Eylül gözlerini açtığında artık odada yalnız değildi.
Tüm yansımalar ona bakıyordu.
Ve hepsi aynı soruyu soruyordu:
“Hangimiz?”
Sandalyedeki Eylül bir adım daha yaklaştı.
“Ben burada çok uzun süredir varım,” dedi.
“Ve artık çıkmak istiyorum.”
Duvarlar çatladı.
Ayna parçaları yere düşmeye başladı.
Ve her parça farklı bir anı gösteriyordu:
— Eylül’ün büyükannesi kapıyı kilitliyordu.
— Küçük Eylül aynaya bakıyordu.
— Birisi çığlık atıyordu.
— Kapı kapanıyordu.
Gerçek bulanıklaştı.
Eylül anladı.
Burada “gerçek” diye bir şey yoktu.
Sadece döngü vardı.
Sandalyedeki Eylül elini uzattı.
“Seç.”
Eylül geri çekildi.
Ama ev artık izin vermiyordu.
Duvarlar daralıyordu.
Sesler birleşiyordu:
“Seç… seç… seç…”
Eylül son kez aynaya baktı.
Ve gördü:
Kendisi aslında hiç dışarı çıkmamıştı.
Kapıyı açtığı an…
zaten içeri girmişti.
Gözlerini kapattı.
Ve elini uzattı.
Kırmızı anahtarı aldı.
Kapıya doğru yürüdü.
17 numaralı kapı tekrar ortaya çıktı.
Ama bu kez üzerinde bir yazı vardı:
“Yeni bekçi.”
Kapı açıldı.
Ve içeriden bir sessizlik yükseldi.
Eylül içeri girdi.
Kapı kapandı.
Ev sustu.
Ama aynalar… hâlâ birini bekliyordu.