18 Mart 2016
Babam ölmüştü benim. Ne kadar yanımda olamasa da hep bir adım gerimdeymiş gibi hissettiğim babam ölmüştü. Artık ne varlığı vardı, ne gölgesi nede hissi. Artık tamamen gitmişti. Bizde babamın defninden sonra anneannemin yanına trabzona taşınmaya karar vermiştik. Çok hızlı olduğu için çoğu şey eksikti ama hallederdik. Uçaktan indiğimizde anneannem ve bir adam bizi karşıladı. Anneannem bize ağlayarak sarılmıştı. Annem hıçkıra hıçkıra ağlamıştı. Abimin yorgun bakışları her yerden anlaşılıyordu. Ben ise acımı o cenazede gömmüştüm. Ağlayamazdım. Zordu ama ağlayamazdım. Anneannemin evine gittiğimizde büyük bir ev bizi karşıladı. Hemen yanındaki evde bizi almaya gelen oğlanın ailesinin eviydi. Belli ki oldukça yakınlardı. Anneannem mırıldandı
”geçin oturun şöyle kuzularım” annem koltuğa kendini zorla bırakırken ben ve abim ayaktaydık zira algılarım bir anlığına durmuştu. Beynimdeki yoğun ağrıma ve çınlama sesleri daha da zorlaştırıyordu. Abim koltuğa oturmuştu lakin ben hala ayaktaydım. Yanımda ise o bizi almaya gelen mavi gözlü sarışın çocuk vardı. Başımın aniden dönmesiyle bacaklarımın boşaldığını hissettim. Yere düşmek üzereyken sıcak bir el beni tutmuştu sıcak bir nefes hissettim lakin derin karanlık beni çoktan içine çekmişti…
…………………………………………. ……………………….
Yavaş gözümü aralarken hafif bir ağrı sardı başımı. Güzel bir odada yatakta uzanıyordum. Camdan yandaki ev gözüküyordu. Hava kararmıştı. Yavaşça ayağa kalktım. Biraz daha cama baktığımda yandaki evde olan bir odada oturan o adamı gördüm. Bizi almaya gelen. Göz göze geldiğimizi hissettiğim an garip bir şeyler hissedip perdeyi örttüm. Odadan çıkıp mutfağa ilerlemiştim. Gece saat geç olduğu için evde ışık yoktu. Tek ışığın yandığı yer mutfaktı. Mutfağa ilerlediğimde abimi gördüm ve ona seslendim.
”abi” abim bana döndüğünde gözünde şefkat ve merak verdi “defnoşum… iyi misin abicim” ona doğru ilerleyip sıkıca sarıldım zira buna oldukça ihtiyacım vardı. O da bana sıkıca kollarını dolayıp karşılık verdi. Hemen onu yanıtladım
”iyiyim ben abi ama noldu bana”
“önemli değil yorgunluktan bayıldım sadece seni odana taşıdık”
anladığımı belli etmek için başımı salladım. Abimden ayrılıp onun doldurduğu barağı alıp içtim ve bir soru yönelttim.
”sen niye yatmadın bu saatte abi ?”
”yatmıştım ama susayıp su içmeye kalktım” yalan söylediği oldukça belliydi yorgun gözlerinden ama fazla üstelemedim.
”peki ben yatıyorum iyi geceler” diye mırıldandım
”iyi geceler canım”
odama çıkıp yatağıma uzanacağım sırada aklıma o adam geldi. Merakıma engel olamayıp hafifçe perdeyi araladım. Işıklarını kapamış yatağında uyuyordu. Derin bir nefes alıp perdeyi geri kapattım ve ışığımı kapatıp uykuya geri döndüm.
…………………………………………………………………….
