Aylin, 26 yaşında bir botanikçiydi. Üniversiteyi bitirdikten sonra kendi ayakları üzerinde durmuş, orman ekosistemleri üzerine uzmanlaşmıştı. Frankfurt yakınlarındaki Taunus ormanlarında sık sık yalnız gezintilere çıkardı; mantar toplar, nadir bitkileri fotoğraflar, doğanın sessiz ritmini dinlerdi. Vücudu, haftalık yürüyüşler ve yoga ile çevik ve güçlü kalmıştı; uzun kestane rengi saçları genellikle at kuyruğu yapılı, yeşil gözleri orman yeşiliyle yarışırdı. İç dünyasında ise yıllardır bastırdığı bir özlem vardı: Dokunulmak, tamamen teslim olmak, ama aynı zamanda kontrolün kendisinde olduğu bir güven içinde. İlişkileri kısa sürmüştü; kimse onun derin arzularını anlayamamıştı. İç monologu sık sık aynı noktaya gelirdi: *Belki de doğa bana bir şey verecek. Ya da belki ben kendime bir şey vermeliyim.* O pazar sabahı, sis henüz dağılmamışken ormana girdi. Hava serin, yapraklar nemliydi. Elinde not defteri, sırt çantasında su ve birkaç atıştırmalık. Bir patikadan sapıp daha derinlere yürüdü; burada ağaçlar daha sık, zemin yosun kaplıydı. Bir açıklığa rastladı – tam ortasında, klasik peri halkası: Küçük mantarlar dairesel bir halka oluşturmuştu. Aylin gülümsedi; folklor bilgisi aklına geldi. “Peri halkasına basarsan kaybolursun,” derdi büyükannesi. Eğlence olsun diye tam ortaya adım attı. O an her şey değişti. Hafif bir rüzgâr esti, yapraklar hışırdadı. Halkanın etrafında yedi minik ışık parladı – yeşil, mor, altın, gümüş tonlarında. Işıklar büyüdü, şekillendi: 30 cm boyunda yedi peri. Kanatları kelebek inceliğinde, yarı saydam; bedenleri çıplak, pürüzsüz, cinsiyetleri belirsiz ama her biri farklı bir enerji taşıyordu. Gözleri parlak, dudakları hafifçe aralık. Aylin donakaldı. Kalbi deli gibi atıyordu – korku mu, heyecan mı ayırt edemiyordu. En iri olanı – belki 32 cm, altın kanatlı – öne çıktı. Sesi çan gibi tınladı, ama zihninde yankılandı: “Adın Aylin. Bize bastın. Şimdi bizimsin – ama sadece sen istersen.” Aylin’in boğazı kurudu. İçinden yükselen ses: *Bu rüya mı? Ama hissediyorum… sıcaklıklarını, kokularını – yosun, bal ve elektrik karışımı.* Peri’nin gözlerine baktı. “Ne istiyorsunuz benden?” Peri gülümsedi: “Seni hissetmek. Seni doyurmak. Sen de bizi doyur. Rızan varsa, kanatlarımız titreşecek. ‘Dur’ dersen, her şey biter.” Aylin bir an duraksadı. Ormanın sessizliği kulaklarında uğulduyordu. Sonra başını salladı – yavaş, kararlı. “Evet. İstiyorum.” Periler etrafında daire oldular. Kanat çırpmaları hafif bir vızıltı yarattı; hava titreşti. İlk dokunuşlar geldi – minik eller, parmaklar tenine değdi. Soğuk değil, ılık; sihirli bir sıcaklık. Bir peri göğüslerine tırmandı, meme uçlarını küçük dudaklarıyla sardı ve ısırdı – keskin ama tatlı bir acı. Diğeri diğer ucu aldı; aynı anda emip ısırıyorlardı. Aylin’in sırtı yay gibi gerildi, kısa bir inilti kaçtı dudaklarından. Bir başkası aşağı indi. Minik elleriyle bacaklarını ayırdı. Klitorisine eğildi – dili, normalden çok daha uzun ve esnekti. Sıcak, ıslak bir dokunuşla emmeye başladı. Dilinin ucu daireler çiziyor, hafifçe vuruyor, sonra vakum gibi çekiyordu. Aylin’in kalçaları istemsizce kalktı; zevk karnının altından yayıldı, dalga dalga. Aynı anda bir peri arkasına geçti. Minik parmakları – sihirle uzayabilen, kaygan – anüsüne değdi. Yavaşça, nazikçe soktu; bir parmak, sonra iki. İçindeki baskı tatlı bir doluluk hissi yarattı. Aylin’in nefesi kesildi: *Bu kadar küçükken… nasıl bu kadar derin hissediliyor?