Fırtınadan önce beklenebilecek en sıkıcı sessizlik bu olmalıydı. Cırcır böcekleri bile sıkılıp çoktan yuvalarına dönmüşken biz hala burada 2 saattir neden bekliyorduk bilemiyorum ama bunağın beklemekten pek hoşlandığı söylenemezdi. Abartısız 2 saat boyunca ortasında beklediğimiz ağaçlık arazi onun küfürleriyle yankılanıyordu. Hatta o kadar fazla küfür etmişti ki ağaçlar üstlerine alınıp yankıları geri göndermişlerdi. Kuş falan kalmamıştı etrafta bu bunağın ağzı bozukluğu yüzünden. Gerçi benim için hava hoştu. Onu çıldırırken görmek muhteşem bir seyir keyfi veriyordu.
"figlio di puttana*! Kiminle alay ettiğini sanıyor bu?!" Daha fazla dayanamayarak atıldım. " Ay yeter be. Bu ne canım. İçim şişti senin şu koca dalağın şişmedi söylenmekten huysuz herif. Koskoca orman göz göre göre söndü gözümüzün önünde senin küfürbaz ağzından. İnsan bi durur nefes alır..."
Ağzımı çene kemiklerimle beraber kırmaya hazırlanan Max e saygı dolu bir bakış attım. Benim saygımı hakeden tek kişiydi koca ormanda. Dediklerimi duyan bunak ise üstüme doğru yürüdü ama yemedi tabi. Bu yaşta elaleme rezil olabilir sonuçta. Normalde yaşlılara el kaldırmaktan hiç hoşlanmam ama bu yaşlı surat kaldırdığım ve kaldıracağım bütün elleri hak etmişti. Bana bulaşmayacaktı.
" Max şunu sustur yoksa ikinizinde bir dili olmayacak." Zerrece anlamayacağını düşünerek İspanyolca cevabını verirken kafama uçan ayakkabıdan son anda kurtuldum. " senin konuştuğun dilde konuşmaktansa dilsiz olmayı yeğlerim bunak."
"Ayakkabımı getirin bana! Bu şeytanın cesetini cehenneme göndermek lazım." Bana ayakkabısını atmış mıydı gerçekten? " Bu yaşta bu çeviklik olağanüstü dedim. İltifat etmiştim!"
Bana doğru attığı çevik adımları ağaçların arasından gözüken arabalarla durdu. 3 siyah sedan bize 5 metre uzaklıkta durdu. Üçüncüden çıkan kişileri görünce öne doğru atıldım ama Max in kolu beni durdurmaya yetti de arttı. Annem kucağında kardeşimle arabadan inip öne doğru ilerledi. Gözlerim mutlulukla doldu. Artık deniz yıldızı kadar mutluydum. Anneme el salladım. O ise gergin bir şaşkınlıkla bir bana birde babam denen boynu büküğe baktı. Evet oda gelmişti. Zaten bir o eksikti. Annemin omzuna dokunup öne çıkan Hugo boss mankeni öhöm.. uzun ve karizmatik adam önümüzde durdu. Göz alıcılığına bakılırsa düşmanımız buydu.
" Merhaba Valentino ailesi. Kusura bakmayın biraz trafik vardı da." Ne kadar gıcık olsam da hareketini takdir etmiştim. Şahsen bende kötü olsam öyle yapardım. Çünkü kötü olmanın faydalarından biri istediğiniz kötülüğü eleştirilmeyi umursamadan yapabilmektir. Anlaştığın saatten 2 saat sonra buluşmaya gitmek en zevkli kötülüklerden biri olabilir. Tabi bekletilen sen değilsen.
" Bir daha bunu yaparsan Aileme karşı yapılmış bir hakaret sayarım ve affetmem Lucius." İsmi bile havalı olan milyar dolarlık takım adam tek kaşını kaldırarak alnını kaşıdı. Mimikleri eğlendiğini açıkça ortaya koyuyordu. " Ah ama Bay Valentino. Bu ailenize yapılmış bir eylem değildi. Sizin içindi." Boğuluyormuş gibi çıkan kahkahamı Max kolumdan silkeleyerek durdurdu. Her fırsatta kolumdan tutup halı gibi silkeliyordu beni. Hiç hoş değildi.
Milyonlarca karizma adam dikkatini yeni çekmişim gibi gözlerini bir süre üzerimde dolaştırdı. Bende tabiki karşılık vermek için kendisini süzdüm. Takımı üzerine dikilmiş gibi değil de kumaş sıvılaşıp üzerinde kalıplaşmış gibiydi. Hugo boss bu adamı görseydi ağlayarak işini bırakırdı. " Bayan Malena takasa epey hazır görünüyor. Onu bizim için hazırlamanız bizi çok onore etti. Aile bağlarınızı bu derece önemsemeniz ise göz yaşartıcı tabi."
