Öksürüklere boğularak uyandım. "Hey hanımefendi!" diye bir ses duydum ama gözümü açamıyordum. Birisi dudaklarıma dokundu ve birden uyanıp öksürmeye başladım. Yere dokunan elimdeki kumlardan bir sahilde olduğumu anlamıştım. Ama içimde çok değişik bir his vardı. Arkamı döndüğümde bana "İyi misiniz?" diyerek bakan sarışın bir genç adam gördüm.
Galiba beni o kurtardı ama ben eminim en son... en son ne oldu? Ben boynumu kesmemişmiydim. Tüm bunlar bir rüya belki de öldüm ve öbür dünyadayım. Cennette olamam ya... intahar ettim ben. Yüksek ihtimal cehennemdeyim.
Yanında duran genç adama döndüm ve "Yaşıyor muyuz?" dedim. Adam ne dediğimi anlamadı ve galiba deli olduğumu düşündü. "Evet?" diye cevap verdi. A! Hatırladım, ölülerin canı yanmaz.
Kendime bir tokat attım ve gerçekten acıdı. Sonra parmaklarımı saydım. Her şey normaldi. Neden? Öldükten sonra hani hiç hissetmezdik, neler olduğunu anlamıyorum.
"Siz iyi misiniz? Yardıma ihtiyacınız var mı?" diye sordu. "Hayır, hayır iyiyim. Galiba bana yardım ettiniz? Teşekkür ederim." dedim. "Önemli değil." dedi ve ayağa kalktı ve sonra bana elini uzattı. Ona bir an şaşkınca baksam da hemen elini tuttum.
O sırada bir an gözüm tekrar karardı. Gözümü açtığımda başka bir yerde hatta başka bir bedendeydim ama bedenimi kontrol eden ben değildim. Ben sadece bir izleyiciydim. Kontrol bende değildi.
Bir yemek masasında çok önemli bir şey tartışıyorduk. Ben en başta oturmuştum ama masanın tam karşısında da bir kadın taç giyinmiş oturuyordu. Sonra ben konuşmaya başladım "Böyle olmaz, mantıklı hareket etmeliyiz. İnsanlar tehlikeli. Soyumuz tehlikede." dedim ama bunu söyleyen ben değildim.
Tam karşımda oturan siyah giyimli kadın "Evet, biz merhamet ettikçe başımıza çıkarlar. Onlar gibi zalim olmalıyız belki?" dedi. Ben hemen atladım ve "Asla, mutlaka başka bir yol vardır." dedim. Karşımdaki kadın umursamaz bir yüz takındı ve "Bu sefer yok." dedi.
Sonra tekrar gözüm karardı ve yine aynı sahilde kendi bedenimdeydim. Elimi tutan kişi de benim kadar şaşkındı. "Sen, bana ne yaptın?" dedi elini hızla çekerek. "Hiç bir şey." dedim.
Sonra adam yanımdan geçti ve hızlı adımlarla gitti. Neler olduğunu anlayamiyordum. Ayağa kalktım ve etrafıma baktım. Kendi şehrimde yada tanıdık bir yerde değildim. Evimden çok uzaktaydım. Kendime baktım, ben bendim ama herşey çok farklıydı. Üstüm başım ıslanmış ve sahildeki kumlar yapışmıştı. Bu da benim gerçekten denize atladığım anlamına geliyor olabilir.
Üstümdeki erkek korsan kıyafetlerini çırptım ve evden aldığım ve üstüme sakladığım altın torbasını aradım. Tam da üstümde sakladım bölgedeydi. Biraz ıslaktı ama altınlara zarar geleceğini düşünmüyorum. Hâlâ benimle olduğu için sevindim.
Etrafıma bakındım. Yoldan geçen insanlar bana alayla bakıyor ve umursamıyordu. Ben de yola çıktım ve berbat olmuş üstümü değiştirmek için bir mağaza aradım. İlk gördüğüm yere girdim ve kadın bana şaşkınca baktı. "Elinizde bana göre ne var?" diye sordum. Kadın bana aşağılar gibi baktı ve "Dilencilere yardım etmiyoruz, hadi başka kapıya." dedi.
"Hayır yanlış anladınız ben dilenci değilim. Bakın yeterince param var. Kabalık ediyorsunuz!" dedim. Kadın yürüdü ve yığılan çamaşırları düzeltip "İşte bunlardan var. Nasıl bir şey arıyorsun?" Diye sordu. Elbiselerin yanına gittim ve düzgün bir elbise seçtim. "Acaba bunu giyebileceğim bir yer var mı?" diye sorunca.
"Paranı verdikten sonra içeride giyinirsin." dedi. Altın kesesinden bir miktar, yeterince para çıkarttım ve kadına verdim. Kadın da diğer müşterilerle ilgilenirken gösterdiği odaya gidip üstümü değiştirdim. Eski üstlerimi elime alıp çıkınca çöpe attım.
