-Yine Mehru'nun ağzından-
Ona açıklayarak bildiğim tüm hikâyeyi anlatmaya çalıştım. Beni dinlerken ne kadar şaşkın ve korkuyla baktığını fark etmiştim. Umarım beni anlayışla karşılar diye ona baktım. "Yani bir Elesih'sin, bu..." diyerek yere baktı. "Üzgünüm, belki seni korkutuyorum ama lütfen, benden korkma." diye umutsuzca konuştum. Ondan vazgeçmek istemiyorum, bunu nasıl isterim.
Bana döndü. Gözleri resmen parlıyordu. Elimi tuttu ve "İnsan yada elesih, artık her neysen... seni her halinle seviyorum." dedi. Çok rahatlamıştım. Derin bir nefes verip gülümsedim ve sarılıp "Ben de." dedim. Biraz geri çekilip, yanağına yaklaştım ve onu öptüm.
Sonra aklıma geldi ve merakla "Ailem nerede? Onları o kadar çok merak ettim ki..." dedim. Birden morali bozuldu. Onu anlayamıyordum. Yere baktı ve sanki çok üzgündü. Aileme bir şey olmuş olamaz! "Hey? Onlar nerde?" diye korkarak sordum. "Ben çok üzgünüm Mehru." dedi. "Ne için?" diye sordum ama galiba anlamıştım. "Hayır... onların iyi olduğunu söyle." dedim. "Sen gittikten sonra, senin öldüğünü düşündüler. Yemin ederim onlara çok iyi baktım ama bir gün onlar..." derken duraksadı. "Söyle artık, onlar yaşıyor mu? Hayattalar de. Hâlâ buradalar de lütfen!" diye ona baktım.
"Değiller, senin öldüğünü düşünüp intahar ettiler Mehru." dediği an donup kaldım. "Benim yüzümden mi?" diye fısıldadım. Ailem benim yüzümden ölmüştü, son bir kez sarılıp vedalaşmadan gittiler... Alex sanki konuyu dağıtmaya çalışır gibi "Bir mektup bıraktılar, eğer yüzde bir ihtimal yaşıyorsan diye sana bırakmışlar. Onu sakladım, gel benimle." dedi.
Ayaklarımı sürüyerek onu takip ettim. Ağlamamak için tuttum kendimi ama boğazım düğümlenmiş ve acı içindeydi. Alexadr odasının kapısını açtı ve çekmemeden bir mehtup çıkarttı. Mehtubu aldığımda açmakta çok korkuyordum. Onların son sözünü okumak ve onları unutmak mümkün değildi.
Yatağın üstüne oturduk. Alex sabırla beni bekliyordu. Mehtubu açtım ve içinden bir kağıt parçası çıkarttım.
Kâğıdı okumaya başladığımda hâlâ ağlamama rekoru kırıyor ve dayanmaya çalışıyordum.
"Sevgili kızım Mehru, bu mehtubu okuduğun zaman biz yaşarmıyız bilmiyorum. Belki hiç okumayacaksın bile. Sen şimdi, yoksun. Nerelerdesin bilmiyoruz ama umudumuz tükendi kızım. Yine de umarım iyisindir. Bizim o hapis hayatından kurtulup son bir kez daha seni görme şansımız oldu ya bizden mutlusu olmaz. Sana hep söylemek istediğimiz ama hep üzülmen ve bizden soğumandan korktuğumuz bir konu var. Bizim baban ile hiç çocuğumuz olmadı. Sorarsan eğer diye anlatayım. Yıllar önce baban ile evlendiğimde çok istedik ama hiç çocuğumuz olmuyordu. Ben hep dua eder ve bir çocuğum olsun isterdim. Bir gün dualarım kabul olmuştu. Başlarda önyargılarım vardı. Seni geri almalarından korktum ama sen hep bizimle kaldın. Bahçemizde bulduk seni. İyiki de seni bize getirdiler kızım. Senin hep ailen olarak kalacağız. Dünyada ve eğer varsa ahirette. Eğer sen hayatta değilsen, yanına geliyoruz canım kızım.
Sevgilerle Annen ve Baban."
Yazıyordu.
Mehtubu okurken göz yaşlarıma engel olamadım. Gerçek annem ve babam olmasalar bile onları gerçekten çok seviyorum, daha doğrusu seviyordum. Belki de onlar kurtulmuştur. Bir yerlerde mutludurlar ve hatta beni izliyorlar.
İçin sıkılıyor ve boğazım yanıyordu. Onları tekrar görmek istiyordum ama bu mümkün bile değil. Bir daha hiç ailemi göremeyeceğim aklıma geldikçe daha da üzülüyordum.
Bazen dışarı gittiklerinde evde yalnız kalırdım, korkardım ama hep geleceklerini düşünerek sakinleştirdim kendimi. Peki şimdi...? Şimdi nasıl dayanırım bu özleme. Bir daha gelmeyeceklerini bile bile nasıl mutlu olurum tekrar...?! Zamanla geçer derler, zamanla geçmesini bile istemiyorum. Onları hep hatırlamak istiyorum.