Soktuğu laflardan epey keyiflendiğimden annemin göz yaşlarını farketmem zaman aldı. Annem daha önce onda görmediğim bir öfke ve hayal kırıklığıyla babama bakarak sadece ağlıyordu. Kardeşim Pete in başını göğsüne yaslamıştı. Annemi böyle görmek içimdeki alevi daha da harladı. Babamın bütün kalbimi kaplaması haksızlıktı. Hepsini yakmam gerekecekti. Annemin gözyaşları kalbimdeki yangını harlarken son kez başımı çevirip ona doğru baktım. Başı hala yerdeydi. Ömür boyu öyle kalacağına o an yemin ettim. Ömür boyu boynu bükük kalması için elimden gelen her şeyi yapacaktım. Annemin gözündeki yaş için yapacaktım bunu üstelik. Kendim için değil. Önce onlar. Sonra benden ne kalırsa.
Huysuz bunak öne adımlayarak Lucius denen adamın önünde durdu. "Bir an önce bitir şu lanet şeyi Lucius. Kıvılcımların koca ormanı yakmasını istemeyiz." Burası muhtemelen düşman bölgesi olduğundan burada buluşma ayarlanmıştı. Gerçek alevlerin ormandaki herhangi bir ağaçta oynaşması, iki ailenin katliam savaşının başlangıcı demekti.
Lucius annemin kolundan oldukça nazikçe tutarak bunağın arabasına getirdi. Kapıyı onun için açtı, onları bindirdi ve.. annemin elini mi öptü o dangalak?! Sinirle ona doğru atlayacakken Max beni muhtemelen son defa durdurdu. Lucius bana doğru geldiğinde elimi Max in koluna koydum.
" Gitmeden önce annemi görebilir miyim?" dedim sakince. Köprüyü geçmemiştik ayılara dayı demeliydim şimdilik. Lucius gülümseyerek başını onay anlamında salladı. Arabaya doğru koşup kapıyı açtım. Pete sağ kolltukta uyuyordu. Annem ellerini yüzüne kapatmış omuzları sarsılarak ağlıyordu. " Anne. Özür dilerim. Ama sizin için takas olduğum için mutluyum. Sizi çok seviyorum. Anne. Ağlama lütfen. Seni çok seviyorum. Özür dilerim." Annemin saçlarından öptüm. Annem hiç durmadan ağlamaya devam etti. Kapıyı geri örttüm. Göz yaşlarımı sertçe silip Lucius un yanına gittim. Kolunu uzattı. " Gidelim mi Bayan Malena?" Koluna girdim. Arabaya oturup camdan dışarı, aileme baktım. Aile demeye bin şahit isterdi. Epey keyifli bir bunak, hala başı yerde bir baba, ağlamaktan başka çaresi olmayan anne ve kardeş, deniz yıldızıyla yanımda olan bir koruma. Beş kişiler ama sadece üçü aile.
Araba hareket etti. Diğer arabadan çıkan annem arabanın peşinden bağırarak koşmaya başladı. " Lucius.. o benim bebeğim. Lucius o benim bebeğim!" Elimi kapıya attığım an arabadaki bütün silahlar başıma doğru çevrildi. Elimin üzerine kapanan el adamlara silahları indirmelerini söylesede tüylerim diken diken olmuştu. Araba ormanda hareketine devam ederken sulu gözlerle ve çektiğim burnumla annemi izledim. Onu çok seviyordum. Onlar için ölümü kaldırabilirim. Yeterince uzaklaştığımızı farkettiğimde Bay Lucius a döndüm. Camdan dışarıyı oldukça ruhsuz bir ifadeyle izliyordu. Harika. " Bay Lucius izninizle bir şey öğrenmek istiyorum." Yüzünü bana döndü bomboş bir gülüşle. " Tabiki Bayan Malena."
Derin bir nefes aldım. " Beni tahminen ne zaman öldürürsünüz?" Arabada büyük bir sessizlik oldu. Neredeyse motor bile sesini kesti. Lucius un suratı buz kesti. Gerçek yüz ifadesi budur diye düşünmüştüm ama yüzü gülmemek için kendini tutuyormuş gibi kasılıyordu. Yanağının içini mi ısırıyordu o?
