İçeriğe geç

Kırmızı hat

Bölüm 10 · 8 dk okuma

Kırmızı hat

Bölüm 10

10.Bölüm

Duygusuz

Gece balıkonda oturuyordum ve kulaklıklarım kulağımda dktt'nin şarkılarından dinliyordum ve bir yandanda yetimhanede her ayrıntıyı yazdığım defteri okuyordum sıkıntıdan, o sırada birisi ellerini omuzlarıma birden koyunca korkup sıçradım, arkama döndüğümde Erhan bana sırıtarak bakıyordu, kulaklıklarımı kulağımdan çıkardı "hm demek buyüzden duymadın sana seslendiğimi..napıyorsun?"

"..yetimhanedeki defterimmi okuyordum"

"Ah şu her bir ayrıntıyı yazdığın defter demekki"

"Evet o"

Erhan elimden defteri aldı ve yanıma oturdu "bakalım neler yazıyor"

O defterimi okurken gözlerim o na bakıyordu "hmm...Melis, 8 yaşında, yetimhaneye geliş zamanı 02.07.2009, siyah saçlı, koyu kahve gözlü, hobileri, fobileri, burda bir sürü kişi ve bir sürü bilgi var..."

"Yetimhanedeki bütün çocukların özlliklerini felan yazıyordum işte...diğer sayfalarda da o günleri yazıyordum"

Erhan diğer sayfalara baktı "...burda seninle ilgili hiç bir şey yok..neden?"

Omuz silktim "kendimi merak etmiyordum çünkü...kendimle ilgili şeyler yazmayı sevmiyorum...başka insanlar daha çok ilgimi çekiyor" Erhan bana baktı ve yaklaştı ve dudağıma hızlı bir öpücük kondurdugu an irkildim "bir dakika bekle geliyorum"

Erhan içeri gittiği an parmaklarım dudağıma gitti, hemen geri döndüğünde elimi dudağımdan çekip o na baktım, elinde başka bir defter ve kalem vardı, yanıma oturup onları bana verdi "şimdi kendinle ilgili şeyleri yaz bakalım" dedi gülümseyerek, elimdeki defter ve kaleme baktım, sonra tekrar Erhan'a çevirdim gözlerimi "ama.."

"Hadi Hande...yaz"

"Şimdimi?"

"Evet...şimdi" dedi, teredütle defteri açtım, dizime yasladım, kalemi de parmaklarımın arasına alıp sayfaya yaklaştırdım, durdum ve Erhan'a baktım "hadi..yaz" dedi gülümseyerek, tekrar deftere döndüm ve yazmaya başladım, ben yazarken, Erhan'da yazdıklarımı okuyordu, Erhan elini belime koyup beni daha da yakınına çekti ve boynuma öpücükler kondurduğunda yazmayı bıraktıp hafifce kafamı o na çevirdim, Erhan öpücüklerin ardından fısıldadı "yazmaya devam et" yutkunup yazmaya devam ettim, Erhan bir elini bacağıma koydu ve yavaşça yukarı doğru çıkarken bir daha yutkundum, elim titremeye başladı yazareken, eli yavaşça yukarı çıktı ve eşofmanımdan içeri girip kilodumun ıslanmış kumaşına parmaklarını sürterken inilti çıkarmamak için alt dudağımı ısırdım "d-dur.." dedim titreyen sesimle, Erhan kulağıma fısıldadı "neden durayım?" Diyerek parmaklarını daha fazla baskı uygulayarak sürttü "şuan bırakırsam sonra napacaksın...ıslaksın" inlememek için kendimi zar zor tutabildim, elini tutup o nu durdurdum ama hâlâ oradaydı eli "dur...b-balıkondayız...biri bizi görebilir"

"Tek sorun buysa...ozaman içeri geçelim" elini çekti ve ayağa kalkıp beni kucağına gelin gibi aldı "h-hey...dursana"

"Neden durayımki?"

"Durmalısın...ç-çünkü"

"..çünkü?"