Bu şehir benim yaşadığım yere göre biraz daha kalabalık gözüküyor. Önce etrafı tanıyarak başlamak daha iyi olur diye düşünüyorum.
Büyük sokakta yürüdüm. Köşeye baktığımda kalkan gemileri gördüm. Belki bir umut kendi takımımı görürüm diye onlara baktım. Gemiler yolculuk için hazırlanıyor, tamir ediliyordu. Yanlarına gittim ve konuşacak birini aradım.
Bir adamın gemi için verdiği emirleri duydum. Yanına gittim. Çok işi vardı ve beni görmedi. Kıyıda durmuş geminin tadilatı yapılırken onları yönetiyordu. "Pardon bayım." diye yanına gittim.
O kahverengi saçlar ve yeşil gözleri görünce birine benzettim ama çıkartamadım. "Size bir soru sorabilirmiyim?" dedim. Adam bana döndü ve görür görmez "Mehru? ha sizi karıştırdım. Evet sorun dinlemiyorum." dedi. "Ben de sizi tanıyor gibiyim, Alex? Sen misin?" diye sordum. Onu hatırlamıştım. Buradaydı, benimleydi ama yüzü çok solgundum be benim tanıdığım Alexdr değildi. Çok üzgündü.
"Ben Mehru?" diye sordum. "Benim tek tanıdığım Mehru var o da yıllar önce öldü." dedi. "Yıllar önce mi?" Diye sordum. Devam ettim ve "Dur şunu bir netleştirelim, aynı kişiden bahsediyor olmamız imkansız. Evet intahar ettim ama ölmedim. Hem de yıllar önce mi?" dedim. "Sen nasıl hiç yaşlanmazsın. Yıllar önce benim gemime gelen o kişi olamazsın. Sadece bir benzerlik." dedi ve tam işine dönecekken onu tuttum ve "Benzerlik değil, nasıl bilmiyorum ama ben seni hatırlıyorum. Alex, Alexadr. Güçlü kaptan, koordine takımı olan ve yardım sever bir asil." dedim.
Bana şaşkınca baktı ve "Ama nasıl? Sen yıllar önce evlendikten hemen sonra öldün. Bana asil diyebilen tek kişiyi asla unutmadım." dedi. "İyi de ben evlenmedim ki?" dedim. "Bak işte sadece bir benzerlik. Tutma beni işim var." dedi. "Hayır hayır benzerlik değil benim. Ölmedim. Yardımına ihtiyacım var." dedim.
Bana baktı ve şüpheyle yüzümü inceledi. Sanki bir şeyler hatırlamış gibi gözleri büyüdü. Sadece tek kelime söyledi "Kanıtla."
"Orada, sahilde tanıştık. Bana bir adam tokat attığında beni kurtardın. Sana borçluyum hani. Leydi Mehru. bay James'ın kızı." dedim. "Bu nasıl oluyo, yıllar geçti, nasıl sen hiç yaşlanmıyorsun?" dedi. "Bilmiyorum." dedim. "Sana inanıyorum..." dedi. Hızlıca ayağa kalktı ve bana sarıldı. "Nasıl hayatta kaldın, ben.." dedi üzgünce. Neler olduğunu anlayamadım. Ben, yıllar mı olmuştu gerçekten...
Gemiye bindiğimde o da gelmişti. "Sen hep iyi bir kaptandın." diye konuşma başlattım. "Bu konuda hep daha iyisi için çabaladım." dedi övünerek.
Onun için sevinsem de bana ne olduğunu anlamıyorum. Alex yanına bir korsan çağırdı ve "Bu hanimefendiye en güzel odalardan birini ayarla." dedi. Genç korsan da onayladı ve beni bir yere götürdü. Kapıyı açtı ve içeri girdiğimde çok güzel ve rahat yataklı, aynı eski evimdeki gibi bir oda vardı. Üstelik temizdi.
Genç korsan'a teşekkür ettim ve odaya girip kapıyı kapattım. Gemi kalkacağı için çok hazırlıklar vardı ama ben nereye gideceğimi bilmiyordum. Yatağın üstüne oturdum ve tüm olanları düşündüm. Ailem, ölümüm ve asla yaşlanmamış olmam. Bir okyanusta kafası kesik bir şekilde hayatta kalmayı başaran tek şansız insan ben olabilirim.
Tam gözümden bir yaş akacakken kapı tıkladı. Düşüncelerim dağıldı ve ağlamamaya çalışarak "Gel." dedim. İçeri Alex girdi. "Merhaba?" dedi. "Merhaba." dedim. Yanıma gelirken "Ben anlamıyorum, yıllar oldu. Senin ölümünü kabul etmiştim ama sen hâlâ yaşıyorsun, hem de hiç yaşlanmadan." dedi.
