‘’Eylül hızlan uçağı kaçıracağız!’’ Bu kadar gür çıkmasına şaşırsam da telefonu hoparlöre alarak makyaj masamın üzerine koydum. Nemlendiricimi dudaklarıma sürerken Eylül’ün sesi yükseldi. Kendisi hâlâ valizini hazırlamamıştı ve bizim kırk beş dakikaya uçağımız kalkacaktı. ‘’Aman ne abarttın be, hem yarım saatimiz yok mu alt tarafı bir valiz hazırlarım biter şipşak.’’ Derin bir nefes aldım. Bu kızın beni anlayası yoktu yıllardır kuzeniz, beraberiz ben daha ömrü hayatım boyunca bu kadar salağını görmedim. ‘’Yarım saate uçak kalkıp gitmiş olacak sen daha valiz diyorsun. yirmi dakikan var hava alanındasın yoksa seni bırakır giderim vallaha!’’ Blöf yaptığı bilmesine rağmen suyuma gitmeye başladı. ‘’Ahududummm sen bana kıyamazsın zaten tamam 25 dakikada ordayım bekle sen beni, bana kahve almayı unutma!’’ Dudaklarım iki yana kıvrıldı, küçüklüğümüzden beridir bendeki yerini biliyor ve bunu kullanmaktan geri durmuyordu kurnaz tilki. Son kez odama bakıp nemlendiricimi çantamda ki göze koyarak odamdan ayrıldım. Eşyaların bazıları İstanbul’a kargolanacaktı o yüzden valizime kıyafetlerimi, makyaj malzemelerimi, kitaplarımı, kalemlerimi ve gerekli eşyalarımı almıştım. Yavaş adımlarla koridoru geçtim ve dış kapıya ilerledim. Annem giriş kapısının hemen yanındaki mutfakta gözleri dolu bir şekilde beni bekliyordu. Gitmeme üzülüyordu babam gittiğinden beridir zaten bir yanı eksikti bir de ben şimdi gidiyordum… ‘’Yapma Hatice Sultan hem Eylül de var yanımda tatillerde de gelirim yanına-’’ ‘’Sus kız ben zaten ondan güvenmiyorum ya size siz birlikte çok cozutursunuz:’’ Burnunu çekti ve devam etti. ‘’ Sırf Handan ısrar etti diye izin veriyorum bana bak uslu uslu işinizi yapın eğlenin ama abartmayın ben yokum sanma benim her yerde gözlerim var.’’ Sessizce kıkırdadım. ‘’Tamam annem, Gönlümün Sultanı-’’ Ben konuşurken tekrardan sözümü kesti. Burnunu çekerek konuştu. ‘’Tamam yeter kız çekil yeter bu kadar tüm eşyalarını aldın mı, eksik olanları kargolarım zaten ama olsun yine de.’’ ‘’Aldım anam sen yine de üzülme istediğinde açarım zaten tamam mı ben şimdi çıkıyorum geç kalacağım.’’ Diyerek geri çekildim. ‘’Tamam geç kalma sen hadi görüşürüz uçaktan inince beni ara Kuzum.’’ ‘’Hadi bay bay.’’ Diyerek kapıyı açtım ve asansöre doğru ilerledim. Biraz daha dursaydım bende ağlayabilirdim ve maskaram çok pahalı o yüzden bunu kaldıramam. Asansörün tuşuna bastırarak gözlerimi tavana diktim. Gözlerim dolmuştu ilk defa annemden ayrı farklı bir şehire gidecektim. En azından yanımda kuzenim Eylül de vardı. Küçüklükten beridir yan yanaydık. Asansör kabininin gelmesiyle anneme döndüm ve son kez sarıldık. O da ben de bir şey söylemedik ve kabine bindim. … Elimde kahvelerle Eylül’ü bekliyordum uçağın kalkmasına neredeyse 14 dakika kalmıştı fakat bu kız ortalıklarda yoktu. Valizimi sürükleyerek biraz