Bu yaratıklar bitmiyor, gitmeliyiz." dedi. Elini uzattı ve "Başka çare yok." dedi. Elini tuttuğum anda yine sahilde olduğu gibi gözüm karardı, ama bu sefer bayılmadım.
İçimde çok büyük bir enerjiyi hissettim. Ona baktığımda o da benim kadar şaşkındı. Gözleri, gözleri bembeyaz parlıyordu. Bana "Gözlerin? Siyahlar!" dedi. Asil onun gözleri beyazdı. Kullanmam gereken ve dışarı çıkmayı bekleyen bir güç hessettim. Tüm vücudumda gezen ve dışarı çıkmak için bana yalvaran gücü hissettim. Ellerime baktım ve anında ellerimin yandığını fark ettim. Deliriyor olmalıyım, bu delilik.
Normal insanların başına böyle şeyler gelmediğine eminim. Korkarak elimi yere vurdum ama ateş sönmedi. Daha da anormal olan şey ise elimin hiç acımıyor ve yanma hissetmiyor olmasıydı. Elimi içgüdüsel olarak yaratıklara uzattım ve parmak uçlarım uyuştu. Başım dönüyordu. Bir elimle Eadwald'ın elini tutuyordum diğer elim havada alev alıyordu.
Sonra tüm hayaletler yanmaya başladı. Etraf çok fazla yanık et kokmuştu. Kokudan dolayı midem bulansa bile elimi havadan indirmedim. Bunu ben mi yapıyorum bilmiyorum ama elimi indirirsem olabileceklerden korkuyorum. Tüm hayaletler acı içinde bağırmaya başladı. Yanıyor ve bağırıyorlardı. Korsanlar şaşkınca bana ve yanan hayaletlere baktı.
Etrafa koşuştular ve yere düşüp öldüler. O sırada etrafta ne ateş vardı ne de başka bir şey. Sadece yaratıkların külleri hâlâ yerdeydi. Artık elim de yanmıyordu. Bakışımı Eadwald'a çevirdiğinde bana şaşırmış bakıyordu. Hatta benden korkuyordu ama hâlâ elimi tutuyordu. "G-gözlerin ve saçların?" diye fısıldadı.
Artık herkes bize bakıyordu. Sonra Alex'in sesi yükseldi. "Altınları alın, bu korkunç adayı terk ediyoruz!" diye bağırdı. Korsanlar hemen dağılan hazinelerini topladılar ve taşımaya başladılar. Ben de şokun etkisi az da olsa geçince elimi yavaşça çektim. Ayağa kalktım ve güçlükle arkama bile bakmadan diğerlerini takip ettim.
Adımlarım kendini zorla sürüklüyordu. Orada bir şey yaptığımı biliyorum ama hâlâ inanmak istemiyorum. Neden her Eadwald elime dokunduğunda anormal şeyler oluyor. Bende mi bir anormallik var onda mı bilmiyorum belki de ikimizde de vardır.
Gemiye geldim ve diğerlerini hiç umursamadan kendimi odama attım. Kapıyı kapattım ve yere çöküp elimle yüzümü kapattım. Düşünmek istemiyorum, istemiyorum... ben ölmeyi haybedecek hiç bir hedefim yokken çok daha önce göze almıştım ama bu sefer ölmek istemediğimi fark ettim. Ailemin parasına yalan söyleyerek el koyan o kişiden intikam almak istiyorum. Biliyorum belki bu kötü bir duygu ama bana ve aileme bunu yapan kişiden intikamımı alacağım.
Üstelik o ateşin nasıl geldiğini bile anlamıyorum. Belki de bir büyücüyüm... hayır değilim. Ben çirkin cadılardan değilim. Saçlarım sarı ve yüzüm çok güzel. Cadı olmak istemiyorum. Cadılar var diye duymuştum ama onlar çok çirkinlermiş, ben ben cadı olamam... cadılar söylenenlere göre cehennemde yanmayı hak ediyorlar. Ben cadı olmamalıyım.
Saatlerce oturduğum yerden kalkmadım. Hiç ağlamadım ve hiç gülmedim. Hatta belki düşünmedim bile.
Sonra kapı tıklama sesiyle sıçradım. Halsizce ayağa kalktım ve kapıyı açtım. Alex kapının önünde duruyordu. "Konuşmak ister misin?" diye sordu. Kapıyı açtım ve "Gel." dedim. İçeri girdi ve yatağın üstüne oturduk. "Ormandayken... nasıl yaptın?" dedi ve duraksadı. "Bir şey yapmadım ki?" dedim.
