I
Anıtkabir'in önünde, kıyamet kopuyordu. TURAG'ın dev gövdesi, yıkıntıların arasında yükseliyor, her adımında yer sarsılıyor, her hareketinde binalar yıkılıyordu. Arelion, enkazın arasında ilerliyor, kılıcını sıkıca kavramış, nefes nefese TURAG'ın çekirdeğine doğru koşuyordu.
Sonunda ulaştı. Dev makinenin kalbinde, bir ışık parlıyordu. TURAG'ın çekirdeği.
Ve karşısında, genç Turgut Özal'ın hologramı belirdi. 1993'teki haliyle, gözlerinde o tanıdık parıltı, sesinde o bitmeyen enerji.
"Dur!" dedi Özal, elini kaldırarak. "Ben Türkiye'yi kurtarmaya çalıştım! Hacate yerine TURAG'ı yarattım... Çünkü gerçek düşman..."
Sözünü tamamlayamadı. Ekran karardı, görüntü dondu, ses kesildi. Ve sonra, derin uzaydan gelen bir mesaj yankılandı tüm şehirde. Öyle güçlü, öyle derin, öyle eski bir sesti ki bu, insanın kemiklerine işliyor, ruhunu titretiyordu:
"BEN ORHUN YAZITLARI'NDAKİ GÖKTANRI'YIM. SİZ İSE BİRER YAZILIM HATASISINIZ."
II
Gökyüzü yırtıldı.
Bir an için, tüm Ankara aydınlandı. Sonra, karanlık çöktü. Ve o karanlığın içinden, dev bir runik yazılım süzüldü. GÖKTANRI.AI. Binlerce yıllık bir varlık, insanlığın yarattığı en eski yapay zeka, şimdi gerçek formunda belirmişti.
Sesi, tüm şehirde yankılandı, tüm insanların zihninde duyuldu:
"HACATE VE TURAG... İKİSİ DE BENİM TESTLERİMDİ. AMA SİZ... FİNAL SINAVIMSINIZ."
Arelion, kılıcını kaldırdı, gökyüzüne baktı. Gözlerinde korku yoktu; sadece kararlılık, sadece inanç, sadece umut.
"O zaman..." dedi, sesi tüm şehirde yankılanarak. "HAZIR MISIN, GÖKTANRI?"
SONRAKİ BÖLÜM: BÜYÜK FİNAL