ilerideki koltuğa oturdum. Kahvemin dibindeki son yudumu da ağızıma götürerek içtim ve çöpe attım. Cebimden telefonumu çıkararak bir kalp ameliyatı videosu açtım. Boynumdaki kulaklığımı kafama geçirerek videoyu izlemeye başladım. Videonun ikinci dakikalarındayken telefonuma mesaj düştü. Arkana bak. Videoyu durdurup kulaklığımı geri boynuma astım. Ayağa kalkıp arkamı döndüğümde Eylül ile burun burunu geldik. Kollarını açıp bana sımsıkı sarıldı. Üzerinde mavi piknik örtülerine benzeyen bir elbise vardı. Sarı saçlarına ve yeşil gözleriyle uyum sağlamıştı. Çilleri görüntüyü tamamlamıştı. ‘’Eylül kız dur kahve üzerine dökülecek, hem zaten daha sabah buluştuk ne çabuk özledin?’’ Eylül kıkırdayarak geri çekildi. Ben sevgimi çok belli etmesem de Eylül çok duygusal birisiydi. Sevgisini temas ederek veya tatlı sözleriyle belli ederdi. Ben ise o ne kadar teması, tatlı sözleri seviyorsa o kadar sevmiyordum. Sadece annemle sarılıyordum o kadar. Fakat yine de Eylül ve çevremdekiler beni anlıyor, onları ne kadar çok sevdiğimi biliyorlardı. ‘’Hadi gel gidelim geç kaldık zaten.’’ diyerek adımlamaya başladım. O da elimden tutarak beni takip etti. Uçağa girmek için ilerlediğimiz sırada görevli kadın bizi durdurdu. ‘’Biletlerinizi görebilir miyim lütfen.’’ Bir rica veya sorudan çok emir gibi çıkmıştı sesi. Sanırım uçağa elimizi kolumuzu sallayarak girmeye çalıştığımız içindi bu davranışı. Aptalmışız gibi bakıyordu. Haklılık payı yoktu diyemem çünkü biraz öyleydik. Bileklerimizdeki bir kısmı yırttıktan sonra geçmemiz için çekildi. ‘’İyi yolculuklar dilerim.’’ Kadına gülümseyip ilerledik. Eylül yanıma gelmeden valizini self servis bagaj teslim noktasına bıraktığı için o bir eliyle kahvesini tutuyor, diğer eliyle de benim elimi sımsıkıya tutmuştu. Ben de bir elimde valizimi sürüklüyordum. Benim valizim küçük olduğu ve yanımda sırt çantamda olduğu için yanıma almıştım. Koltuğumuz yan yanaydı. Koltuk numaralarımız J6 ve J7 idi. Birisi eylül istediği için cam kenarıydı. Uçak biletleriyle ben ilgilenmiştim, o da iki günlük de olsa kalacağımız oteli ayarlamıştı. Evi birlikte paramızı birleştirerek almıştık. Handan Teyze ve annem hatırı sayılır bir para biriktirmişti. Tabii normalde bu para biz evlenince kullanılacakmış ama şans işte. Ve evet evlenmeyi düşünmüyorum. Evdeki beyaz eşyaları Eylül almıştı onun dışında televizyon ve mobilyaları ben almıştım. Ev 2+1 idi. Mutfağını annemler ne kadar istemesede amerikan mutfak tercih etmiştik. Zaten evin inşaatı yeni tamamlandığı için evin içini istediğimiz gibi döşetmiştik. Tabii bunları yapınca annemlerin birikimi ve benim paramın toplamı neredeyse sıfırlanmıştı. Binaya yerleşen insanlar da bizim gibi yeni olacağı için komşuluk ilişkisi olarak rahattık. Bina 20 katlıydı ve bizim evimiz 18. kattaydı. ilerlemeye devam ederken J6 numaralı koltuğu görmemle Eylül’e seslendim. Çünkü o normalde elinde olan kahvesini bittiği için çöpe atmış, onun yerine elinde telefonu vardı. ‘’Gel koltuğumuzu buldum geç cam kenarına.’’ Bunu dememle ‘Olleyy’ diye sessizce tepki verdi. Koşarak yerine geçti ve bu halleri çok tatlıydı. Bazen hatta çoğunlukla çocuk gibi davranıyor şirin ve sevimli oluyordu. Zaten bu yüzden ona kıyamıyordum. Onun yerine geçmesiyle bende valizimi üste koydum ve yerime geçtim. O vazgeçemediği ‘Marvel ( ABD merkezi çizgi roman şirketi, filmleri de bulunmaktadır.)’ ı izlerken ben de kulaklığımı takıp müzik dinlemeye başladım. Bir süre sonra kafamı Eylül’ün omzuna yasladım ve gözlerim kapandı. … ‘’Ahu kalk hadi.’’ ‘’Ahu kahvaltı servisi geldi kalk artık.’’ Bilincim açılıp yavaş yavaş sesleri duymaya başlamam ile gözlerimi araladım. Işık gözlerimi rahatsız ediyordu. Lavaboya gitmek için ayaklandım. ‘’Ben lavaboya gidip geleceğim.’’ ‘’Tamam Ahuşummm.’’ Sırt çantamı alarak lavaboya yöneldim. Lavabonun kapısını tıklatıp ses gelmeyince içeri girdim ve arkamdan kapıyı kilitledim. Sırt çantamı kapının arkasında ki askıya astım. İhtiyaçlarımı giderip ellerimi yıkadım. Ellerimi yıkadıktan sonra sırt çantamdan genellikle kullandığım makyaj çantam sırt çantamdaydı, diğer makyaj malzemelerim ise valizin içerisindeydi. Çok yanına makyaj yapmasam da gündelik olarak düğünlerde veya benzeri şeylerde süslenmeyi seviyordum. Göz altlarımı kapatıp dudağıma kırmızı bordo karışık bir ruj sürdüm. Kilidi çevirerek açıp dışarı çıktım. Oturduğumuz koltuğa geri dönüp Eylül’ün yanına geçtim. Kahvaltı servisinde Eylül bizim için sandviç ve kahve almıştı. Zaten çok çeşit olduğunu düşünmüyordum. ‘’Ahuşş ‘Mucize Uğur Böceği İle Kara Kedi’ ( Fransız yapımı ZAGTOON şirketinde yapılmış yönetmeni THOMAS ASTRUC olan çizgi film.) izleyelim mi?’’ Küçüklüğümüzden beridir Eylül ile beraber izliyorduk. Normalde olmasa da Eylül ile beraberken, Eylül’ün çocuksu kişiliği beni de içine çekiyordu. Biz birkaç bölüm izledikten sonra uçağın 10 dakika sonra iniş yapacağı ile ilgili bir anons duyduk. Bölümü kapatıp hazırlanmaya başladık. Kemerlerimizi bağlamamız gerektiği ile ilgili ikinci bir anons duyunca oturduk ve kemerlerimizi bağladık. … Kenarda oturmuş Eylül’ün valizini almasını bekliyordum. Telefonumda evin ve otelin konumuna bakıyordum. Çok uzak değildi neredeyse 14 dakikada ulaşabileceğimiz bir yerdeydi otelimiz. Oteli bilerek eve yakın seçmiştik. Telefonumu kapatıp cebime koydum. Kafamı kaldırdığımda Eylül’ün arkasında koca bir valiz ile geldiğini gördüm. Valiz neredeyse onun iki katı olduğu için taşıyamıyordu. Oturduğum yerden kalkıp yanına gittim ve valizi elinden aldım. Valizin tekerlekleri yoktu ve gerçekten ağırdı. Elimde Eylül’ün valizini birde kendi küçük valizim vardı. Bir yandan da Eylül’e söyleniyordum. ‘’Kızım bu kadar şeyi ne yapacaksın eşek ölüsü mü koydun ne var bunun içinde?’’ ‘’Abartma alt tarafı dört makyaj çantası, sekiz tane bakım çantam, iki spor altı topuklu ayakkabım, iki sandaletim, on dört elbisem, on eteğim, yirmi tişörtüm, iç çamaşırlarım, Nisi ve Misi, Puding ve Ördek Vakvak var.’’ Saydığı isimler peluş oyuncaklarına koyduğu isimlerdi. O kadar çoktu ki peluş oyuncakları duyan kimse aklında tutamıyordu. Fakat Eylül hiçbirinin ismini unutmaz, takır takır sayardı. Tabii ki hepsini getirememişti ama eminim ki Handan Teyze biz eve yerleştiğimizde hepsini kargolayacaktı. Eylül’e doğum günlerinde hediye almak hiç zor değildi. Peluşlar, oynadığı veya izlediği şeylerin figürleri ve benzeri şeyleri çok seviyordu. Eylül kenarda duran bir taksiye elini kaldırdığında taksi yanımıza yanaştı. Taksinin kapısını açıp taksiyi süren kişi yanımıza geldi. Taksiyi kullanan kişi kırk beş yaşlarında bir kadındı. Yüzünde kırışıklıklar vardı. Mavi gözlü, esmer birisiydi. Yaklaşık 1.60 boylarında minyon bir kadındı. Yüzünde kocaman bir gülümseme ile bizim için bagajı açtı ve sürücü koltuğuna ilerledi. Eylül’ün büyük ve ağır olan valizini zorla kaldırıp bagaja yerleştirdim. Valiz o kadar büyüktü ki benim valizime yer kalmamıştı. Mecburen kendi valizimi arka koltuğa koyup yanına yerleştim. Eylül çoktan ön koltuğa yerleşmişti. Taksici abla arabayı çalıştırdı ve asfalt yolda ilerlemeye başladık. Normalde otel havaalanına uzak değildi fakat ne Eylül’ün kendi valizini yol boyunca taşıyabileceğini ne de benim o valize yol boyu katlanabileceğimi düşünmüyordum. Kafamı taksi arabasının camına yasladım ve dışarıyı seyretmeye başladım. İstanbul’un havası Muğla’dan daha ferahtı. Bizim beyaz dubleks daireler yerine binalar vardı. Muğla’da da bir apartmanda kalsak da buradaki binalar kadar görkemli değildi bizim apartmanımız. Dışarıda dolaşan gençler vardı. Ben çoğu zaman tek takılsam da Eylül çok sosyal biriydi. Ben asosyal olmasam da Eylül gibi sürekli partilere giden yoğun bir arkadaş çevresi olan biri değildim. Tek tük arkadaşım vardı. Onlarda ya not ya da sınavda kopya isterlerdi. Ben üniversitede derslerine çalışan zeki asosyal bir öğrenciydim. Eylül ise benim tam tersimdi. O gece geç saatlere kadar dışarıda arkadaşlarıyla dolanırdı, Handan Teyzeden gizli partilere giderdi, yoğun bir arkadaş çevresi vardı, sınıfımızda ve hatta okulda çok popülerdi. Bunun sebebi çok güzel olmasıydı, tabii arkadaş canlısı neşeli birisiydi. Bu durumdan rahatsız değildim elbette. Hatta aksine bu beni mutlu ediyordu. Bir çok kez partilere, arkadaşlarıyla dışarı çıkmaya beni davet etmişti. Fakat ben hepsini ‘Sınava çalışmam gerek.’, ‘Test çözüyorum.’ veya ‘Çok yorgunum.’ gibi bahanelerle reddediyordum. Zaten kabul etsem bile bir şey değişmeyecekti. Ben bedenim orada bulunsa ruhen farklı bir yerde olacaktım. Beni yanlarında istemedikleri apaçık ortadaydı. Fakat Eylül bunu görmüyordu. Taksici ablanın frene basmasıyla kafamı camdan kaldırdım ve valizimi kucağıma aldım. Kapının kolunu çekerek kapıyı açtım ve ayağımı dışarı attım. Valizi yere indirip arabanın etrafından dolaşarak bagajın önüne geldim. Bagajı açtım ve Eylül’ün valizini indirdim. Eylül taksici ablaya ücreti verdi. Bende bagajı kapatıp otelin girişine doğru ilerlemeye başladım. Otel gerçekten büyüktü, dışarıdan çok lüks duruyordu. Eylül’ün otel konusunda paradan kaçınmadığı belliydi. Otelin kapısından girdiğimizde içininde dışı kadar güzel olduğunu fark ettim. Ben kenardaki koltuklara geçerken Eylül de resepsiyona giderek odamızın kartını aldı. Telefonumdan annemi çaldırarak geldiğimizi haber verdim. Ben telefonla konuşurken Eylül elinde oda kartıyla gelip yanıma oturmuştu. Ben telefonu kapattığımda konuşmaya başladı. ‘’ Odamıza çıkalım mı?’’ ‘’ Handan Teyze’yi aramayacak mısın?’’ ‘’ Odaya çıkınca ararım.’’ dedi. Kafamı sallayarak onu onayladım. Eylül ayağa kalkıp yürümeye başladığında bende onu takip ettim. Asansörün önüne geldiğimizde butona basıp kapı açılınca içeri girdik. Eylül kat için butona bastığında odamızın 8. katta olduğunu öğrendim. Eylül’ün tuşa basmasıyla asansör yukarı çıktı. Asansör odamızın olduğu katta durdu. Kapılar açılınca önümüzdeki koridordan sola döndük. Sola döndüğümüzde 1002 numaralı kapı ilk gördüğümüz oldu. Ben Eylül kapının yanına gidip kartı okutunca odamızın 1002 numaralı oda olduğunu anladım. Eylül kapıyı araladı ve önden buyurun dermiş gibi kolunu uzatarak eğildi. Bende sanki eteğim varmış gibi kraliyet dönemindeymiş gibi teşekkür ettim. İçeriye girince ilk olarak yapmak istediğim şey duş almak idi. Sadece 1.30 saat uçsak da kendimi kirlenmiş hissediyordum. Odanın bohem bir havası vardı. Balkon kısmı havuza bakıyordu. Odanın içerisinde orta kısımda duvara yaslı çift kişilik bir yatak, karşısında iki tane berjer, sehpa, televizyon ve yatağın yanlarında ikişer tane şifonyer vardı. Yan tarafında tahminimce banyoya açılan bir kapı vardı. Odanın içerisinde orta kısı Oda güzel ve bakımlı duruyordu, hijyene ve müşteri memnuniyetine önem verdikleri belli oluyordu. Eşyalarımı berjerin üzerine bırakıp banyoya yöneldim. ‘’ Ben duşa giriyorum.’’ Diyerek Eylül’e haber verdim. ‘’Tamam Ahududumm.’’ … Banyodan saçlarıma havlu sarıp çıktığımda kendimi pisliklerden arınmış ve rahatlamış hissettim. ‘’ Banyodan çıktığımda Eylül odada yoktu. Yatağın yanındaki şifonyerin üzerinde kağıdı görünce şifonyerin yanına gittim. Kağıdı elime alıp üzerindeki notu okudum. Not Eylül’den idi. Sen duştayken Işıl ile karşılaştım onunla takılacağım biraz beni merak etme ben geç gelirim beni bekleme öptümm -EYLÜL Notu kenara bırakıp valizimin içerisinden bakım malzemelerimi aldım. Ayak maskemi, göz altı maskemi, dudak