Sen, 27 yaşındaki bir antika avcısı olan Eda'ydın. Üniversiteyi bitirdikten sonra kendi küçük dükkanını açmıştın; eski eşyalar, tozlu raflar ve gizemli hikayelerle dolu bir hayat. Kendi ayakların üzerinde duran, bağımsız bir kadındın – maceracı, meraklı, ama yalnız. İlişkilerinde hep bir eksiklik hissediyordun; dokunuşlar yüzeysel kalıyor, duygusal bağ kurulamıyordu. İç monologun sık sık dönüp dolaşıyordu: *Neden bu kadar yalnızım? Belki de kendimle yüzleşmem gerekiyor.* Bu düşüncelerle, eski bir ayna koleksiyoncusunun evine gitmiştin – adam ölmüş, mirasçıları her şeyi satıyordu. Ev, tozlu ve karanlık bir malikaneydi; odalar aynalarla doluydu, her biri farklı boyutta, farklı çerçevelerde. Bir oda dikkatini çekti: Duvarlar tamamen aynalarla kaplı, ortada büyük bir antika ayna – altın çerçeveli, işlemeli. Ona dokunduğunda, bir ürperti hissettin. İçinden bir ses yükseldi: *Bu lanetli olabilir mi? Ama ne kadar güzel...* Parmakların camına değdiğinde, birden bir çekim başladı. Vücudun öne eğildi, aynanın yüzeyi dalgalandı ve seni içine çekti. Panikledin, ama aynı zamanda bir heyecan – *Bu gerçek mi? Kaçmalı mıyım?* Ama çok geçti; içindeydin. İçerideki dünya, sonsuz aynalardan oluşuyordu – her yöne uzanan koridorlar, yansımalarla dolu. Havada hafif bir sis, ışıklar kırılıp dağılıyordu. İlk başta yalnızdın; ama sonra, her aynada yansıman belirdi – senin çıplak halin. Kıyafetlerin yok olmuştu; vücudun tamamen çıplak, büyük göğüslerin özgürce sallanıyordu. Yansımalar canlandı – aynı sen, ama ayrı varlıklar. Gözlerin aynı kehribar rengi, saçların aynı dalgalı siyah. İlk yansıma yaklaştı, elini uzattı. Dokundu – parmakları tenine değdiğinde, sıcak bir titreme yayıldı. İç monologun karıştı: *Bu ben miyim? Korkmalı mıyım? Ama... hissediyorum, gerçek gibi. İstiyorum mu? Evet, belki de bu kendimi keşfetmek.* Yansımaların sayısı arttı – iki, üç, beş... Her biri sana dokunmaya başladı; nazikçe, keşfederek. Bir tanesi sırtına, diğeri beline, bir başkası kalçalarına. Dokunuşlar yumuşaktı, ama derin – yılların özlemini uyandırıyordu. "Devam et," diye fısıldadın içinden, rızan netti; bu senin dünyandı, senin yansımaların. Öpüşmeler başladı; bir yansıma dudaklarını buldu, dilini senin diline değdirdi – tatlı, tanıdık bir tat. Diğerleri boynuna, omuzlarına indi. İçindeki duygu: *Bu kadar mı özlemişim dokunulmayı? Utanç yok, sadece teslimiyet.* Sonra, meme uçlarına odaklandılar – aynı anda emmeye başladılar. İki yansıma, büyük göğüslerini avuçladı; dudakları uçlarını sardı, emdi – sıcak, ıslak bir çekiş. Titredin; zevk dalgası karnına yayıldı. Bir başkası arkana geçti, ellerini kalçalarına koydu. Yavaşça amına girdi – parmaklarıyla önce, sonra daha derine. Nefesin kesildi; o doluluk hissi, hem fiziksel hem duygusal bir tamamlama gibiydi. Aynı anda, bir yansıma önüne diz çöktü, ağzına kaydı – senin parmakların mı, yoksa bir uzantı mı? Ağzın doldu; ritim başladı, yavaş ve uyumlu. Klitorisini yalayan bir başkası – dilinin ucu daireler çizerken, emerek, hafifçe vurarak. Kalan yansımalar her yerini okşuyordu: Bacaklarını, sırtını, saçlarını. Yansımalar çoğaldıkça – on, yirmi – aynalar kırılmaya başladı; her kırıkta yeni yansımalar doğdu. Oda titriyordu; senin orgazmın yaklaşıyordu. İç monologun: *Bu kadar çok... bu kadar dolu... Korkuyorum mu? Hayır, istiyorum. Devam edin.* Ritimler hızlandı; arkadakinin girişi derinleşti, ağzındakinin ritmi arttı, klitorisindeki yalama yoğunlaştı. Vücudun sarsıldı – orgazm dalgası geldi, dalga dalga, her hücreni sardı. İnlemelerin aynalarda yankılandı; oda sallandı, daha fazla ayna kırıldı. Ama bitmedi; yansımalar devam etti. Yeni doğanlar katıldı – bazıları göğüslerini sıktı, piercing gibi uçlarını çekti (ama yoktu, sadece his). Orgazmlar peş peşe geldi; her biri daha şiddetli. En sonunda, bütün yansımalar aynı anda zirveye ulaştı – boşaldılar, sıcak, ayna gibi parlayan sıvılar vücuduna, içine yayıldı. O an, dünya döndü; aynalar parçalandı, seni dışarı attı. Gerçek dünyaya döndüğünde, evin odasında yatıyordun – nefes nefese, ter içinde. Bacaklarının arasından hâlâ o sıvılar sızıyordu; sıcak, parlayan, ama yavaşça solan. İç monologun: *Ne yaşadım? Gerçek miydi? Ama hissediyorum... değişmişim. Daha güçlü, daha bütün.* Yavaşça doğrulup aynaya baktın; yansıman normaldi, ama gözlerinde bir parıltı vardı. Dışarı çıktın, ama o geceyi unutmadın – bir bağ, kendinle birleşmeydi. Sonra, evine döndüğünde, dinlendin; su içtin, sıcak bir duş aldın. Kendine sarıldın, saçlarını okşadın – bir nevi aftercare. "İyi misin?" diye sordun kendine aynada. "Evet," diye yanıtladın gülümseyerek. O deneyim, seni daha da güçlendirmişti; yalnızlık azalmış, öz güven artmıştı. Belki bir daha o aynaya dönecektin, ama bu sefer hazır olarak.
Bölüm 13
Ayna
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.