* Diğer periler kanatlarını çırpmaya başladı – titreşim havayı doldurdu. Vücudunun etrafında hafif bir elektrik akımı gibi dolaşıyordu; meme uçları, klitorisi, anüsü – her yer titreşimle sarmalandı. Zevk katlanıyordu; normal bir dokunuşun ötesinde, sihirli bir amplifikasyon. En iri peri – altın kanatlı – öne çıktı. Arasında minik ama sihirle taş gibi sertleşmiş bir penis belirdi. Aylin’in girişine dayandı. “Hazır mısın?” diye fısıldadı zihnine. Aylin başını salladı, gözleri yarı kapalı: “Evet… gir.” Peri yavaşça ilerledi. Boyu küçük olsa da, sihirle içini tamamen dolduruyordu – duvarlarını her yönden gererek, nabız gibi atan bir sıcaklık. İçeri tamamen yerleştiğinde kanatlarını çırpmaya başladı. Titreşim vajinasının derinliklerinde başladı; her çırpışta orgazm dalgaları katlanıyordu. Aylin’in inlemeleri yükseldi; elleri toprağa yapıştı, parmakları yosuna gömüldü. Periler ritmi buldu: - Klitorisini emen dil hiç durmadı, emişi hızlandı. - Meme uçlarını ısıran ikili aynı anda daha sert ısırdı, dişleri hafifçe batarken dilleri daireler çizdi. - Anüsündeki parmaklar ritmik girip çıktı, içindeki titreşimi artırdı. - Etrafındaki kanat çırpmaları hava basıncını değiştirdi; tüm bedenine hafif şok dalgaları yayıldı. - Ve en iri peri, içinde titreşerek gidip gelmeye başladı – küçük ama derin, sihirli darbeler. Aylin’in zihni sislenmişti. İç monologu parçalandı: *Bu kadar çok… bu kadar dolu… utanç yok, sadece zevk… bırakıyorum kendimi…* Orgazm yaklaştı – ama tek bir patlama değil, dalga dalga gelen bir tsunami. Vücudu sarsıldı; ilk dalga klitoristen başladı, meme uçlarına sıçradı, anüsünden yayıldı, vajinasında doruğa ulaştı. İnlemeleri ormanda yankılandı; kuşlar sustu. Periler hızlandı – kanat çırpmaları çılgınlaştı. Hepsi aynı anda zirveye ulaştı. Minik bedenlerinden sıcak, ışıklı sıvılar boşaldı – içine, üzerine, her yere. En iri peri derinlerde patladı; vajinasının içini dolduran sıvı parladı, ışık sızdı. Karnında minik, parlayan dövmeler belirdi – yedi küçük sembol, kelebek kanadı şeklinde, hafifçe titreşerek. Dövmeler tenine işlendi; acı değil, sıcak bir kabul hissi. Aylin’in bedeni titreyerek boşaldı – uzun, şiddetli, neredeyse bayıltıcı. Orgazm bitmedi; dalgalar devam etti, perilerin titreşimiyle uzadı. Sonunda yavaşladılar. Kanat çırpmaları durdu. Minik eller onu okşadı, saçlarını taradı, alnından öptü. En iri peri zihnine fısıldadı: “Bizim izimizi taşıyorsun artık. İstediğin zaman ormana gel, halkayı bul. Biz seni bekleriz.” Işıklar soldu. Periler kayboldu. Aylin yere yığıldı – nefes nefese, ter içinde, bacaklarının arası ıslak ve sıcak. Karnındaki dövmeler hâlâ hafifçe parlıyordu, ama yavaşça soluklaşıyordu – kalıcı bir hatıra. Yavaşça doğruldu. Giysilerini topladı – sihirle geri gelmişlerdi. Orman normale dönmüştü; kuşlar yeniden ötüyordu. Aylin halkaya baktı; mantarlar hâlâ oradaydı, ama artık masum görünüyorlardı. Eve dönerken adımları hafifti. Karnındaki dövmelere dokundu – hâlâ ılık. İç monologu: *Değiştim. Artık yalnız değilim. Onlar bende, ben onlarda.* O geceden sonra ormana daha sık gitti. Her seferinde aynı halkayı buldu. Her seferinde aynı soru: “İstiyor musun?” Her seferinde aynı cevap: “Evet.” Ve her seferinde, yedi peri geri döndü – titreşimleriyle, dilleriyle, parmaklarıyla, kanatlarıyla. Aylin’in bedeni artık sihirle işaretliydi; dövmeler orgazm sırasında parlar, sonra solardı. O dövmeler, onun sırrıydı – doğayla, kendisiyle, arzularıyla kurduğu derin bağın kanıtı. Ve orman, sessizce gülümsüyordu.
Bölüm 12
Peri
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.