(Masalın anlatımıyla)
Bazı cümleler vardır...
Söylendiği anda biter sanırsınız.
Ama aslında o cümleler, insanın içinde yıllarca yankılanır.
Aras Demir’in söylediği sözler de öyleydi.
“Babanızın ölümünden önce kaybolan şeylerden biri oydu.”
O gece eve döndüğümden beri bu cümle aklımdan çıkmıyordu.
Bütün gece gözlerimi kapatmaya çalıştım.
Ama her seferinde aynı şeyi düşünüyordum.
Babam...
Kırmızı peçe...
Ve Aras Demir.
Yıllardır geçmişimle ilgili cevaplanmamış sorular vardı.
Babamı kaybettiğimde çok küçüktüm.
Herkes bana onun iyi biri olduğunu söylemişti.
Ama kimse bana neden bazı geceler annemin sessizce ağladığını anlatmamıştı.
Kimse neden bazı eski fotoğrafların saklandığını söylememişti.
Ve kimse neden bu peçenin benim için bu kadar önemli olduğunu açıklamamıştı.
Belki de herkes bir şey biliyordu.
Belki de sadece ben bilmiyordum.
---
Sabah olduğunda kendimi yorgun hissediyordum.
Aynanın karşısına geçtim.
Gözlerimin altında uykusuzluğun izleri vardı.
Ama içimde başka bir şey daha vardı.
Karar.
Artık cevapları beklemeyecektim.
Onları bulacaktım.
Masamın üzerindeki kırmızı peçeyi elime aldım.
Yıllardır bana ait olan ama aslında hiç tanımadığım bir geçmişin parçasıydı.
Kumaşın küçük bir bölümünde fark etmediğim bir işaret vardı.
Dikkatlice baktım.
Daha önce hiç görmemiştim.
Küçük, eski bir sembol...
Kalbim hızla atmaya başladı.
Demek ki bu sadece bir peçe değildi.
Bir mesajdı.
---
Eski eşyaların bulunduğu kutuyu çıkardım.
Annemden kalan birkaç fotoğraf, eski mektuplar ve bazı belgeler vardı.
Yıllardır açmaya cesaret edemediğim kutuydu bu.
Çünkü bazı şeyleri öğrenmekten değil...
Öğrendikten sonra değişmekten korkardım.
Kutunun içinden eski bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafa baktığımda nefesim kesildi.
Babam...
Yanında tanımadığım bir adam vardı.
Ama adamın yüzünü görünce içimde garip bir his oluştu.
Bu adamı daha önce görmüştüm.
Aras’ın yanında duran insanlardan biriydi.
Demek ki ailelerimiz yıllar önce birbirini tanıyordu.
Peki neden kimse bana bundan bahsetmemişti?
---
Telefonuma baktım.
Bir isim yazdım.
Aras Demir.
Aramak istemiyordum.
Çünkü ona güvenip güvenemeyeceğimi bilmiyordum.
Ama bazen insan, korktuğu cevaplara bile ulaşmak ister.
Tam telefonu kapatacakken mesaj geldi.
“Konuşmamız gerekiyor.”
Aras...
Kalbim hızlandı.
Beni nereden bulmuştu?
Ne biliyordu?
Ve en önemlisi...
Bana ne söyleyecekti?
---
Onunla buluştuğumda hava soğuktu.
Aras her zamanki gibi sakin görünüyordu.
Sanki içinde hiçbir fırtına yokmuş gibi...
Ama ben artık onun da sırları olduğunu biliyordum.
“Bana her şeyi anlat.”
Sesim düşündüğümden daha kararlı çıktı.
Aras bana baktı.
“Her şeyi öğrenmeye hazır mısın?”
“Hazırım.”
Birkaç saniye sustu.
Sonra gözlerini benden kaçırmadan konuştu.
“Baban ve benim babam yıllar önce aynı sırrın peşindeydi.”
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Ne sırrı?”
Aras’ın yüzündeki ifade değişti.
“Bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var.”
Yaklaştı.
“O sırrın yüzünden ikisi de her şeyini kaybetti.”
İçimde soğuk bir his yayıldı.
Babamın ölümü...
Bu bir tesadüf olmayabilir miydi?
---
O gün eve dönerken tek bir şeyi düşünüyordum.
Hayatım boyunca geçmişimi sadece bir anı sanmıştım.
Ama yanılmışım.
Geçmiş, sadece geride kalan bir şey değildi.
Bazen geri gelir.
Bazen kapını çalar.
Bazen de karşına Aras Demir olarak çıkar.
Kırmızı peçeyi avucumun içine aldım.
Artık korkmuyordum.
Çünkü bazı sırlar ne kadar büyük olursa olsun...
Gerçekler eninde sonunda ortaya çıkardı.
Ve ben...
Kendi hikâyemin gerçeğini öğrenmeye hazırdım.

