Koridor…
Bir anda ölüm sessizliğine büründü.
Üç adam kapıya doğru ilerliyordu.
Birinin elinde pompalı…
Diğerinde otomatik tüfek…
Sonuncusu ise elindeki tespihi çevirerek gülümsüyordu.
“Lan içeridekileri yarın yine çalıştıracağız.”
“Kaçmaya kalkarlarsa bacaklarına sıkın.”
Üçü kahkaha attı.
Tam o anda…
Karel gölgenin içinden sessizce onları izliyordu.
Elini yavaşça kaldırdı.
İlk kez…
Boşluk yeteneğini farklı bir şekilde kullanmayı deneyecekti.
…
Tespihli adam ilk ateş eden oldu.
Bang!
Kurşun doğruca Karel’in göğsüne geliyordu.
Tam çarpacağı anda…
Karel’in avucunun önünde siyah bir boşluk açıldı.
Kurşun…
Hiç ses çıkarmadan boşluğun içine girdi.
Adam bir an duraksadı.
“…Lan?”
İkinci kurşun…
Üçüncü…
Dördüncü…
Hepsi aynı şekilde kayboldu.
Şarjör boşalmıştı.
Klik.
Koridor sessizleşti.
Adamın yüzündeki ifade yavaş yavaş korkuya dönüştü.
“Ne…”
“Ne yaptın sen?”
Karel cevap vermedi.
Sadece diğer elini kaldırdı.
Avucunun önünde ikinci bir boşluk oluştu.
Elini hafifçe doğrulttu.
Bir sonraki an…
Az önce içine aldığı dört mermi, aynı hızlarını hiç kaybetmeden, namludan yeni çıkmış gibi boşluktan fırladı.
Bang!
Bang!
Bang!
Bang!
Mermiler adamların yanındaki duvara, tavana ve ayaklarının dibine saplandı.
Beton parçaları etrafa saçıldı.
Üçü de refleksle yere atladı.
“Bize geri ateş ediyor!”
“Lan nereden sıkıyor!”
Karel özellikle onları vurmamıştı.
Sadece…
Ne yapabildiğini göstermişti.
…
Pompalı tüfekli adam öfkeyle bağırdı.
“Geber!”
Pompalıyı kaldırdı.
BOOM!
Saçmalar koridoru doldurdu.
Karel yine boşluğunu açtı.
Saçmaların büyük kısmı karanlığın içinde kayboldu.
Bir kısmı ise duvarlara çarptı.
Adam şaşkınlıkla kala kaldı.
“…Pompalı da mı?”
Karel ilk kez kendi kendine mırıldandı.
“Demek saçmaları da ayrı ayrı depoluyor…”
Bunu daha önce hiç denememişti.
…
Otomatik tüfekli adam bağırarak ateşe başladı.
Tak!
Tak!
Tak!
Tak!
Tak!
Mermiler peş peşe boşluğun içine giriyordu.
Karel’in alnında hafif ter damlacıkları oluştu.
Çok fazla mermiyi aynı anda tutmak…
Beklediğinden daha fazla odaklanma gerektiriyordu.
Tam o sırada…
Boşluğu başka bir noktada açtı.
Koridorun sol tarafında siyah bir yarık belirdi.
Bir saniye önce içine giren mermiler…
Bu kez o yarıktan, aynı hız ve aynı yönlerini koruyarak dışarı çıktı.
Tak!
Tak!
Tak!
Mermiler otomatik tüfekli adamın hemen yanındaki duvarı deldi.
Adam korkuyla yere kapandı.
“Manyak bu!”
“Kurşunları geri atıyor!”
…
Tam o sırada…
Riven telsizden güldü.
“Lan.”
“Bunun karşısında siper almanın da anlamı kalmadı.”
Boran kahkahayı bastı.
“Harbi.”
“Adam kendi mermisiyle vurulacak diye korkuyor.”
…
Karel boşluğu kapattı.
Derin bir nefes verdi.
İçinden geçirdi.
“Çok fazla mermiyi aynı anda yönlendirmek…”
“…şimdilik yoruyor.”
“Demek sınırım hâlâ var.”
Tam o sırada…
Koridorun alt katlarından onlarca ayak sesi yükseldi.
Bağırışlar birbirine karıştı.
“Baskın var!”
“Silahlanın!”
“Yukarı çıkın!”
Karel katanasının kabzasını tuttu.
Bu kez…
Karşısına sadece üç kişi değil…
Onlarcası çıkacaktı.
Ve gerçek savaş…
Artık başlıyordu.
Devam Edecek…