İçeriğe geç

Kısa Kısa

Bölüm 12 · 5 dk okuma

Kısa Kısa

Bölüm 12

Peri

Aylin, 26 yaşında bir botanikçiydi. Üniversiteyi bitirdikten sonra kendi ayakları üzerinde durmuş, orman ekosistemleri üzerine uzmanlaşmıştı. Frankfurt yakınlarındaki Taunus ormanlarında sık sık yalnız gezintilere çıkardı; mantar toplar, nadir bitkileri fotoğraflar, doğanın sessiz ritmini dinlerdi. Vücudu, haftalık yürüyüşler ve yoga ile çevik ve güçlü kalmıştı; uzun kestane rengi saçları genellikle at kuyruğu yapılı, yeşil gözleri orman yeşiliyle yarışırdı. İç dünyasında ise yıllardır bastırdığı bir özlem vardı: Dokunulmak, tamamen teslim olmak, ama aynı zamanda kontrolün kendisinde olduğu bir güven içinde. İlişkileri kısa sürmüştü; kimse onun derin arzularını anlayamamıştı. İç monologu sık sık aynı noktaya gelirdi: *Belki de doğa bana bir şey verecek. Ya da belki ben kendime bir şey vermeliyim.* O pazar sabahı, sis henüz dağılmamışken ormana girdi. Hava serin, yapraklar nemliydi. Elinde not defteri, sırt çantasında su ve birkaç atıştırmalık. Bir patikadan sapıp daha derinlere yürüdü; burada ağaçlar daha sık, zemin yosun kaplıydı. Bir açıklığa rastladı – tam ortasında, klasik peri halkası: Küçük mantarlar dairesel bir halka oluşturmuştu. Aylin gülümsedi; folklor bilgisi aklına geldi. “Peri halkasına basarsan kaybolursun,” derdi büyükannesi. Eğlence olsun diye tam ortaya adım attı. O an her şey değişti. Hafif bir rüzgâr esti, yapraklar hışırdadı. Halkanın etrafında yedi minik ışık parladı – yeşil, mor, altın, gümüş tonlarında. Işıklar büyüdü, şekillendi: 30 cm boyunda yedi peri. Kanatları kelebek inceliğinde, yarı saydam; bedenleri çıplak, pürüzsüz, cinsiyetleri belirsiz ama her biri farklı bir enerji taşıyordu. Gözleri parlak, dudakları hafifçe aralık. Aylin donakaldı. Kalbi deli gibi atıyordu – korku mu, heyecan mı ayırt edemiyordu. En iri olanı – belki 32 cm, altın kanatlı – öne çıktı. Sesi çan gibi tınladı, ama zihninde yankılandı: “Adın Aylin. Bize bastın. Şimdi bizimsin – ama sadece sen istersen.” Aylin’in boğazı kurudu. İçinden yükselen ses: *Bu rüya mı? Ama hissediyorum… sıcaklıklarını, kokularını – yosun, bal ve elektrik karışımı.* Peri’nin gözlerine baktı. “Ne istiyorsunuz benden?” Peri gülümsedi: “Seni hissetmek. Seni doyurmak. Sen de bizi doyur. Rızan varsa, kanatlarımız titreşecek. ‘Dur’ dersen, her şey biter.” Aylin bir an duraksadı. Ormanın sessizliği kulaklarında uğulduyordu. Sonra başını salladı – yavaş, kararlı. “Evet. İstiyorum.” Periler etrafında daire oldular. Kanat çırpmaları hafif bir vızıltı yarattı; hava titreşti. İlk dokunuşlar geldi – minik eller, parmaklar tenine değdi. Soğuk değil, ılık; sihirli bir sıcaklık. Bir peri göğüslerine tırmandı, meme uçlarını küçük dudaklarıyla sardı ve ısırdı – keskin ama tatlı bir acı. Diğeri diğer ucu aldı; aynı anda emip ısırıyorlardı. Aylin’in sırtı yay gibi gerildi, kısa bir inilti kaçtı dudaklarından. Bir başkası aşağı indi. Minik elleriyle bacaklarını ayırdı. Klitorisine eğildi – dili, normalden çok daha uzun ve esnekti. Sıcak, ıslak bir dokunuşla emmeye başladı. Dilinin ucu daireler çiziyor, hafifçe vuruyor, sonra vakum gibi çekiyordu. Aylin’in kalçaları istemsizce kalktı; zevk karnının altından yayıldı, dalga dalga. Aynı anda bir peri arkasına geçti. Minik parmakları – sihirle uzayabilen, kaygan – anüsüne değdi. Yavaşça, nazikçe soktu; bir parmak, sonra iki. İçindeki baskı tatlı bir doluluk hissi yarattı. Aylin’in nefesi kesildi: *Bu kadar küçükken… nasıl bu kadar derin hissediliyor?