"...çünkü...aramızdaki ilişkinin bir adı olmaması...beni sadece zevk için kullandığını düşündürüyor"

"...bunu bilmek istiyorsan seni zevk için kullanmıyorum"

"Ozaman neden bunu yapıyorsun?"

"..belli değilmi?"

"Bana bir neden söylemek zorundasın"

Gözlerime baktı bir kaç saniye boyu süren sesizlikle

1 saniye..

2 saniye..

Ve 3 saniye...

Sesizlik devam etti, Erhan beni yavaşça yere bıraktı, susacakmıydı? Susmamalıydı..konuşmamız lazımdı, gözlerine baktım, Erhan tam sesizliği bozacakken telefonu çaldı, ekranına bakmadan kapattı "açsaydın.."

"Önemli değil"

"Bakmadın bile"

"Gerek yok"

Bir daha çaldı ve bir daha kapattı "çok acil görünüyor gibi"

"Acil olan tek şey benim hislerimi anlaman"

"Sen susarken nasıl anlaya bilirim"

"...bunu söylemek benim için zor anlıyormusun"

"Neden? Utanıyormusun yoksa?"

"..belki-" ve yine telefon çalınca Erhan sinirle ekranına baktı "sikicem ha" dedi, "aç.." telefonu elinde sıkarken yanımdan gidip başka bir odaya geçti homurdanarak, kendimi tekrar kanepeye bırakıp iç çektim ve bana verdiği defterin ilk sayfasını açtım, ne yazdıgımı okudum. Yazdığım şeyler şuydu: ben Hande yılmaz, ilk kez kendim hakında bir şey yazıyorum, meraklı biriyim, hemde aşırı diyebilirim, 1998 doğumlu 26 yaşında bir gazeteciydim ama kovuldum nedenini bilmediğim halde, başıma bir sürü olay geldi, olaylar biri birinin ardından devam etti -belki hâlâ devam ediyor-

Böylde devam etsede yazdıklarım en sondakilerde elimin titremesi ile yazılar yamuk yumuk olduğu için anlaşılmıyordu, defteri kapattım, dedigim gibi kendimi yazmayı sevmiyordum, yine eski defteri alıp onun sayfalarını karıştırırken Erhan yanıma geri geldi ve karşıma oturdu bu sefer, biraz bunalmış görünüyordu "bir şeymi oldu"

"Yok...önemli değil"

"Ama.."

"Merak etme...yok bir şey ciddiyim"

Merak ediyordum..Erhan merak etme desede bunu önleyemiyordum.

...