"Gözlerini ve saçlarını görmeliydin... Ben sadece merak ettiğim için soruyorum. Seninle yıllar önce tanıştık. Seni tam unutmuşken, hâlâ gencecik ortaya çıkıyorsun." dedi. Yere baktım ve "Ben de anlamıyorum." dedim. "Nesi varmış gözlerimin ve saçlarımın?" diye sordum. "Kırmızıydı, her yeri ve hatta gözlerinin yanında kırmızı damarlar da çıkmıştı. Saçların, alev alevdi." dedi. Hâlâ yere bakıyordum. Ne demem gerektiği hakkında bir fikrim yoktu.
"Tamam düşünme bunları, eminim zamanla öğreniceksin." dedi. Benden korktuğunu hissetmiştim. Korktuğum da buydu ya zaten... dostum olan tek kişi oydu.
Kafamı dağıtmaya çalışır gibi konuşmaya başladı "Biliyor musun, ilk tanıştığımızda galiba sana aşık olmuştum ama seni bir daha hiç göremedim." dedi. Ona şaşkınca baktım ve gülümsedim. "Ban yerdım ettiğin için sana minnettarım" dedim.
Ona baktığım zaman eskisinden daha farklı bir duygu hissettim. Şimdi sanki, bambaşka birini görüyordum. Bana ne olduğunu anlamadan kalp atışlarım hızlandı. Birbirimize biraz yakınlaşmaya başlamıştık. Nefesini yüzümde hıssetmiştim ki o birden ayağa kalktı ve "Gemide beni beklerler. Sen de biraz uyu dinlen." dedi. Arkasına bile bakmadan odadan çıktı. Neden böyle yaptığını anlamadım.
Ne yapacağımı bilemeden yatağa doğru yattım. Yatağa yattığım zaman ne kadar yorgun olduğumu anladım. Gözlerim kapanmaya başlamıştı. Sonrasını hatırlamıyorum.
Kapımın tıklamasıyla uyandım. Gözlerimi ovuşturarak kalkmaay çalışıyorken gözüm bulandı. Hızlıca ayağa kalktım. Zaten uyurken değiştirmediğim üstümü düzelttim ve "Evet?" diye bağırdım. Kapı açıldı ve bana bakarak içeri Eadwald gelmişti. Kapının önünde durdu ve "Bayağıdan beli uyudun, yemek yiyorlar. Sen de gelsene?" dedi.
Yanına gittim ve "Çağırdığın için sağol. Geliyorum." dedim. Onunla beraber aşağı indik. Korsanlar rom içiyor ve gürültülü konuşarak hem yemek yiyor hem hikâye anlatıyorlardı. Yanlarına gittik ve bir sandalye çekip oturduk. Elime aldığım tavuğu yedim. Hatta biraz da rom içtim ama tadı yine midemi bulandırdı. Yine de onlara uyum sağladım ve mide bulunmasını umursamadan korsanlar gibi davrandım.
Sonra ayağa kalkan Alexadr gürültüyü durdurmak için bağırdı ve "Beni dinleyin korsanlar. Sıradaki rotamız önemli bir görev için ama oraya hepinizin gitnesi tehlikeli olur. Bu yüzden sadece seçtiğim kişilerle giderken geriye kalanlarınız gemiyi koruyacak." dedi. Korsanlar isteksiz de olsa kabul ettiler.
Sonra tekrar aynı şekilde yemeklerini yiyip bitirdiler. Tekrar herkes işe koyulunca geminin köşesine gittim ve tüm denizi izledim. Evime çok yaklaşmıştık. Haftalardır hatta hatırlamasam da yıllardır şehirden uzaktayım. Umarım ailem iyidir.
Hava çok güzeldi ama biraz sıcaktı. Üsteme bana Alexdr'ın hediyesi olan korsan elbisesini giydiğim için oldukça rahattım, bunun için şanslıyım. Üstelik evden uzakta geçirdiğim şu zamanlarda giydiğim en rahat ve düzgün şey olabilir.
Ellerimi geminin köşesine koydum ve denizi izledim. Güzel bir manzarası vardı. Çok sallanıyordu ama buna alıştım. Sonra yanıma gelen biriyle tüm düşüncelerim dağıldı. Ellerini geminin köşesine koyan Alex bana baktı ve "Nasıl gidiyor?" diye sordu. Gülümsedim ve "Sayende iyi." dedim. O da gülümsedi. "Sana aslında söylemek istediğim, eskiden bizim takımımıza gelmiştin. Eğer hâlâ istersen, takımımızdan biri olarak kalabilirsin." dedi.
Onlarla takımdan biri olduğum özgür bir hayat yaşamak kulağa rüya gibi çok güzel gelmişti. "Bilmiyorum, herşeyden önce ailemi kurtarmak istiyorum." dedim. "Elbette, ailen hâlâ yaşıyorsa onları kurtulmuş bil." "Umarım yasıyorlardır." diye hüzünlendim. "Hey üzülme, bak ne diycem, her zaman kendini ve aileni koruman için sana kılınç kullanmayı ya da dövüşmeyi öğretebilirim. Bir gün takımdan kalmaya karar verirsen çok işine yarar." dedi.
