İçeriğe geç

Kış Güneşi

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Kış Güneşi

Bölüm 2

Umudun Doğuşu

"Bir tane simit alabilir miyim... Ne kadar? Şöyle vereyim. İyi günler!"

"Anneciğim yavaş! Araba çarpacak oğlum, temkinli ol..."

"Kızım Allâh rızası için 10 lira, bir su alayım yeter... Kardeşim Allâh'ını seviyorsan..."

"Ne demek Ahu Hanım işten kovuldum? Mesaiye itiraz ettiğim için mi? Yazıklar olsun!"

Bitmeyen topuklu sesleri, hırslı konuşmalar, bir yudum suya muhtaç kalanlar, ömrünü meyvesine adamış çiftler ve daha birçoğu... Paslanmış demirlerin, kurtlanmış tahtaların arasından oldukça kalın bir kumaşla dokunmuş eşarbıyla, vücut hatlarını asla belli etmeyecek kadar bol, simsiyah fistanıyla, ayağında ki lacivert desenli reşik ayakkabısıyla ve tüm bunlara rağmen gözünde ki sürmesiyle bir kız duruyordu koskoca şehrin en kalabalık bölgesinde. Hicran!

Herkesin elinde son model telefonları görünce kendi tuşlu telefonuna bakıyor, iç çekiyordu Hicran. Özellikle kadınlara bakıyordu Hicran, kızlara bakıyordu Hicran. Kalçasına kadar upuzun, gür ve sağlıklı saçları olan, parmaklarının ucunda, Hicran'ın adını dâhi bilmediği o renkli plastikler olan, dudaklarında kıpkırmızı ruju ve âdeta vücutlarını gösteren kısacık giysiler giyen kızlara... Hicran şehrin göbeğinde iki elini önüne atıp, arasına ise 20 yıl öncesinin telefonunu almış bir şekilde, aralarında maksimum 30-35 santimetre olan adımlar atıyordu.

Şehirde, herkes farklı bir kafadaydı. Kimisi işinin derdindeydi, kimisi çocuğunun, kimisi kendinin, kimisi paranın. Fakat hepsinin ortak bir yönü vardı ki, herkes bir işin peşindeydi. Birinin derdi birine saçma, absürt gelebilirdi fakat absürt görünen iş de, sonuçta bir işti. Hicran, bu zamana kadar kendi kafasına bir hedef koyup, o hedef için büyük veya küçük adımlar atmamıştı. Hicran, hedef nasıl koyulurdu, onu bile bilmiyordu. Hicran, yıllar boyu süren bu kısıtlamanın, işkencenin ve istismarın altında hep kendisinde suç bulmuş, her yaşadığının bedelini, kendisi olarak görmüştü. Oysa bu gencecik kız yıllarını, bir hiç uğruna kendini görmeyerek, tanımayarak geçirmişti. Hedefsiz, amaçsız, gayesiz... Kurbanlık koyun gibi gözlerini kapatmış, boynunu eğmiş ve canını teslim etmişti. Haksızlık nedir, Haklı-haksız nedir ve doğru-yanlış nedir bilmiyordu, çünkü Yıldız ailesinin terazisi her zaman, Hicran'ın olduğu tarafı dâimâ havaya kaldırmıştı.

Hicran derin bir nefes alıp verdi. Çok susamıştı. Su alması lazımdı. Gördüğü en yakın büfeye doğru ilerledi. Kasa da bir erkek vardı. Hicran büfenin önüne gelip, gözleriyle bir kadın çalışan arıyordu ve erkeklerle asla göz teması bile kurmuyordu. Kasada ki yetkili adam sert bir ses tonuyla konuştu.

"Bayan hoşgeldiniz, birşeye mi ihtiyacınız var?"

Hicran ellerini daha da sıkı birleştirip iyice sıktı. Ellerinin arasında bulunan o küçük tuşlu telefonu âdeta eline batıyordu. Stresten dolayı, soğuk terler akıtmaya başlamıştı. Gözlerini kaçırarak yere baktı. Bir yandan adama bakıyor, bir yandan yere bakıyordu.

Sonra... Hicran'ın aklına birşey gelmişti. Hicran, dün gece uyumadan önce kendine verdiği sözü hatırladı. Herşey, tepetaklak olacaktı... Hicran sertçe yutkundu, titreyen elleriyle alnından dudağına akan, ordan da çenesine kadar akıp eşarbına bulaşan terini bir hışımla sildi. Başını kaldırdı, yukarı baktı. İçinden geçirdi: Allâh'ım, ben de bir cânım. Sırıttı ve dışarıdan anormal gözükmemek için saliseler içinde kendine çekidüzen verdi. Ardından karşısında, kasa da duran adama baktı. Tok ve net bir ses tonuyla cevap verdi.

"Merhaba, bir su alacağım. Mümkünse soğuk."

Hicran, yılların inşaa ettiği tabularını bir saniyede silmişti. Evet, ayağı tir tir titriyordu, daha çok terlemişti, ellerini o kadar sıkıyordu ki, avuç içinde olan tuşlu telefonu, ellerini acıtıyordu. Ama o, kendine güveniyordu. Belki kafesini açmıyorlardı ama, Hicran'da kafesini kırıp çıkacaktı.

Kasiyer suyu getirip, ödemeyi almıştı. Hicran, büfeden biraz uzaklaşınca bulduğu bir banka oturmuş, suyu elinden çıkarmış; içiyordu. Soğuk su, onu terleten sıcağı da, onu daraltan düşünceleri de bir çırpıda silip atmıştı. Ama Hicran biliyordu ki, hiçbirşey bu kadar kolay değildi. Daha çok zorluk çekeceğini biliyordu.