Onları hep, dizinde yatarker bana ninni söyleyen ve beni asla hiçbir şey için zorlamayan ailem olarak hatırlamak istiyorum. Korktuğumda yanı başımda bekleyen ve beni koruyan ailem olarak hatırlamak istiyorum, hapiste üşürken beni bekleyen değil. Alexadr'ın eli omuzuma dokundu ve "Mehru, sen iyi misin?" diye sordu. "Evet, iyiyim." dedim göz yaşımı silerken. Onun önünde ağlamak istemiyorum.
Gülümsedim ve "Sadece biraz düşünmeye ve yalnız kalmaya ihtiyacım var." dedim ayağa kalkarken.
"O zaman beraber yalnız kalalım?" diye fısıldadı. Benim için gerçekten endişelen birinin olması beni mutlu ediyordu. Sonra geri yatağa oturdum ve ona dönüp "Benim gerçek ailem bile değiller ama.." dedim. Doğru cümleyi bulup konuşamıyordum. "Yine de onlar senin ailen, senin evin. Aslında seni tam anlayamam çünkü benim hiç ailem yada evim olmadı." dedi.
"Bana kendi hikâyeni hiç anlatmadın..?" diye soru sordum. "Anlatılacak bir hikayem yok da ondan. Bir evin 4. çocuğu olarak doğdum. Ailem çok sorumsuz ve umursamazdı. Hayatım sokaklarda geçti. Bir gün gemiye geldim ve her şey burada başladı. Gemicilik hikâyem güzeldir ama anlatayım mı?" diye sordu. O konuşurken daldım ve biraz daha iyi hissettim.
Bana kendi hikâyesini anlatıyordu. Gerçekten çok komik, eylenceli ve hatta tehlikeli bir korsanlık hikâyesi vardı.
"Ee nasıl kaçtınız oradan?" diye sordum. "Çok zor, tüm askerler peşimizdeydi ve ben altınları taşıyamıyordum!" dedi. Güldüm ve "Ee onca yükü göze girmek için alırsan, taşıyamazsın tabi." dedim. "Ama başardım da, kaptan takımda en çok beni severdi. Her zaman cesaretimi ve yeteneklerimi onlara gösterdim." dedi övünerek.
Böyle böyle konuştuk. Konu dağılmış ve çoğu şey hakkında konuşmuştuk. İçimde hep bir burukluk vardı. Gülüyordum ama tamamen sinirlerim bozuk olduğu için.
Sonunda kendi odama döndüm ve hiç düşünemiyordum. Belki de ailemin öldüğünü kabul edemiyor yada şoktaydım, yine de zorla uyumaya çalıştım. Gözümün önüne anılarım geliyordu. Böyle de uyumuşum.
Gece rüyamda ailemi gördüm. Aslında bir rüya değil kâbus gördüm. Ailemin ölüş şeklini ve tekrar tekrar 'Senin yüzünden! Bizi sen öldürdün!' dediklerini duydum. Bunu yapmadığımı söyleyerek uyanmıştım. "Ben yapmadım!" diye bağırdım ve yataktan fırladım. Terlemiş ve korkmuştum. "Ben yapmadım..." diye fısıldadım. Vicdanım rahat değildi. Eğer ortadan kaybolmasaydım hâlâ yaşıyor olabilirlerdi.
Yataktan kalktım ve üstüme rahat korsan giysileri giyindim. Hava güneşlidir diye bir şapka da taktım. Kapıdan çıktım ve hava gerçekten çok güneşliydi. Kapıdan çıkar çıkmaz omuzuma Buddy kondu. "Günaydın Buddy." dedim. Kafasını aşağı yukarı salladı ve "Neden bu kadar korkuyorsun? Sen güvendesin!" diye mırıldandı. Onu umursamadım.
Etrafa baktığımda takım çok çalışıyordu. Merdivenleri çıktım. Kaptanı bir korsanla konuşurken gördüm. Korsan onayladı ve hızlıca aşağı inip işine döndü. "Merhaba." dedim. "Merhaba Mehru, günaydın." diye gülümsedi. O sırada Buddy kafasını salladı ve Alex'e "İnsan!" dedi. Buddy'i anlayamadım, onu sevmememiş gibiydi. "Bu buddy." dedim Alexadr'a. "Merhaba, kuş." dedi.
"Ben, yardım edebileceğim ne var?" diye sordum. "Şehre gidiyoruz. Güzel bir kutlama ve yeni gemi açılışları var. " dedi. Ona anlamayarak "Hırsızlık için mi?" diye sordum. Benim bu şaşkınlığım biraz rahatsız edici geldi ve hemen sakince gülümsedim ve "Ben daha önce hiç hırsızlık yapmadım o yüzden bu kadar şaşkınım." dedim.