Gerçekten heyecanlanmıştım. Ben kendimi korumak için teknik öğrenmek çok isterdim. Korsan olarak yada değil, bunu isterdim. Ona parlayan gözlerle baktım ve "Benim için ders verir misin gerçekten?" dedim. "Eğer istersen..?" diyince çok sevindim. "Peki nerden başlamalıyız?" dedim hemen. "Bu kadar istekliysen öğrenmen zor olmayacak. Başlayalım hemen şimdi." dedi. "Ama.." derken etrafıma baktım. Korsanlar işlerinde güçlerindeydi.
"Kimse kaptanına birşey demez ya?" dedi. Sonra yanımızdan geçen zayıf genç adama döndü ve "Hey, benim için iki tane kılınç getir." dedi. Acemi korsan hemen kabul etti ve koşup iki kılınç getirdi.
Birini aldım. Önce bana nasıl durmam gerektiğini gösterdi. Sonra karşıma geçti ve tam sakince durarken bir hamle yaptı ve korkarak kılıncımla onu engelledim ama biraz sendelemiştim. Kılınçlar birbirine çarpıyordu ve ben ne yapacağım konusunda çok acemiydim.
Bıraz daha hızlı geldi ve kılındım köşeye uçtu. Benim de dengem bozuldu ve yere düştüm. Bana kurnazca güldü ve "Kılıncını düşündüysen eğer dikkatimi dağıtmak için bana herhangi bir şey fırlat. Bu sana zaman kazandırır." dedi ve birkaç saniye bekledi.
Etrafıma baktım ve yerde duran bir yer silme bezi gördüm. Ona yaklaştım ama çamurlu ve pisti. Elime aldım ve o anda kılınç boynuma yakın bir yerde durdu "Çok oyalanıyosun." dedi. Gözlerimi devirdim ve "Böyle şeylere alışık gibi mi duruyorum?" dedim. Elini uzattı ve kalkmama yardım etti.
Tekrar kılınçları aldık ve yorulana kadar bu dersi devam ettirdik. Terliyor ve nefesim daralıyordu ama gerçek bir savaşta gibi onunla kılınç kullanıyordum.
Yaklaşık yarım saat öylece geçti. Artık yorulmuştum. Bana "Biraz uyu dinlen, karaya gidince ihtiyacın olacak." dedi. Zaten çok yorulduğum için gittim ve birkaç saat uyudum. Sonunda dışarıdan gelen seslere uyandım. Dışarı çıktığımda gördüm ki karaya varmıştık.
Gemiyi köşeye durdurdular. Yardım edecek bir şey aradım ama takım çok alışık ve ustaca bunu yapıyordu. Girişte bizden para istediler. Gemiyi kıyıya çektiklerinde çok heyecanlıydım. Herkes beni öldü biliyor olmalı.
Gemiden indiğimde yerin sallanmıyor olması birkaç dakika rahatsız etse de eskiden olduğu gibi hemen alıştım. Şehir eskisi gibiydi ama bir farklılık vardı. İnsanlar, hava, atmosfer... herşey aynıydı ama hiçbir şey hatırladığım gibi değildi. Bu şehirde tüm hayatım geçmişti...
Alex ailemi kurtarma görevi için en iyi 3 adamını seçti. Eadwald bizimle gelmekte ısrar edince kaptan kabul etti. Önce bir plan yapmalıydık ama ailemin nerede olduğunu bile bilmiyorum.
Yanımda Eadwald vardı. Hepimiz şehirde gezip insanlardan bilgi toplamak için dağıldı. Her zaman yürüdüğüm ve çocukluğumun geçtiği sokaktaydık. Etrafa bakınca güzel anılarım canlandı. Eskiden burada rahatça ve korkmadan gezerdim ama şimdi başıma bir şey gelse şehri yöneten bir babam yok. Yine de çok iyi arkadaşlarım olduğu için çok şanlı sayılırım.
Yolda yürürken askerlerle gezen pahalı elbiseli bir adam gördüm. Onu görür görmez tanıdım. Lord Darian sinsi bir gülümsemeyle şehirde geziyordu. Sanki hile yapmadan ve onuruyla bu şehri yönetiyormuş gibi bir de gururlu bir bakışı vardı. Ondan çok fazla nefret ediyordum. Elimde olsa bir kaşık suda boğarım.
Neler olduğunu fark etmeyen Eadwald'ın kolundan tuttum ve köşeye çektim. Lordun bizi fark etmemesi lazımdı. Bir ara sokağa girmiştik. Saklandık ve köşeden onu izledik. Evime, yani artık kendi evi olan yere girdi. Askerler de kapının önünde duruyordu.