22 Ağustos 2016
babam öleli 5 ay olmuştu. Acılar dinmemişti yakin üstü biraz da olsa kapanmıştı. Mesela annem artık gülüyordu, geziyordu, sosyalleşiyordu lakin gece odaya çekildikten sonraki ağlamalarını duyuyordum. Abimin artık bakışları yorgun değildi lakin kalbi hala yorgundu. Ben ise hep güçlü durdum hep dik. Hep gülümsüyordum, Neşe saçıyordum
Lakin içim yanıyordu. Tüm bunlar olurken anneannem bize kucak açmıştı ki biz bundan çok mutlu ve memnunduk. Arada misafirler geliyordu yada biz gidiyorduk. Sıra yine misafirliğe gitmeye gelince hazırlanmaya başladım. Sarı elbisemi giyip saçımı açık bıraktım hafif bir makyaj yaptım ve hazırdım. Kısa bir süre sonra yola çıkmıştık. Annem, anneannem ve ben birlikte komşumuz olan kaya ailesinin şirketine gidiyorduk. Abim bizimle gelememişti çünkü çalışıyordu. Abimin en büyük hayali şef olmaktı. Bu yüzden de gittiği her yöreden alabildiği kadar yemek bilgisi almaya çalışıyordu. Şuanda trabzon’un en büyük şefinin yanında eğitimdeydi. O sırada geldiğimizi fark ettim. Bir bina ve hemen aşağısında kocaman bir çaylık görmüştüm. İşçiler çaylar topluyordu. Arabadan indiğimizde şirkete girdik ve
En üst kata patronun odasına çıktık. Patron Emin Kaya’nın vefatından sonra eşi Gülhan Kaya olmuştu. İzmir’de defne daha 10 yaşındayken Emin Kayanın vefat haberini ve şirketin başına Gülhan Kaya’nın geçişini haberlerden duymuştu ve oldukça iyi yönetiyordu çay şirketini. İçeri girdiğimizde Gülhan hanım bizi karşıladı “hoşgeldiniz hepiniz buyrun geçin oturun” yalnız da değildi. Yanında kayınvalidesi Emine hanım da vardı. Birkaç sıkıcı sohbetin ardından sıra bana gelmişti. Gülhan hanım bana doğru dönüp gülümsedi ve mırıldandı “çok güzel olmuşsun defnecim maşallah sana.. nasılsın bakalım”
gülümsedim bende “çok teşekkürler gülhan hanım iyiyim siz nasılsınız” hemen yanıtladı
”bende iyiyim ama lütfen sizli bizli konuşma teyzen sayılırım sonuçta bana teyze diyebilirsin istersen”
”tabi gülhan teyze” hemen emine hanım bana döndü
”maşallah kızım su gibisun bir kısmetin yok midur ?”
kıkırdadım sadece. Annem yanıtladı “daha çok küçük emine teyzecim” hemen nine cevapladı
”kız neresu küçücük kazık kadar maşallah. Bakarsun bizim saru oğlan kısmeti olur” dedi en imalı şekliyle. Ona en kınayıcı bakışımı atıp cama baktım. Hava trabzon’a göre çok güzeldi. Herkes çay topluyordu ben de çok istemiştim
”anne bende dışarı çıkıp biraz çay toplayabilir miyim?”
”yani kızım gülhan teyzene sor izin verir mi”
ben sormadan gülhan teyze cevapladı
”tabiki kızım ne istiyorsan onu yap. Aşağıya inince küçük bir kulübe var oradan gerekli eşyaları iste sana verirler”
teşekkür edip hızla aşağıya inmiştim
Dışarı çıkıp gerekli eşyaları aldım ve çalışan genç kızların yanına ilerledim “kolay gelsin kızlar”
“saolasun”
”bana öğretir misiniz ?”
”tabiki”
kızlar bana hemen öğretmişlerdi. Bende çay toplarken oldukça eğleniyordum. O sırada kızlardan çığlık yükseldi
“BU O!” Diye kendi aralarında mırıldandılar “Ayaz Kaya!” Diye devam ettiler. “Düşündüğümden daha da yakışıklı” diye mırıldanmıştı başka biri de. Lakin tenezzül edip bakamadım zira oldukça eğleniyordum
…………………………………………………………………….
22 Ağustos 2016
şirketi ziyarete gelmiştim. Arabadan inip rüzgarla dağılan saçlarımı elimle düzeltip yürümeye devam ettim. Güneş gözlüğümü çıkarıp ceketime taktım. Çay bahçesinde göz gezdirdikten sonra gözüm bir çift göze takıldı bu masmavi gözleri oldukça tanıdıktı. Bu oydu… Defne Aydın. Ailemin dostunun torunu olan o kız… o gün bayıldığında kollarımı sıkıca doladığım kız… yutkundum. O günden beri görüşmüyorduk. Onlar misafirliğe geliyordu lakin onların geldiği zaman ben kaçıyordum yada onlara misafirliğe gitmiyordum. Çünkü o gün onu tuttuğumda çok değişik birşey hissetmiştim. Tarif etmekte zorlanıyordum. Sanki yapılması yasaklı bir şeydi ve beni kendisine çekiyordu. Bu yüzden görüşmeye çekinmiştim lakin ona doğru ilerleyen adımlarıma engel olamadım o an. Eşyaları alıp onun yanına geçtim ve çay toplamaya başladım. Yanımızda çalışan kızların çığlıklarını duyuyordum lakin pek umursamadım. Bir anda bulduğum güçle mırıldandım “sen defnesin değil mi” diye mırıldandım. Gözleri ilk defa bana doğru döndü ve kısa bir süre sonra kaşlarını çattı. “Sende…”
“evet ben o gün seni havalimanından alan adamım adımda ayaz”
gülümsemesinin etkisiyle gözü hafif kısılmıştı. Ben iç çektiğimi fark etmemiştim bile.
”sen Ayazsın demek… memnun oldum”