" Seni tahminen ne zaman öldürürüz bilemem ama Bayan Malena siz bu açık yüreklilikle çok yaşamazmışsınız gibi geliyor. Üstelik sanatçıya sanatını ne zaman icra edeceksin diye sorulur mu hiç? Hiç yakıştıramadım Bayan Malena. "
Delinin tekiydi! Öldürmekle sanatı örneklendirmişti değil mi az önce o? Sapıtmıştı! Kimlerin eline düşmüştüm böyle?! Kapıya doğru kısa bir bakış attım. Şoför e atlayıp direksiyonu tarlalara kırmak için çok iyi bir zamandı. Sanatkar tarzıyla hemde.
Kendimi müthiş bir hızla şoförün üzerine atarak direksiyonu kırdım. Omzumda, kollarımda hissettiğim kollar beni geri çekmeye çalışsada dişlerimle koluna yapıştığım şoförü bırakmadım. Direksiyonun hakimiyetini kaybeden şoförle beraber bütün araba yan tarlaya doğru indik. Bağırışlar ve çığlıklarım taklalarla beraber etrafta yankılanırken araba sonunda durdu ve biz içinde ters bir şekilde iç içe geçtik. Araba muhtemelen kurşun geçirmez olduğundan camlar patlamamıştı. Heryerim ağrıyordu ve görüşüm pusluydu. Yine de sürünerek cama doğru ilerledim. Camın bu kısmı biraz aralıktı. Manuel kolu çıkarıp camı açtım ve dışarı doğru süründüm. Sanırım başarmıştım. Yaşıyordum! Başımı kaldırdığım an tepeden aşağı doğru koşan adamlarla göz göze geldik. Ayağa kalkıp çok fazla koşamadan enselendim. Ciddi anlamda hemde. Biri enseme kuvvetle vurdu ve savaşma içgüdümü fiziksel olarak sıfıra indirdi. Yerde kıpırdayamaz halde gözlerim açık yatıyordum. Gözümü kırptıkça göz kapağımda biriken kan gözüme giriyordu ve lensimle beraber canımı çok yakıyordu. Ama tek sorunum bu değildi o yüzden yeterince önemli değildi. Şuan en büyük sorunum ters dönmüş arabadan hafif topallayarak çıkmıştı. Şuan muhtemelen sanatkarın sanat zamanıydı. İlhamlanmış gibiydi.
Hızlı bir ölü taklidi yaparak benden beklenebilecek olası iletişimi kopardım. Adım sesleri başımın önünde durdu. Yaklaşık yarım saattir de durmaya devam ediyordu. İşkence yöntemini beğensem de bu iş kendi iyiliğim için fazla uzamıştı. Biraz daha ölü taklidine başımda dikilen adama rağmen devam edersem akıttığım ter, altımdaki toprağı yeşertecekti.
" Herkes iyiyse çıkabiliriz. Bayan Malena nın daha fazla endişelenmesini istemeyiz." Belimde hissettiğim kol beni omzuna attı. Baş aşağı sallandığımı hissediyordum. Bir zaman sonra his kaybım bilinç kaymasına sebep olmuş olmalı çünkü gözümü açana kadar arada geçen bu vakit hakkında bir anım yoktu.
Gözlerimi açınca gördüğüm yer hiçbir zihin kaydım ile eşleşmiyordu. Gerçi zihin kaydım şuan hayli karışıktı. Etrafta gördüğüm birkaç saksı salon çiçeği içeri tanıdık bir sıcaklık katmıştı. Başucumda yakılı mum etrafa harika bir koku yayıyordu. Odanın atmosferi insanı kendine çeken cinste falan filan da ben neredeyim acaba şuan?!
Açılan kapıdan giren kadını sessizce izledim. Dalgınlıkla yüzüme bakmadan işine başladığı için göz göze gelme kısmını kaçırdığımdan nefesimi tutup hareketlerini izledim. Askıda asılı duran serum torbasını değiştirdi. Serum kablosunu askıya iliştirdi. Kolumdaki iğneye doğru eğildi ve bum. Gözlerimiz ilişti.
Haykırışı odadaki salon çiçeklerini bile titrettiğinden istemsizce sıçradım. Hayatında gördüğü en kötü cam scare benmişim gibi bağırması hoş olmamıştı tabi ama içeri dalıp silahlarıyla etrafı tarıyan iki adamı hiç beklemiyordum.
Hareketleri etrafta yeterli tehditi göremeyince duruldu ve bize doğru döndü. Önce kadına sonra bana sonra tekrar kadına baktılar. Sanırım bu silahlarını kaldırmalarına yetmişti. Kumral olanı yaklaşıp ikimize tekrar bakma ihtiyacı hissederek kontrol edince yüzümü buruşturdum. O kadar kötü değildi. " İris. Ne oldu? Umarım bağırmanı gerektirecek bir durumdur."