Hicran şehrin göbeğinde dolaşmaya devam ederken, dikkatini çeken bir yazı gördü. Tabelasında ilginç birşey yazıyordu: Nail Arts. Yazının hemen yanında, Hicran'ın genç kızların parmağında gördüğü o plastiğin fotoğrafı vardı. Tırnak. Hicran'ın yüreğinde kelebekler uçuştu, gözlerinden yaşlar geldi ve derin bir, "of" çekti. Bunların hepsi heyecandandı. Hicran bunların hiçbirini, bu zamana kadar görmemişti. Hicran ve ailesi, zengindi. Durumları, onlarca ailenin bir ömrünü, ortalama şekilde götürecek kadar iyiydi. Fakat tüm bu varlığa rağmen, Hicran hiçbir zaman değil bunların hevesini almak, ismini dâhi bilmiyordu. Neredeyse hergün, bodrum katın hamamböcekli banyosunda, kızlığı çok ağır bir işkence ile zarar gören Hicran, nereden bilecekti bunları? Nerden görecekti bu konforu ve gösterişi?

Birkaç dakika duraksayıp, ardından emin adımlarla dükkanın içerisine girdi. İçeride ki çalışanlar, çok güleryüzlüydü. Ama bir sorun vardı... O çalışanlar, gecesini gündüzüne katıp, alnının teriyle parasını kazanan kimseden farklı değildi. Ama nasıl olurdu öyle şey, üstlerinde jartiyer yoktu? Göğüsleri silikondan dolayı ağızlarına kadar varmıyordu? Başlarından ayrılmayan onlarca erkek yoktu? Ve Hicran o an anlamıştı, annesi olacak Gülhan Hanım, kendine uymayan her insanı yargılayacak kadar önyargılı, namuslarıyla ilgili kötü yorumlar yapacak kadarda iğrenç bir insandı.

Hicran, duck model seçip, rengini ise bordo istemişti. Bir süre sonra tırnakları hazırdı. Hicran, tırnaklarının son hâlini gördüğünde o kadar duygulanmıştı ki, Gülhan Hanımın bir zamanlar yıkıp döktüğü heveslerini düşününce, ona daha çok kinlenmişti. Tabii bu sırada Hicran'ın duymadığı, haberdâr olmadığı onlarca arama gerçekleşmişti. Hicran, artık eve dönecekti. O kadar heyecanlıydı ki, bırakın telefonuna bakıp cevapsız çağrıları görmeyi, evde çıkacak kaosu bile düşünmüyordu...

Yol bitmişti. Hicran, sonunda eve girmişti. Sinirden dolayı eşarbını yamuk bağlamış annesiyle göz göze geldi kapıdan girdiği an. Gülhan Hanım, hizmetle görevlendirilmiş çalışanlarına kaşgöz hareketi yapıp, odalarına çekilmelerini emretti. Çalışanlar sorgusuz sualsiz odalarına çekildiğinde, Gülhan Hanım konuşmaya başladı.

"Nerede yaptın?"

Hicran, sertçe yutkundu ve tek kaşını kaldırıp cevap verdi.

"Anlamadım anne, ne yapt-"

Gülhan Hanım, Tek elini beline koyup, diğer elini de hesap sorarcasına kaldırıp bağırmaya başladı.

"Nerede fingirdeştin Hicran! Kimle ne yaptın!"

"Anne, ben gezdim sadece..."

"Yaa, bilirim ben o gezmeleri! Yoldan çıkmışsın kızım sen."

Gülhan Hanım, Hicran'ın kolundan tutup, bodrum katta ki banyoya indirmek istiyordu. Tam o esnada, Hicran hayatında ilk defa bir adım atmıştı Gülhan'a karşı. Hicran gitmek istemeyip, inatlaştı. Hicran'ın kendini savunmaya çalışması, Gülhan Hanımı sinirlendirdi. Gülhan Hanım'ın içinde ki o kontrol hissi sallanmıştı. Ama, kolay kolay yıkılmazdı. En azından, potansiyeli bilinen Hicran'la. Gülhan Hanım, Hicran'a tokat atmaya yeltendi. Nasıl olsa bu zamana kadar Hicran susmuştu. Şimdi de susacaktı. Hicran hep susturulmaya, ezilmeye, kullanılmaya ve en sonunda çöp gibi atılmaya alışılmıştı. Hicran, buna izin vermeyecekti. Kendini savunmak için elini kaldırdığında, Gülhan Hanımın eli havada kaldı. Gülhan Hanımın, dünyası başına yıkılmıştı. Kendini bilmiş bileli bu tip şeyleri azgınlık, namussuzluk belirtisi olarak görüp, yaptıranları ise lanetlemiş bir kadın; gün olunca en korktuğu kişide görüyor. Kendi kızında... Gülhan Hanım, o hâlde kalıyor. Ağzını dâhi açamıyor. Gözlerini faltaşı gibi açmış, sadece tırnaklara bakıyordu. İçinde öfke de vardı, kıskançlıkta vardı. Atmosfer, çok garip bir hâl almıştı. Anne-kız, öylece birbirlerine bakıyorlardı. Gülhan Hanım, hayatında ilk defa kontrolsüz hissetmişti. Ve evet, az önce sallanan kontrol hissi, şimdi yerlebir olmuştu. Her yanını sarıp sarmaladığı kızı, yosun olup en küçük yerden kaçıyordu artık.

Hicran, sertçe yutkundu ve tok bir sesle tek bir söz söyledi.

"Artık karşınızda, herşeyinize susan bir kız çocuğu yok Gülhan Hanım. Artık karşınızda, gözlerini açmış; kin dolu bir kız çocuğu var..."

Bölüm sonu

1 yorum