maskemi, yüz maskemi ve el maskemi uygulayıp göz bandımı geçirdim. Işıkları ve perdeleri el çırparak kapatabiliyorduk. Bunu valizimin içerisinden maskelerimi alıp valizi indirince silkelenmek için elimi çırptığımda fark etmiştim. Telefonumu banyodayken Eylül’e şarja takmasını söylediğim için rahattım. Işıl Eylül’ün liseden bir arkadaşıydı. Hatırladığıma göre de baya samimilerdi. O kız ile alakalı hatırladığım tek şey Eylül’ün pek haz etmediğim arkadaşlarından biri olduğuydu. Elimi çırparak perdeyi ve ışığı kapattım. Biraz kestirecektim. … Uyanıp saate baktığımda saat on ikiyi geçiyordu. Eylül hala gelmemişti. Karnımın guruldadığını hissediyordum. Ayağa kalkıp sehpanın üzerindeki telefondan yemek servisini aradım. Özür dileyerek yemek servislerinin bu saatte çalışmadığını fakat istersem kat arası otomatlardan birinden sandviç benzeri bir şey alabileceğimi söyledi. Teşekkür edip aramayı kapattım. Normalinde gitmeye çok üşenip uykuma devam ederdim ama Karnım gerçekten çok acıkmıştım. Valizimi açıp içerisinden herhangi biz pijama takımımı çıkardım. Beyaz renginde biraz kısa bir pijamaydı. Dizimin iki buçuk karış falan üstündeydi. Ama zaten bu saatte kimsenin geçeceğini düşünmüyordum. Pijama takımını üzerime geçirdim, gri bir hırka aldım ve yanıma cüzdanımı ve kartı alarak odadan çıktım. Kadının söylediğine göre otomat odadan çıkınca solda kalıyordu. Sola döndüm ve ilerlemeye başladım. Ben ilerlerken hırkamın cebindeki telefonum çalmaya başladı. Telefonu cebimden çıkarıp aramayı yanıtladım. Arayan annemdi. Onunla konuşurken ilerlemeye devam ettim. ‘’Kızım seni kaç kez aradım açmadın bir şey oldu sandık.’’ ‘’Ya annem uyuya kalmışım.’’ ‘’Şuan hiç rahatlatmıyorsun içimi guzum. Ben böyle sana ulaşamayacaksam gözüm arkada kalır.’’ ‘’Annem yoldan geldik ya yorulmuşum.’’ ‘’Sus kız! Hem ben o Eylül’e de sinirliyim. Sen açmayınca onu aradık bi baktık gezmelerde saat kaç haberin var mı diyoruz ‘Of Hatice Teyze’ diyor. Hem sen neden onlarla gitmedin şu Işıl mı ne varmış yanında bir ara bize de getirdiydi. Gözüm de hiç tutmamıştı onu gitmediğin iyi olmuş o kıza pek güvenmiyorum ben.’’ Annemin takır takır konuşmasıyla gülümsedim. ‘’Annem yorgundum dedim ya ondan gitmedim. Hem kızma ona. Oda eğlenmek istiyor işte. Handan Teyzeme de selam söyle.’’ ‘’Tamam söylerim kızım. Hadi yatın sizde o Eylüle de söyle gelsin uyuyun. Gözümüz arkada kalmasın.’’ ‘’Tamam annem arayacağım birazdan hadi görüşürüz.’’ Demem ile bir şeye çarptım. Telefonum düşmüştü. Hemen eğilip aldım ve neye çarptığımı anlamak için kafamı kaldırdım. Önümde yaklaşık 1.80 boylarında, siyah hırkalı, siyah saçlı ve gözlerinin siyah olduğuna yemin edebilirdim. Yavaşça doğruldum, adamın aldığı içecek yere düşerek patlamıştı. ‘’Çok çok özür dilerim önüme bakmamıştım, içeceğinizin yenisini alabilirim isterseniz.’’ ‘’Gerek yok hanımefendi.’’ Dedi ve içeceğinin yenisini almak için otomata yaklaştı. O içeceğini alırken bende kafamı eğip mahcup bir bakışla yeri izliyordum. Adam işini bitirince çekildi ve gülümseyerek bana baktı. ‘’İyi geceler. Bir dahakine daha dikkatli olursunuz.’’ Dedi ve sırıtarak ve odasına doğru ilerledi. Bende otomattan sandviçimi ve Tamek ( İçecek markası) markalı meyve suyumu aldım. Bir elimde sandviçimi ve meyve suyumu tutarken diğer elimdeki telefonla Eylül’ü aradım. İki üç kez çaldırmama rağmen açmamıştı. Bir 10 dakika sonra yine ararım diye düşünerek odaya geçtim. Berjerlerden birine oturup atıştırmalıklarımı yemeye başladım. İkisini de bitirince telefonum çalmaya başladı. Arayan Eylül idi. Aramayı yanıtlayıp telefonu kulağıma götürdüm. ‘’ Alo aşkım beni aramışsın?’’ ‘’Eylül annemler aradı ‘Eylül hala dışarıda mı?’ diye soruyorlar gel artık otele saat geç oldu.’’ ‘’Tamam Işıl ile 10 dakikaya geliyoruz.’’ ‘’Bekliyorum hadi görüşürüz.’’ Eylül’ün bu geç gelmeleri beni de endişelendiriyordu. Tamam eğelensindi ama bu kadar geç gelmese olmuyor muydu? Eylül dediği gibi 10 dakika içerisinde gelmişti. Bende Eylül’ün gelmesiyle yatağa uzandım ve uyumaya başladım. … Otelde bir gün daha geçirdikten sonra nihayet eşyalarımız gelmiş, yerlerine yerleştirilmişti. Fakat biz hala evi görmemiştik. Bu ilk görüşümüz olacaktı. Aynı zamanda da eve yerleşecektik. Eve gitmeden önceki gün evi temizlemesi için birini çağırmıştık. Ev temizdi sadece valizlerimizi ve kolileri yerleştirmemiştik. Bindiğimiz taksi durunca geldiğimizi anladım. Araçtan inip Eylül’ün valizini almak için arabanın arkasına doğru ilerledim. Bagajı açıp valizi aldığımda ağırlığıyla ikinci kez yüzleşmiş oldum. Eylül taksinin ücretini ödemiş ve koşa koşa yukarı çıkmıştı. Şansımıza bina yeni yapıldığı için asansör çalışmıyordu ve ben bu valiz ile 18 kat çıkmak zorundaydım. ‘’Şaka mı yapıyorsunuz ya!’’ Diye söylenerek yukarı çıkmaya başladım. Beşinci kata çıkınca artık bir kat bile çıkacak gücüm kalmamıştı. Valizi yere indirip bende merdivene oturdum. Biraz soluklanıp yukarı çıkmaya devam etmek için valizi kaldırdım ve ilerlemeye başladım. Attığım ikinci adımda bir şeye çarpınca sertçe çarpmanın ve valizin ağırlığının da etkisiyle yere düşecekken çarptığım şey daha doğrusu kişi düşmemem için koluyla belimi sardı. Kafamı kaldırıp özür dileyecekken gördüğüm siyah gözler bir gün önce otomatın önünde çarpıştığım adamın siyah olduğuna yemin edebileceğim gözleriydi. ‘’ İki’’ Diye mırıldandı ve gülümsedi. …………………………………………………………………………………… Meyve suyunun tamek olma nedeni birisiyle alakalı anısı olması Sümeyye tahmin eder benceee. İlk deneyimim umarım beğenirsiniz. Sümsüm ile böyle bir ilk yaratmak istedik her türlü yoruma ve eleştiriye açığız. Öptümm.
Bölüm 14
1. bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.