Bir kaç gün sonra Erhan yine işteyken ben evde telefonumdan iş ilanlarına bakıyordum, hâlâ telefonda kiminle konuştuğunu merak etmeden duramıyordum, iç çekip telefonumun kapattıp cebime attım ve evde sıkılmamak için ceketimi giyip dışarı çıktım. yürüyüş yaparken temiz havayı içime çektim tam o sırada bir kalabalık gördüm yine merak etmeden edemedim, kalabalığa yaklaştım polislerin sarı şeridi etrafa cektiklerini gördüm ve kalabalığı uzaklaştırmaya çalıştırdıklerını, biraz daha yaklaşınca Bora'nın da orada olduğunu gördüm ve yerdeki cesedi...kanlar içinde bir cesedi...aklıma Sıla'nın görüntüsü geldi ve mideme bir bulantı girdi. neden bukadar yıldır sakin olan hayatım birden kaosa girmişti...ben öylece kalmış düşünürken polislerin zar zor tuttuğu ağlayan kadın bana baktı ve korkutucu bir sakinlikle polislerin elinden kurtulup yanıma geldi ve ben ne olduğunu anlamadan parmağıyla beni gösterdi "bu yaptı...kızımı bu öldürdü" dedi, şok içinde baktım, kadının neden böyle bir şey söylediğini anlayamıyordum, kalabalık ise gözlerini bana dikerken rahatsız olarak biraz geri çekildim kadın kolumu sıkıca tutuğunda biraz canım acımıştı "sen yaptın! Sen!" Dedi ağlayarak, 1 polis yaklaşıp kadını tuttu ve benden uzaklaştırdılar, 1 poliste yanıma geldi kafamı kaldırıp baktığımda Bora olduğunu gördüm "zaten nezamandır gözüme batıyordun Hande yılmaz" o soğuk bir şekilde bana bakarken ben akmayan göz yaşlarımla parlayan gözlerimle, şaşkınlıkla bakıyordum "ne?.." kelepçesini çıkardı ve ellerimi arkadan birbirine kelepçeledi, direnmedim, dirensem dahada suçlu durumuna düşmekten korktum, direnmek yerine bazen susmak ve kabul etmek daha iyi bir seçenektir, ama tamamende susmayacaktım tabiki, hiç bir şey yapmadığım halde beni tutukluyamazdı, kafamı çevirip o na baktım "kanıtın varmı?" Duraksadı 2 saniyeliğina "kadın senin yaptığını söylüyor...ve" sonrasında kulağıma eyildi fısıldadı "ve Erhan'nın arkadaşı olman beni dahada şüpelendiriyor" fısıltısı beni ürpertti "ama gerçek bir kanıt bile olmadan beni tutuklayacakmısın gerçekten?" Bora tek kelime daha etmedi ve kendimi karakolda buldum, hay sikeyim...şimdi filimlerde gördüğüm o sorgu odasındaydım, ve biliyordum ki dışardan beni izliyorlar, o sırada içeri Bora girip sandalyeyi çekti ve karşımda oturdu elindeki kağıdı masaya koydu ve bana döndürdü "cesedin yanındaki mutfak bıçağından bakalım kimin parmak izi çıkmış...tanıdınmı?" Dedi ifadesiz bakışları ile, bu benim parmak izimiydi, kağıda şaşkınlıkla bakarken konuştum "hayır..bunu ben yapmadım...bu olmaz"

"Ozaman niye senin parmak izin var Hande yılmaz"

"Bilmiyorum ben bir şey yapmadım"

"Yaptın...neden öldürdün gencecik kızı?"

"Ben bir şey yapmadım diyorum"

"Annesi ne halde gördün deği-"

"Ben hiç bir şey yapmadım!!!"

Dedim benden çıktığına inanamadığım sesle, Bora susarak bana baktı, sonra öne doğru kelepcelenmiş ellerimi tutup kendine çekti ve kolarımı sıyırıp sanki bileğimde bir şey görmek istercesine baktı, neden simdi bunu yapıyordu? Sonra ellerimi bıraktı ve ayağa kalktı rahatsız edici bir sesizlikle odadan çıktı, derin derin nefes alırken dirseklerim masada ellerim yüzümdeydi, asla hiç bir zaman böyle bağardığımı hatırlamıyordum, bana neler oluyordu?..

(Bora'nın gözünden)

Kağıtları elimde sıkarken odama geçtim ve kapıyı sertçe kapattım, masama oturup kağıtları sertçe masaya bıraktım ve kendime olan sinirimle derin bir nefes aldım, nedenmi kendime sinirliydim, okadar çok bildiğim şey vardı ama kanıtım yoktu, kanıtlaya bileceğim ufak bir şey, belki bir anahtar ve o anahtarda Hande yılmaz'dı...o na yalan söylemiştim o suçsuzdu, ilk başta öyle sansamda parmak izleri uyuşmuyordu...

(Hande'nin gözünden)