"Ben bilmiyorum. Neler olduğunu anlamıyorum." dedim. Yanıma oturdu ve "Seni koruyacağıma söz verdim ama başarısız oldum. Yıllardır, bunun azabını çekiyorum. Ne yapacağımı sana nasıl yardım edeceğimi bilmiyorum. Benden bir şey iste. Sadece iste." dedi. Düşündüm ve "Ne isteyeceğimi bilmiyorum. Ben gittikten sonra şehirde ne oldu?" dedim.
"Her şey çok kötü. O Lord Darian, senin babanın yerini aldı ve şehri yönetti. Aileni de hapse attı. Seninle evlendiğini ve sonra bir kazadan öldüğünü söyledi."
"Ama bu imkansız. Biz hiç evlenmedik. Ben ölmedim." dedim inkar ederek. Sonra devam ettim "Ben ailemi kurtarmak istiyorum. Bana yardım eder misin?" dedim. Alexadr gülümsedi ve "Tabii ki." dedi.
"Ama daha önce yapmam gerken işlerim var. Biraz beklersin umarım." Diyince üzüldüm ama "Sonsuza kadar seni beklerim." dedim. Gülümsedi ve odadan çıkmak için kapıya gitti. Tam çıkmadan "Yorulmuş olmalısın. Biraz dinlen." dedi. Onu kafamla onayladım. Odadan çıktıktan sonra yatağa yattım ve ne kadar yorgun olduğumu fark ettim. Sonra hemen uyudum zaten.
Uyandığımda etrafıma baktım ve biraz yatakta oyalandıktan sonra kalkacak gücü kendimde buldum. Artık güzel ve dinlenmiş hissediyordum. Yatağı beceriksiz bir şekilde düzelttim.
Üstüm kırıştığı için çırparak düzeltmeye çalıştım. Sonra odadan çıktım ve etrafa bakındım. Daha genç bir korsan yerleri bezle silmek için uğraşıyordu. Herkes kendi işindeydi. Kaptan Alexand'da geminin yukarısındaydı. Okyanusun ortasındaydık.
Geminin yukarısına çıkmak için yöneldiğimde geçen gün sahilde gördüğüm sarışın genç adam bana çarptı. "Hey, sen?" diye onu görünce şaşırdım. Bana kaşını kaldırdı ve "Seni hatırladım, beni mi takip ediyorsun?" dedi. Güldüm ve "Hayır." dedim. "Ben Mehru. Alexadr'ın arkadaşıyım." Diye davam ettim. "Ben Eadwald. Bu takımdanım. " dedi alayla ve işine döndü. Ben de yukarı çıktım.
Yaklaşık iki gün geçti gitti. Yukarı Alex'in yanına gitmiştim. O sırada Alex gemiyi kıyıya yaklaşıyordu. Yanına gittiğimde "Hazinelerimizi buraya sağladıktan sonra şehre döneceğiz." dedi. "Belki bir yardımım olur?" diye sordum. Başını salladı ve "Takım her şeyi hallediyor merak etme." dedi.
Yaklaşık yarım saat geçti. Geldiğimiz yeni adada inmiştik. Manzarası çok güzeldi bu adanın. Keşfedilmemiş bu adaya korsanlar hazinelerini saklamak için gitmişlerdi ve ben burada kalmıştım.
Sonra yanıma birisi oturdu. Ona baktığımda Eadwald oturuyordu. "Seni neden almadılar?" diye sordum. "Yeni olduğum için güvenmiyorlarmış." dedi. Gülümsedim ve bir şey demeden sessizce oturdum.
"Bugün sahilde seni gördüğümde çok değişik bir ilüzyon gördüm." dedim. Bana hızlıca baktı ve "Evet, ben de gördüm. Deliriyor muyuz?" dedi. "İkimiz de aynı anda mı? Bilmem." dedim. "Peki sen ne gördün?" diye sakince sordum. "Ben, tarif etmesi zor. Büyük bir masa ve zengin insanlar. Tartışıyordu..." dedi. "Evet, evet ben de aynısını gördüm." dedim.
Sonra devam ettim ve "Peki, ikimiz de aynı anda deliriyor olabilir miyiz?" diye sordum. "Umarım deliriyoruzdur. Yoksa hoş olmayan şeyler olabilir." dedi ve güldü.
Tam o sırada ona komik olmadığını söyleyecektim ki bir çığlık sesiyle ikimiz de arkamıza döndük. Birisi avazı çıktığı kadar acıyla bağırıyor ve koşuyordu.
💫💫💫💫💫💫💫💫💫💫💫💫💫💫💫
Merhaba, gelişmeler nasıl gidiyor? Düşüncelerinizi benimle paylaşmayı unutmayın. Bir dahaki bölümde görüşürüzzz...trong>