Nasıl yani? İris kadın kumral adama dönüp kaşlarını çattı. " Birşey olduğu yok. Sadece uyanık olduğunu fark etmeyip şaşırdım. Gözlerini deli gibi açmış beni izliyordu." Bu konuda haklı olabilirdi çünkü hala etrafı bu kadar parlak görmeye alışamamıştım. Lensleri..... iyi de...
Yatakta fırlarcasına doğrulup kadına baktım. " İris Bayan. Acaba.. lenslerimi siz çıkarmış olabilir misiniz?" Kadın bir adım geriye gidince bütün sinirim bozuldu. Zaten harika bir gün geçiriyordum. Hanımefendi! Neden iki aylık bebek timsah konuşmuş gibi davranıyorsunuz?!
Kadından bir cevap alamayacağımı farkedince yanındaki kumral adama döndüm. " Bay Kumral. Yumurtadan çıkmış bir buzağı izliyormuş gibi bakmayı kesip nerede olduğumu söyler misiniz artık?! Vip cehennem böyle bir şey miydi yoksa?"
Adam boğazını temizleyip hazır ol a geçince bende bir oturuşumu düzeltme ihtiyacı hissettim. Ne oluyordu şimdi de? Kumral adamın arkasından başını uzatan adamla vaziyet alma sebebini hemen anladım. Ölmediğine göre sürünme sırası bana gelmişti. Bay Lucius yüzünde bir kaç sıyrıkla bana el sallıyordu. Bende ona el salladım. Ortam gittikçe tuhaflaşıyordu.
" Bayan Malena oldukça sağlıklı görünsenizde evi başımıza yıkmanız için biraz daha güçlenmeniz gerekiyor. Haksız mıyım Paolo?" Kumral başını eğerek onayladı. Tamam da.. " Bay Lucius siz de burada olduğunuza göre cehennemde olmalıyız. Çünkü hala yaşıyor olmamın bir açıklaması olamaz değil mi?" Kaşlarını kaldırıp yüzüme eğildi. " Beni işkence için hayatta tutuyorsanız bu sizin gibi bir centilmene hiç yakışmaz Bayım. Üstelik size sağlıklı bilgiler verebileceğimi sanmıyorum. Ben o ailenin sadece kan kurbanıyım. Eğer elinizde zehirli iğne falan varsa bu işi burada hızlıca halledebiliriz. Daha fazla yük olmamalıyım." Usulca yatağın köşesine oturup kollarını bağlayarak sakince beni dinleyen Lucius dikkatimi çok dağıtıyordu. Daha önce ne zaman çiçeklerim dışında biri tarafından böyle dikkatle dinlenmiştim? Belki bebekken ilk kelimem falan.
" Endişelerinizi anlıyorum Bayan Malena ama sizi şuan öldürmek büyük bir aptallık olurdu. İşkence için de burada değilsiniz üstelik. Siz bize sadece eşsiz bir fortuna* olabilirsiniz. Bize bilgi sunamayacağınızın da farkındayım. Lütfen biraz daha bekle ve gözlerini dinlendir. Gözlerin yeni hayatının anahtarı oldu Malena. Merak ettiğin her şeyi listeleyip Paolo ya iletmeni istiyorum senden. Bunu yapabilir misin? Yapılması gereken çok iş var bu yüzden onları cevaplayıp sana uygun bir vakitte iletebilirim. Şimdi biraz dinlen. İris seninle ilgilenecektir." Şaşkın bakışlarım onu keyiflendirmiş olacak ki saçlarımı karıştırıp odadan Paolo ile ayrıldı.
Beynim koca bir lapa ya dönüşmeden önce aklıma gelen şeyle İris e döndüm. " İris Bayan. Acaba bana bir ayna bulabilir misiniz? Küçük de olur. Birde kağıt ve kalem lütfen. Teşekkür ediyorum."
