Gece…
Zeytinburnu’ndaki dev alışveriş merkezinin çevresi yine zombi sesleriyle doluydu.
Ama içeridekiler umursamıyordu.
Onlar için asıl tehlike dışarıdaki zombiler değil…
Kendilerine karşı gelen insanlardı.
…
Karel, Boran, Riven ve Mira planladıkları noktalara çoktan ayrılmıştı.
Mira ilk kez gerçek bir keskin nişancı tüfeğini eline almıştı.
Silah beklediğinden çok daha ağırdı.
Sessizce mırıldandı.
“…Bu kadar ağır mı olur?”
Karel yanına çömeldi.
Tüfeği elinden aldı.
“İlk ders.”
Mira dikkatle dinledi.
“Korkma.”
“Silah geri tepiyor diye gözünü kapatırsan vuramazsın.”
“Omzuna sıkıca yasla.”
“Nefesini tut.”
“Tetiği çekme.”
“Sadece yavaşça sık.”
Mira başını salladı.
“Anladım.”
Karel dürbünü ayarladı.
“Şu lambayı görüyor musun?”
“Ortadaki.”
“Evet.”
“Onu vur.”
Mira derin nefes aldı.
Tüfeği doğrulttu.
Nefesini tuttu.
Tetiğe bastı.
“Pıt.”
Susturucunun çıkardığı ses neredeyse duyulmadı.
Ama mermi…
Lambanın metrelerce yanından geçti.
Boran telsizden kısık sesle güldü.
“Abla İstanbul’u vurdu.”
Riven kahkahayı zor tuttu.
“Lamba hâlâ bizi izliyor.”
Mira dudaklarını büktü.
“Kesin.”
Karel gülümsemesini saklamadı.
“Bir daha.”
İkinci deneme…
Bu kez mermi direğin altına isabet etti.
“Yaklaştın.”
Üçüncü deneme…
Tak!
Lamba parçalanarak söndü.
Mira şaşkınlıkla silaha baktı.
“…Vurdum.”
Karel başını salladı.
“Güzel.”
“Ama savaşta lamba vurmayacaksın.”
“Ben söylemeden ateş etmiyorsun.”
“Tamam.”
…
Diğer tarafta…
Boran ve Riven duvarın arkasında bekliyordu.
Aşağıdan iki kişi geliyordu.
Bellerinde tabanca…
Ellerinde pala…
Boyunlarında kalın zincirler…
Birinin elinde tespih vardı.
Tespihi sallayarak yürüyordu.
“Lan sabaha kadar nöbet mi tutulur.”
Diğeri esnedi.
“Boş ver.”
“Lider görürse yine söver.”
Tam yanlarından geçecekleri anda…
Riven bir anda arkalarına geçti.
İki adam daha ne olduğunu anlayamadan…
Şak!
Şak!
İkisinin de ensesine yumruğu indirdi.
İkisi de bayılarak yere düştü.
Boran kahkaha attı.
“Ulan.”
“Biriniz de filmdeki kötü adamlar gibi iki saniye güçlü çıkın.”
Riven omuz silkti.
“Daha fragmandayız.”
İkisi de adamları hızla kenara sürükledi.
Ses çıkmamıştı.
…
Karel ise tek başına başka bir girişten ilerliyordu.
Koridorlar karanlıktı.
Yerde eski kan izleri vardı.
Bir odadan ağlama sesi geliyordu.
Kapının küçük camından baktı.
İçeride ondan fazla insan vardı.
Yorgun…
Aç…
Korkmuş…
Aralarında tanıdık bir yüz dikkatini çekti.
“…Emir?”
Genç adam başını kaldırdı.
Bir an dondu.
“Karel?”
İkisi de birkaç saniye birbirine baktı.
Emir…
Mahalleden tanıdığı eski bir arkadaşıydı.
Yakın dost değildi.
Ama birbirlerini yıllardır tanıyorlardı.
Emir’in yüzü zayıflamıştı.
Kolunda morluklar vardı.
Kısık sesle konuştu.
“Buradan çık.”
“Seni görürlerse öldürürler.”
Karel hafifçe gülümsedi.
“Beni mi?”
Emir çaresizce başını salladı.
“Buradakilerin çoğunun yeteneği var.”
“Liderleri daha da tehlikeli.”
“Biz kaçmayı denedik.”
“Başaramadık.”
Tam o sırada…
Koridorun sonundan ayak sesleri duyuldu.
Karel anında duvarın arkasına geçti.
Üç silahlı adam yaklaşıyordu.
Birinin elinde pompalı tüfek vardı.
Diğeri omzunda otomatik tüfek taşıyordu.
Üçüncü ise elindeki tespihi çevirerek gülüyordu.
“Lan şu içeridekileri yarın yine çalıştıracağız.”
“Bir tanesi bayılmış.”
“Bayıldıysa sürükleyin.”
“Öleni de dışarı atarız.”
Üçü kahkaha attı.
Tam kapıya yaklaşacakları anda…
Karel derin bir nefes aldı.
İlk kez…
Boşluk yeteneğini canlı bir hedef üzerinde denemeye karar verdi.
Sağ elini hafifçe kaldırdı.
Adamın ayağının önünde küçük siyah bir boşluk oluştu.
Adam hiçbir şey fark etmedi.
Bir adım attı.
Ve ayağı boşluğun içine girdi.
Bir anda irkildi.
“Lan?”
Ayağını çekti.
Hiçbir şey olmamıştı.
Karel kaşlarını hafifçe çattı.
“…Demek canlıları içine alamıyorum.”
“Ama temas ettirebiliyorum…”
Tam o sırada…
Adam şüpheyle etrafına bakmaya başladı.
“Lan…”
“Burada biri mi var?”
Karel’in eli yavaşça katanasının kabzasına gitti.
Koridor…
Bir anda ölüm sessizliğine büründü.
Devam Edecek…