# 4. BÖLÜM:
### **Esmeralda: Beton Ormanının Ortasında**
Esmeralda, Selin ve Arda ile birlikte şehrin en yüksek seyir teraslarından birindeydi. Aşağıda binlerce arabanın farı, devasa reklam panoları ve hiç susmayan bir uğultu vardı. Selin, telefonunun ışığıyla en iyi "aesthetic" kareyi yakalamaya çalışıyordu.
**Selin:** "Eslem, baksana! Tüm şehir ayaklarımızın altında, ışıl ışıl değil mi? Tam senin tarzın!"
**Esmeralda:** "Çok kalabalık Selin... Bazen bu ışıklar insanın gözünü yoruyor. Sanki her şey çok hızlı akıyor da ben yetişemiyorum gibi."
Esmeralda korkuluklara yaslanıp gözlerini kapattı. Burnuna gelen egzoz ve nem kokusu yerine, bir anda çam ağaçlarının serin kokusu ve odun ateşi dumanının samimi kokusu doldu. Sanki biri tam yanında durmuş, ona sessizliğin ne kadar güzel olduğunu fısıldıyordu.
### **Fero: Sessizliğin Zirvesinde**
Fero ve Müço ise şehirden saatlerce uzakta, dağların yamacındaki o eski gözlem kulesinin kalıntılarındaydı. Burası öyle sessizdi ki, sadece rüzgarın ağaç dalları arasındaki ıslığı duyuluyordu. Müço, elindeki sandviçi bitirmiş, sırtını eski bir taşa yaslamıştı.
**Müço:** "Oğlum Fero, şu havaya bak. Şehirde insanlar birbirini eziyor şu an, biz burada yıldızlarla baş başayız. Ama sen yine daldın, hayırdır kanka? Yine hangi saati kuruyorsun kafanda?"
**Fero:** "Müço... Çok garip bir his var içimde. Sanki çok uzaklarda, çok gürültülü bir yerde birisi aynı anda buraya bakıyor. Hatta... burada vanilya koktuğuna yemin edebilirim."
**Müço (Gülerek):** "Kanka valla senin bu hayal gücün beni benden alıyor. Burada ayı çıksa 'ne güzel doğa' dersin, vanilya kokusu ne arasın dağ başında!"
### **Görünmez Köprü**
İkisi de, aralarındaki uçurum kadar büyük mesafeye rağmen, aynı saniyede aynı hisle gökyüzüne baktılar. Esmeralda gökdelenlerin arasından görünen tek tük yıldızları seçmeye çalışırken; Fero, samanyolunun o büyüleyici kuşağını izliyordu.

Esmeralda cebinden bir kalem çıkardı ve korkuluğun altına, şehrin karmaşasına inat, narin bir **"E"** harfi karaladı. Fero ise cebindeki çakıyla, dağdaki o eski taşa, rüzgarın sertliğine inat, derin bir **"F"** kazıdı.
**Selin:** "Hadi Eslem, son vapur saati yaklaşıyor, kalabalığa kalmayalım!"
**Müço:** "Hadi Fero, hava buz gibi oldu, köye inelim de bir çay içelim!"
Onlar kendi dünyalarına dönerken, gökyüzünde gümüş rengi bir ışık belirdi. Şehrin üzerinden geçip dağların ardında kayboldu. O gece ikisi de yataklarına yattığında, aralarındaki o binlerce kilometrelik mesafe, tek bir rüyada birleşmek üzere silinip gidecekti.
**4. Bölümün sonu.**