Başını sallayıp aceleyle odadan çıkarken yatakta gerindim. Üzerimde bol bir gecelik vardı. İris üzerimi değiştirmiş olmalıydı. Gerinirken sol ayağımda hissettiğim tuhaf ağırlığı görmek için üzerimde örtülü olan örtüyü kaldırdığımda gördüğüm şey beni şok etti. Sol ayağımda küçük bir alçı vardı. Ayağım mı kırılmıştı? O taklalardan bir yerimi kırmadan kurtulmuş olmam şaşırtıcı gelmişti aslında. Kurtulmamışım. Harika. Kaçmak için uygun bir fırsat bulsam bile bu alçıyla hayatta koşamazdım. Zıplasam belki? Kanguru kadar hızlı zıplayamayacağım belliydi. Tavşan gibi etrafta çaresizce hoplayıp bütün Lambordi tebaa sını üzerime güldürmek feci halde gururuma dokunurdu yapamazdım. Biraz daha iyileşmem kendi iyiliğim için iyi olurdu. İris in getirdiği aynayı hızlıca yüzüme tuttum. Gözlerim... Gözlerim kahverengi değildi. Gözlerim kehribar rengiydi. Gözlerimin rengi nasıl değişmişti?!
Korkuyla yatağa fırlattığım aynayı geri alıp gözlerimi belerttim. Renkleri değişmişti gerçekten. Göz rengi neden değişirdi ki?! İyi bir şey olmadığı kesindi. Acaba göz kanseri falan mı olmuştum? Lucius da gözlerini dinlendir demişti. Ama eskisinden daha net ve parlak görüyordum? Bu iyi birşey değil miydi? Akan gözyaşlarımı durduramadım. Üstelik ağladığımda önceden olduğu gibi ağrımıyorlardı. Bir yandan salya sümük ağlayıp bir yandan göz kapağımı sonsuza kadar açıp aynada gözlerime bakmak dışarıdan biraz garip gözüküyor olacak ki İris elimdeki aynaya el koydu. " Lütfen yemek saatine kadar biraz dinlen. Bedenin daha iyileşmedi."
Burnumu çektim. " Bay Lucius un hastalığım hakkında birşey dediğini duydunuz mu? Tedavisi yok muymuş göz kanserinin?" Şoklar içinde bana bakıp dudaklarını birbirine bastırdı. Gülmesini mi bastırıyordu o? Ben burada ölüyorum hanımefendi! "Göz kanseri değilsiniz Bayan Malena. Buna emin olabilirsiniz."
Aynayı alıp çıkınca odada ben ve çiçekler dışında kimse kalmadı. Çiçeklere doğru dönüp uzandım. Elimi uzattığımda bana en yakın olanın yaprağına dokunabiliyordum ve bu beni o an dünyanın en mutlu insanı yapmıştı. Saatlerce yaprağını sevip ona başımdan geçenleri anlattım. Beni dinleyen tek canlılar onlardı neticede. " Ama sakın üzülüp sararma tamam mı? Benim başıma daha çok şey gelir. Sadece gül üstüne düşünme yıldız. Birde yapraklarını biraz daha uzatırsan aşağıda doğmaya çalışan bebeklerine yer açılmış olur. Küçük bir tavsiye. " yaprağına parmağımla iki kere dokunup hafifçe yukarı doğru uzattım. " Bak işte böyle uzatacaksın. Yukarı doğru." Yatağın diğer tarafından gelen sesle küçük çaplı bir kalp krizi geçirirken Paolo ile göz göze geldik. Ama bu Paolo da bir değişiklik vardı. Bunun benleri vardı. Elindeki tepsiyle minik masayı koymak için doğrulmamı bekliyordu sanırım. Uslu uslu doğrulup masayı koymasını beklerken merakla sordum. " Bay Paolo nun ikizi misiniz Bay Benli?"
Dudakları memnun bir gülümsemeyle yayılan Bay benli gözlerimin içine baktı. " Evet. Ben Marlo." Sevinmesine sevinmiştim. Sanırım çok karıştırılıyorlardı. " Memnun oldum Bay Marlo. Ben Rowena Malena. Genelde herkes Rowena der. Sonunda ünlemle."
Gülümsemesi genişledi. "Bu kadar tatlı biri olmanı beklemiyorduk Bayan Malena. Lombardi evine hoş geldin." Bende ona sırıttım. Çünkü ben bana yüzünü dönene her zaman canımı verirdim. " İltifatınız için teşekkür ediyorum. Siz de çok Centilmensiniz."
Arkadan gelen küçük öksürük sesiyle oraya döndüm. İris elinde sürahi ile hoşnutsuz bir ifadeyle yanımıza geldi. Marloya kaş göz yaptım ama geri çekilmekle yetindi. Oh? Sanırım bana burnumu sokacak bir iş çıktı. Ben Rowena Malena Valentino. Lambordi evini başlarına yıkmaya geliyorum. Saygılarımla..
*figlio di puttana: İtalyanca bir küfürdür.
*fortuna: şans tanrıçası olarak bilinir.