İçeriğe geç

Kırmızı takvim

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Kırmızı takvim

Bölüm 1

Bir sabah

Lavinin anlatımıyla

Bazı sabahlar vardır...

Gözlerini açarsın ve her şey normal görünür. Güneş aynı yerden doğar, kuşlar aynı şekilde öter, mutfaktan aynı kokular gelir. Ama insan bilmez... O sıradan sandığı günün hayatını ikiye böleceğini.

Ben de bilmiyordum.

Telefonumun alarmı saat 07.00'de çalmaya başladı. Daha üçüncü saniyesinde sinirlenip yastığın altından telefonu çıkararak susturdum.

"Beş dakika daha..." diye mırıldandım.

Tabii ki o beş dakika hiçbir zaman beş dakika olmuyordu.

Annem kapıyı iki kez tıklattı.

"Lavin! Geç kalacaksın."

"Tamam anne..."

Yatağımdan doğrulurken ayaklarım soğuk zemine değdi. İstemsizce ürperdim. Perdeleri araladığım an sabah güneşi odama doldu. Karşı apartmanın balkonunda yaşlı bir teyze çiçeklerini suluyordu. Sokaktan simitçinin sesi geliyordu.

Her şey o kadar sıradandı ki...

Dolabı açıp uzun uzun kıyafetlerime baktım. Siyah bol kot pantolonumu, beyaz tişörtümü ve gri oversize sweatshirtümü seçtim. Saçlarımı aceleyle tarayıp yüksek bir at kuyruğu yaptım. Aynaya baktığımda gözlerimin altında oluşan hafif morlukları fark ettim.

"Daha on yedi yaşındayım..." diye söylendim kendi kendime.

Yüzümü yıkayınca biraz kendime geldim.

Mutfaktan mis gibi kızarmış ekmek kokusu geliyordu.

Masaya oturduğumda annem çayı yeni doldurmuştu.

"Günaydın."

"Günaydın."

Masada beyaz peynir, domates, salatalık, zeytin, reçel ve sıcacık ekmek vardı. Bir dilim ekmeğin üzerine tereyağı sürüp reçel ekledim. Çaydan küçük bir yudum aldım.

Babam her zamanki gibi telefondaki haberlere gömülmüştü.

"Yine bir genç kaybolmuş." dedi.

Annem iç çekti.

"Allah ailesine sabır versin."

Ben de istemsizce televizyona baktım. Ekranda sadece birkaç saniye süren bir haber vardı. Muhabir, son aylarda kaybolan gençlerden bahsediyordu.

İçime garip bir sıkıntı çöktü.

"Korkunç..." dedim sessizce.

Babam omuz silkti.

"Polis yakında çözer."

Kimse konuşmadı.

Ben de çayımı bitirip tabağımı mutfağa bıraktım.

Çantamı alırken annem her zamanki cümlesini söyledi.

"Okul çıkışı doğruca eve."

"Gelmeye çalışırım."

"Gelmeye çalışırım değil, geleceksin."

Gülümseyerek kapıyı kapattım.

Apartmandan çıktığımda sabah serinliği yüzüme vurdu. Kulaklığımı taktım ama müziği açmadım. Bazen sadece etrafı dinlemeyi severdim.

Otobüs durağına yürürken kaldırım kenarında kırmızı bir takvim yaprağı gördüm.

Üzerinde yalnızca tek bir tarih vardı.

13.

Rüzgâr yaprağı ayağımın dibine kadar sürükledi.

Hiç bilmediğim bir sebepteOtobüs durağa tam ben yaklaşırken geldi. Koşarak yetiştim ve nefes nefese kartımı okutup içeri girdim. Her zamanki gibi cam kenarındaki boş koltuğa oturdum. Çantamı dizlerimin üzerine koyup dışarıyı izlemeye başladım.

Şehir yeni yeni uyanıyordu.

Kafeler kepenk açıyor, insanlar telaşla işlerine yetişmeye çalışıyordu. Bir kadın küçük kızının montunu düzeltirken kız kahkahalar atıyordu. Yaşlı bir adam elindeki poşetlerle yavaş yavaş yürüyordu.

Hayat, sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu.

Otobüs okulun önünde durunca herkes bir anda kapıya yöneldi. Ben de kalabalığın arasından çıkıp okul bahçesine girdim.

"Deli kız!"

Arkamdan gelen sesle gülümsedim.

En yakın arkadaşım Defne, nefes nefese yanıma koşuyordu.

"Beni yine beklemedin."

"Sen yine geç kaldın."

"Suç benim değil. Alarmı kapatıp tekrar uyumuşum."

İkimiz de gülmeye başladık.

Koridorda yürürken herkes kendi hâlindeydi. Birileri sınavdan, birileri hafta sonu planlarından bahsediyordu. Sınıfa girip her zamanki sırama oturdum. Defne de yanıma geçti.

Tam o sırada öğretmen içeri girdi.

"Günaydın çocuklar."

"Günaydın hocam."

Ders başladı ama nedense aklım sürekli çantamdaki kırmızı takvim yaprağındaydı.

Tenefüste dayanamadım. Çantamı açıp yaprağı tekrar elime aldım.

Defne merakla baktı.

"O ne?"

"Yolda buldum."

"Bunun için mi dalıp gittin?"

Omuz silktim.

"Bilmiyorum... Garip hissettirdi."

Defne gülerek yaprağı elimden aldı.

"Alt tarafı takvim."

Tam o sırada okulun anons sistemi çalıştı.

"Öğrencilerimizin dikkatine... Son günlerde şehirde yaşanan kaybolma olayları nedeniyle okul çıkışlarında yalnız dolaşmamanız önemle rica olunur."

Sınıfta bir uğultu başladı.

"Bayağı korkutucu."

"Dün bizim mahalleden de biri kaybolmuş."

"Ben akşam tek çıkmıyorum artık."

Herkes konuşuyordu.

Ben ise elimdeki kırmızı yaprağa bakıyordum.

İçimde tarif edemediğim bir huzursuzluk vardı.

---

Okul çıkışı Defne kursa gideceği için erkenden ayrıldı.

"Eve gidince mesaj at." dedi.

"Atarım."

Kulaklığımı taktım ve yürümeye başladım.

Hava öğlene göre serinlemişti. Rüzgâr saçlarımı savururken caddede her zamanki kalabalık vardı.

Tam yolun karşısına geçecekken bir şey dikkatimi çekti.

Otobüs durağının hemen yanında siyah kapüşonlu bir çocuk duruyordu.

Yüzünü tam göremiyordum.

Sadece bana baktığını hissediyordum.

Bir an göz göze geldik.

Sonra kafasını çevirip kalabalığın arasına karıştı.

"Ne garip biri..." diye mırıldandım.

Umursamamaya çalışıp yürümeye devam ettim.

Eve vardığımda annem mutfakta yemek yapıyordu.

"Hoş geldin."

"Hoş buldum."

Odama geçip çantamı yatağın üzerine bıraktım.

Telefonumu elime aldığım sırada bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi.

"Kırmızı yaprağı neden aldın?"

Kalbim bir anlığına duracak gibi oldu.

Parmaklarım titreyerek ekrana baktım.

Numarayı tanımıyordum.

Cevap yazmaya çalıştığım anda mesaj silindi.

Sanki... Hiç gönderilmemiş gibi.n onu yerden alıp çantama koydum.

Belki de... O sabah yaptığım en büyük hata buydu.

Bölüm sonu

3 yorum