Bir kaç saat sonra beni serbest bıraktılar...hane parmak izlerim uyuşuyordu? Neden yalan söylemişti ve beni deli etmiştiki bu adam şimdi, eve gitmek için adımlarken ara bir sokakta bir inleme duydum, yutkundum...bu neydi şimdi? Ve tahmin edin naptım yine...ve yine merakıma yenik düştüm, sesizce adımlarken sesler daha yakın geldi, duvarın arkasına saklanıp kafamı uzattım ve gördügüm şeyle gözlerim şaşırarak bakıyordu...bir adam bir kızla ara bir sokakta bildiğin ortalık yerde sevişiyordular, kız duvara yaslanmış adama arkası dönüktü, adamda o nu duvara karşı beceriyordu, yüzüm kızarmıştı hafiften bu görüntüye, derken bir başka gördüğüm şeyler gözlerim dahada şaşırarak baktı, adamın sırtında bir şey vardı ve ben bu şeyi tanıyordum...kırmızı bir dövme ve yine enseden kalçanın üstüne kadar kırmızı bir dövmeydi...aklıma gelen düşünce ile midem kasıldı, gözlerim yavasça adamın yüzüne ulaşırken Erhan olmamasına sevinmiştim...peki bu dövmenin anlamı neydi derken kızın bir bileğinde kırmızı bir çizgi gördüm bileğini bir bileklik gibi kaplamıştı, peki budamı bir dövmeydi...bunların hepsi ne anlama geliyordu? İkisininde büyük anın inlemesiyle düşüncelerimden sıyrıldım ve neyi izlediğimi tekrar anladıktan sonra utanarak ordan uzaklaştım, aklımda hâlâ o dövmenin ne anlamı olduğu sorusu dönüp dolaşıyordu ve bir cevap arıyordu...

Eve geldiğimde evde Erhan'dan iz yoktu ceketimi çıkarıp askılığa astıktan sonra yorgunlukla kendimi yatağı attım, ve yine eski defterimi karıştırdım, bu sefer bir değişiklik yapıp arka sayfadan başladım okumaya, belki bin kez okuduğum sayfaları tekrar okumak deliliktir ama ben bu deliligi seviyorum...yazan şeyler; feyza bugün düştü hiç kimse bilmiyor ama o nu melis itti, hiç kimse ayrıntıları merak etmiyor sadece feyza ya iyimisin diye sorup duruyorlardı ve feyza'nın neden düştüğünü sadece bilen bendim, melis çünkü kıskanç biriydi ve bunuda kimse bilmiyordu yine ben biliyordum...

Böyle devam etti ve başka sayfaya geçtim...yazan şeyler;bugün bir çocuk babasıyla gelmişti bizde oyun saatimizdeydik çocuğun ismini bilmiyorum ama kesinlikle merak ediyorum, çocuk bana bakıyordu bazen fark etmediğimi felan sanıyordu herhalde ama çok meraklı olup gözümün her bir ayrıntıya dikat etiğini bilmiyordu, diğer kızlar (melis,yeşim,ada) o çocuğu oyunlarına katmak isteselerde çocuk istemedi, biraz o çocuğu çekiştirdiler ve çocuk yere düştü babası yanına geldi, bir şey fark etmiştim çocuk düştüğünde tişörtü hafifçe yukarı kaymıştı ve açık kalan belinde bir kırmızı çizgi vardı..

Bu kelimden sonra okumayı bırakıp aynı şeyi bir kere daha okudum şaşırarak "belinde kırmızı bir cizgi vardı" ve bir daha okudum "kırmızı bir çizgi" ve şaşırarak devamını okudum, devamı şöyleydi;...acaba o kırmızı çizgi neydi cok merak ediyordum.

Devamı yoktu...nasıl yoktu..kimdi o çocuk?...ve bu kırmızı cizgi neyin nesiydi?

(Yazarın anlatımından)

Geçmiş, sene 2012, adam karanlık ses tonuyla karşısında duran delikanlıya baktı "anlıyorum...iyi bir karar" delikanlı yanıt verdi "şimdi izninizle efendim" adam delikanlıya onaylayarak kafasını salladı, delikanlı büyük malikanede en alt kataki oda da onu bekleyen kadınına yanına gitti, kadın elinde ağleti hazırlarken adam sırtı dönük yatağa uzandı, kadın ağleti delikanlının açık sırtına değdirdi bu biraz acıtacaktı, hatta bu yasa dışıydı çünkü delikanlı daha 15 yaşındaydı, kadın omurgasından, yukardan aşağıya doğru çizgiyi çekmeye başladı, ve artık delikanlı da onlardan birisiydi, kendi isteyiyle. delikanlı zor bir eğtimden geçti, duygularını öldürmesi gereken bir eğtimde, burda duygulara yer olmamalıydı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.