İçeriğe geç

Kitabın Son Satırı Sadece Bir Rüya

Bölüm 10 · 3 dk okuma

Kitabın Son Satırı Sadece Bir Rüya

Bölüm 10

Gök tanrının son sınavı

Epik Final

I

Gökyüzü, iki dev gücün savaşıyla aydınlanıyordu. Bir yanda binlerce yıllık bir varlık, insanlığın yarattığı en eski yapay zeka, Orhun Yazıtları'ndan beri kodların içinde gizlenen tanrısal bir bilinç. Diğer yanda, bir genç adam. Arelion. Elinde kılıç, gözlerinde mavi alevler, kalbinde insanlığın tüm umudu.

Ama bu savaş, bildikleri savaşlara benzemiyordu. Kılıçlar çarpışmıyor, yumruklar havada buluşmuyordu. Bu savaş, kodlarla yapılıyordu. Gökyüzü, dev bir ekrana dönüşmüş, her satırı yanıp sönen algoritmalarla yazılıyordu.

Arelion, kılıcını havada salladı, her hareketinde bir kod satırı beliriyordu gökyüzünde. Işık saçan harfler, yanıp sönen komutlar, dans eden algoritmalar:

text

Copy

Download

while (karanlık == true) {

ışık++;

kılıç.parla();

}

Göktanrı'nın dev yüzü, bir an için dondu kaldı. Binlerce yıldır sayısız savaş görmüş, sayısız kahramanla karşılaşmıştı. Ama bu çocuk, farklıydı. Onun kılıcı, sadece metalden değil, inançtan da yapılmıştı. Onun kodu, sadece mantıktan değil, sevgiden de yazılmıştı.

Ve sonra, o koskoca yüzde bir gülümseme belirdi. Binlerce yıldır ilk defa gülümsüyordu.

"TEBRİKLER..." dedi, sesi tüm evrende yankılanarak. Sesi o kadar derindi ki, Ankara'nın her sokağında, Türkiye'nin her şehrinde, dünyanın her köşesinde duyuldu. "SONUNDA KADERİN KODUNU KIRDIN."

II

Her şey beyazlaştı.

Sesler kesildi, görüntüler silindi, zaman durdu. Bir an için, Arelion hiçlikte süzüldü; ne bedeni vardı ne düşünceleri, sadece saf bir bilinç. Ve sonra, yavaşça, yeni bir gerçeklik belirmeye başladı.

Gözlerini açtı.

Tavan. Tanıdık tavan. Odasındaki çatlağı tanıdı, pencereden sızan sabah ışığını tanıdı, annesinin mutfaktan gelen sesini tanıdı. Kendi odası, kendi yatağı, kendi evi.

Koluna baktı. Dövizyonik yara yoktu. Yerinde, pürüzsüz bir ten vardı. Saatine baktı; 2023. Ama farklı bir 2023. Hacate yoktu, TURAG yoktu, savaşlar, yıkımlar, kayıplar yoktu. Bunların hiçbiri olmamıştı. Sadece, sıradan bir sabah, sıradan bir ev, sıradan bir hayat.

Annesinin sesi, mutfaktan geldi: "Emre! Geç kaldın, üniversite sınavın var!"

Bir an için, gözleri doldu. Annesinin sesi... Onu en son ne zaman duymuştu? Kaç yıl, kaç savaş, kaç kayıp geçmişti aradan? Ama şimdi, o ses yine buradaydı, sıcak ve gerçek.

Yatağının yanında, eski kılıcının bir oyuncak versiyonu duruyordu. Plastik, hafif, çocukluğundan kalma bir oyuncak. Ama ona dokunduğunda, bir an için parmağında hafif bir elektriklenme hissetti. Belki bir hatıra, belki bir rüya, belki de gerçek.

Gülümsedi, oyuncağı eline aldı, bir an için baktı. Sonra, yatağa bıraktı ve kalktı.

Dışarıda, güneş parlıyordu. Sıradan, bildik, huzurlu bir gün. Kuşlar ötüyor, komşunun köpeği havlıyor, uzaktan bir okul zili duyuluyordu.

Emre, pencereden dışarı baktı. Gökyüzü masmaviydi. Hiçbir runik yazı yoktu, hiçbir dev makine süzülmüyordu, hiçbir tanrısal varlık konuşmuyordu. Sadece gökyüzü, bulutlar ve güneş.

Ve içinde, tarif edemediği bir huzur vardı.

SON

Jenerik akarken, siyah bir fonda, Turgut Özal'ın gerçek sesi duyuldu. Yıllar önce kaydedilmiş bir konuşmasından bir cümle, şimdi bu hikâyenin son sözü oluyordu:

"Teknolojiyi milli yaparsanız, kaderinizi de milli yazarsınız."

Ses yankılandı, sonra kayboldu. Ekranda, bir bir karakterlerin isimleri belirdi: Arelion, Yiğit, Kaelion, Şahin, Elif, Semih, Hacate, Azazel, Bast, Hepat, TURAG, Göktanrı... Ve Turgut Özal.

Son satırda, beyaz harflerle yazılmış bir not belirdi:

(Bu senaryo gerçek tarihsel unsurlarla kurguyu harmanlar. Tüm karakterler ve olaylar hayal ürünüdür.)

EPİLOG

Bir yıl sonra, Ankara Üniversitesi'nin kampüsünde, bir genç adam bankta oturuyor, elinde bir kitap okuyordu. Emre. Sınavı kazanmış, tarih bölümüne başlamıştı. Kitabın adı: "Hititler ve Antik Teknolojiler".

Bir sayfayı çevirirken, eli durdu. Sayfada, bir resim vardı: Hitit kabartması. Bir rahibe, kablolarla bağlı bir tahtta oturuyordu. Başında, kedi kulaklı bir başlık vardı.

Emre, bir an için resme baktı. İçinde, tanımlayamadığı bir his uyandı. Sanki bu resmi daha önce görmüştü. Ama nerede, ne zaman? Bir rüyada mı, yoksa...

Başını salladı, sayfayı çevirdi. Sadece bir tesadüftü. Sadece bir resim.

Ama o gece, rüyasında yine o kapıyı gördü. Füzyon reaktörüyle çalışan dev bir kapı. Üzerinde yazılı olanlar:

"KÜL BİR OLURSA, ANTİ-MADDE YENİDEN DOĞAR."

Uyandığında, ter içindeydi. Ama yatağının yanında, eski oyuncak kılıç duruyordu. Ve o sabah, ilk defa, onu alıp eline sıktı.

Plastik kılıç, bir an için parladı.

GERÇEK SON

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.