* Diğer periler kanatlarını çırpmaya başladı – titreşim havayı doldurdu. Vücudunun etrafında hafif bir elektrik akımı gibi dolaşıyordu; meme uçları, klitorisi, anüsü – her yer titreşimle sarmalandı. Zevk katlanıyordu; normal bir dokunuşun ötesinde, sihirli bir amplifikasyon. En iri peri – altın kanatlı – öne çıktı. Arasında minik ama sihirle taş gibi sertleşmiş bir penis belirdi. Aylin’in girişine dayandı. “Hazır mısın?” diye fısıldadı zihnine. Aylin başını salladı, gözleri yarı kapalı: “Evet… gir.” Peri yavaşça ilerledi. Boyu küçük olsa da, sihirle içini tamamen dolduruyordu – duvarlarını her yönden gererek, nabız gibi atan bir sıcaklık. İçeri tamamen yerleştiğinde kanatlarını çırpmaya başladı. Titreşim vajinasının derinliklerinde başladı; her çırpışta orgazm dalgaları katlanıyordu. Aylin’in inlemeleri yükseldi; elleri toprağa yapıştı, parmakları yosuna gömüldü. Periler ritmi buldu: - Klitorisini emen dil hiç durmadı, emişi hızlandı. - Meme uçlarını ısıran ikili aynı anda daha sert ısırdı, dişleri hafifçe batarken dilleri daireler çizdi. - Anüsündeki parmaklar ritmik girip çıktı, içindeki titreşimi artırdı. - Etrafındaki kanat çırpmaları hava basıncını değiştirdi; tüm bedenine hafif şok dalgaları yayıldı. - Ve en iri peri, içinde titreşerek gidip gelmeye başladı – küçük ama derin, sihirli darbeler. Aylin’in zihni sislenmişti. İç monologu parçalandı: *Bu kadar çok… bu kadar dolu… utanç yok, sadece zevk… bırakıyorum kendimi…* Orgazm yaklaştı – ama tek bir patlama değil, dalga dalga gelen bir tsunami. Vücudu sarsıldı; ilk dalga klitoristen başladı, meme uçlarına sıçradı, anüsünden yayıldı, vajinasında doruğa ulaştı. İnlemeleri ormanda yankılandı; kuşlar sustu. Periler hızlandı – kanat çırpmaları çılgınlaştı. Hepsi aynı anda zirveye ulaştı. Minik bedenlerinden sıcak, ışıklı sıvılar boşaldı – içine, üzerine, her yere. En iri peri derinlerde patladı; vajinasının içini dolduran sıvı parladı, ışık sızdı. Karnında minik, parlayan dövmeler belirdi – yedi küçük sembol, kelebek kanadı şeklinde, hafifçe titreşerek. Dövmeler tenine işlendi; acı değil, sıcak bir kabul hissi. Aylin’in bedeni titreyerek boşaldı – uzun, şiddetli, neredeyse bayıltıcı. Orgazm bitmedi; dalgalar devam etti, perilerin titreşimiyle uzadı. Sonunda yavaşladılar. Kanat çırpmaları durdu. Minik eller onu okşadı, saçlarını taradı, alnından öptü. En iri peri zihnine fısıldadı: “Bizim izimizi taşıyorsun artık. İstediğin zaman ormana gel, halkayı bul. Biz seni bekleriz.” Işıklar soldu. Periler kayboldu. Aylin yere yığıldı – nefes nefese, ter içinde, bacaklarının arası ıslak ve sıcak. Karnındaki dövmeler hâlâ hafifçe parlıyordu, ama yavaşça soluklaşıyordu – kalıcı bir hatıra. Yavaşça doğruldu. Giysilerini topladı – sihirle geri gelmişlerdi. Orman normale dönmüştü; kuşlar yeniden ötüyordu. Aylin halkaya baktı; mantarlar hâlâ oradaydı, ama artık masum görünüyorlardı. Eve dönerken adımları hafifti. Karnındaki dövmelere dokundu – hâlâ ılık. İç monologu: *Değiştim. Artık yalnız değilim. Onlar bende, ben onlarda.* O geceden sonra ormana daha sık gitti. Her seferinde aynı halkayı buldu. Her seferinde aynı soru: “İstiyor musun?” Her seferinde aynı cevap: “Evet.” Ve her seferinde, yedi peri geri döndü – titreşimleriyle, dilleriyle, parmaklarıyla, kanatlarıyla. Aylin’in bedeni artık sihirle işaretliydi; dövmeler orgazm sırasında parlar, sonra solardı. O dövmeler, onun sırrıydı – doğayla, kendisiyle, arzularıyla kurduğu derin bağın kanıtı. Ve orman, sessizce gülümsüyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.