"Biz korsanların işi bu." dedi. "Elbette." dedim bakışımı kaçırırken. Daah önce en ufak bir şey bile çalışmadığım için biraz meraklandım. Büyük bir hırsızlık, güzel olabilirdi. Deniz manzarasına baktım. Saatler gemide geçmişti. Sonunda şehre gelmiştik. Korsan bayraklarını indirmiş ve sahilde bir kıyıya gemiyi çekmiştik. Herkes bizi bir ticaret gemisi sanmasını sağladık.
Üstüme mor ve ince bir pelerin giymiş ve korsan elbiselerimi saklamıştım. Şapkamı açtım ve şehire baktım. Daha önce gelmediğim bir yerdi burası. Kaptan takımı görevlendiriyordu. Onların yanında beklerken Buddy "Saçma, saçma." diyerek uçtu ve gemide bir yerlere kaçtı. Benimle gelmek istemiyor olmalı.
Bana "Mehru, sen de bizimle baloya geliyorsun ki oradaki insanlara güven verelim." dedi. Onayladım ve bir korsana dönüp "Sen de bizim yardımcımız kılığında geleceksin. Diğerleri kapının önünde ve etrafta bulunsun. Her türlü yardıma ihtiyacımız var. Gemide kalkmaya hazır tutun. İçeriden çok hazineyle çıkacağız." dedi. Takım mutlu oldu ve konuşmaya başlayınca "Çok dikkat çekiyorsunuz! Çaktırmadan dağılın. Sen ve sen bizimle gelin." dedi iki korsanı çağırarak.
Korsanlar kabul etti ve peşimize düştüler. Yolda yürüdük ve balo için elbise satan bir terzi aradık. Köşede görkemli elbiselerin gözüktüğü bir mağaza vardı. İçeri girdik ve satıcılar "Merhaba, nasıl bir model arıyorsunuz?" diye sordu. Ben de "Balo için en muazzam elbiselerinize bakabilir miyiz?" diye sordum.
Çalışan gülümsedi ve "Elbette, şanslısınız hâla elimizde harika şeyler var." dedi. Köşeye gitti ve dikilmiş elbiselere bakarak "Size göre neyimiz var bakalım, bakın bu tam size uygun hanımefendi." dedi. Elbiseye baktım ve çok güzel mavi ve desenleri olan bir elbiseydi. "Güzelmiş." dedim. Satıcı adam "Maskeniz de var mı?" diye sordu. Başta anlamasam da sonra maskeli balo olduğunu hemen anladım. "Elinizde maske var mı?" diye sordum.
Adam bize köşedeki rafı işaret etti ve "Elbette, burada harika tarz ve moda eşyaları mevcut." dedi. "Peki, erkekler için ne var?" diye sordum. Adam elbiseleri çıkarttı ve bize tuttu. Gerçekten asil elbiseler satıyordu. Ben diğer elbiselere de baktım ama mavi olanı seçtim. Alexdr da kendine ve takımına bir şeyler aldı. Maske ve yelpaze de almıştım.
Çok güzel hazırlanmış ve elbiseleri giyinmiştik. Aynada kendime bakıp tekrar asil ve temiz gözükmenin mutluluğunu yaşadım.
"Acaba, davetiyenizi aldınız mı? Bu şehirde davetiye çabuk biter geç kalmayın." dedi satıcı çalışan. Alex "Elbette aldık." dedi şüphe çekmemek için. Parayı verip dükkandan çıkmıştık. Alexin yanına gidip "Bilet almadık ki?" diye fısıldadım. "Geç olmadan hemen gidelim." dedi.
Kutlamanın yapılacağı binanın önünde korumalar vardı. Yanlarına gittik ve "Bizim için iki biler ve çalışanlarımız için iki bilet." dedi şımarıl soylu gibi gözükmeye çalışarak. Adam "Çok geç kaldınız efendim, tüm biletler tükendi." dedi. Alex ona döndü ve "Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" diye sordu. Adam şaşkınca ve çaresizce baktı ve tam bizi kovacakken ben Alex'in kolunu tuttum ve adama "Size bir sır verebilir miyim?" diye sordum.
Adam bana merakla baktı ve "Eşim, aslında çok önemli ve popüler bir eleştirmen gazeteci. Aslında burası hakkında olumsuz şeyler yazmak istemiyoruz ama eğer bu minik sır aramızda kalırsa sizin hakkınızda çok hoş şeyler yazarak patronunuzun gözüne girmenizi sağlarız. Maaşınız ve rütbeniz bile artar." diye fısıldadım.
Adam ikna olur gibi gülümsedi ve "Nerden bileceğim." diye sordu. "Bize bak, hiç yalancıya benziyor muyuz?" dedim. Adam ikna olmuştu ve gülümseyip kapıyı açtı ve "İyi eğlenceler efendim. Size biletler ücretsiz." dedi.