Cesetler ayaklarından merdive asılmışlardı. Hepsi öğrenciydi. Dylan hemen telefonunu çıkartıp polislere haber verdi.
Gözlerimi bir an bile ayıramıyordum. Hepsi kızdı. Polis ve müdür geldiğinde bizi çıkartmak zorunda kaldılar. Dışarı çıkınca merdivenin basamaklarına eğilip oturdum.
Luna’nın ölümünden sonra bunları görmek mental sağlığımı daha çok düşürmüştü. Ne zaman bu cehennemden çıkıp gidecektik?
Polisler evi aradıktan sonra yanıma geldi. Çünkü bu durumda tek konuşabilecek kişi bendim. Sasha ve Olivia kenara çekilmiş bir şekilde ağlıyorlardı.
Polis bana baktı ve “İçeride hiç kimse yok. İçiniz rahat olsun her girebileceği yere baktık. Ama hiç bir şey yok.“ Dedi ve derin bir nefes alıp devam etti. “Katil hiç bir iz bırakmamış. İşinde fazlasıyla iyi olmalı. Masumları başka bir yerde öldürmüş ve bu eve gelip asmış. Çünkü sadece merdivenlerde kan izi var.“ Dedi.
Biraz düşündükten sonra polise nottan bahsetmem gerektiğini hatırladım. Koşarak eve girdim ve odama çıktım. Odamda ki notun olduğu çekmeceyi açtım. Not kağıdını aldığım gibi polislerin yanına gittim.
Kağıdı polise uzattım ve “Bunu bana katil verdi. Kaçırıldığım gün ben ondan kaçarken bu notu yere atıp gitmişti.“ Dedim. Beni onayladı ve kağıdı açıp okudu.Polis bana baktı ve “Bu notu verdiğiniz iyi oldu. İşimiz daha da basitleşebilir. Ama katil bir başkasına yazdırdıysa işimiz daha da zorlaşır. Yine de bunu verdiğiniz iyi oldu. İyi akşamlar.“ Dedi. Arkasını dönüp gitti. Polisler cesetleri aldılar ve gittiler. Müdür tuttuğu hizmetçiler gelip kanları temizledikten sonra gittiler.
Eve girdiğimizde Sasha ve Olivia’yı odalarına çıkana kadar takip ettim. Onlar odasına girince sarıldım ve iyi uykular diyip odadan çıktım. Aşağı inmeden önce kendi odama girdim. Üstümü değiştirmem gerekiyordu. Çünkü her yerim kandı. Bir zahmet üstümü değiştirmeliydim.
Elime koyu gri eşofmanıma aldığımda Luna’ya 4 yıl önce verdiğim söz geldi ve geri bıraktım...
4 sene önce:
Luna ile okulumuzun bahçesinde oturuyorduk. Lisemizin son senesiydi. Aynı üniversteye gideceğimiz belli değildi. Bu yüzden ikimizde de üzgün bir ruh hali vardı. Luna bana döndü ve “Eğer ben bir gün ben senden önce ölürsem benim öldüğüm ay koyu renk giymeyeceksin tamam mı?“ Dedi. Luna’ya bir anda ters ters bakmaya başladım.
“Tabi ki de hayır Luna. Saçmalama lütfen, sen ölüceksin ve ben koyu renk giyemeyeceğim. İstersen cenazene de pembe elbiseyle geliyim.“ Dedim kızarak. Luna olumlu anlamda kafa salladı ve “Neden olmasın, lütfen Lily. Koyu renk giyinme bunun için bana söz verir misin?“ Dedi. “Eğer önce ben ölürsem sen de açık giyineceksin, söz mü?“ Dedim. Olumlu anlamda kafa salladı ve söz verdik.
Şimdi ki zaman:
O gün sanki benden önce ölüceğini hissetmişti de öyle demişti. Elimde ki krem renkli eşofmana göz yaşım damlayınca ağladığımı anladım. Göz yaşlarımı sildim ve üstüme beyaz bir tshirt aldım. Onları giydikten sonra aşağı indim. Adrien ve Dylan kızların uyanmaması için sessizce konuşuyorlardı.
Gerçi onların uyuduğunu pek düşünmüyordum da. Koltuğa oturduğum da Adrien bana baktı ve “Sen de mi ona koyu renk giymeme sözü verdin?“ Dedi. Olumlu anlamda kafa sallayınca o da ağlamaya başladı. Ben de ağlamaya devam ettim. Dylan bir şey bilmiyordu ama o da fazlasıyla üzgün dü. Koltuğa arkamı yasladım.
Mutfaktan su almak için koltuktan yavaşça kalktım. Yavaş adımlarla mutfağa girdim ve tezgahta ki pasta gözüme çarptı. O pastayı Luna için hazırlamıştık. Ağzımdan küçük bir çığlık kaçtığında Dylan koşar adımlarla yanıma geldi ve pastaya baktı. Luna için hazırlandığı çok belliydi çünkü harflerle Luna yazmıştık. Dylan benim kolumdan tuttu ve mutfaktan çıkartmaya çalıştı ama ben o pastanın yanından ayrılmak istemiyordum. Dylan benim mutfaktan çıkmayacağımı anlayınca beni bıraktı ve pastayı eline alıp salona götürdü. Koltuğun önünde ki sehbaya koyunca hemen koltuğa doğru koştum ve pastanın önüne doğru oturdum. Sırtımı koltuğun arkasına yaslayıp pastayı izleyerek ağlamaya başladım. Dylan’nında ağladığını görünce omzunu sıvazladım. Adrien’e doğru döndüm ve ona sarıldım. Adrien’de bana sarıldı. İkisine de biraz olsun sakinliştirdikten sonra sırtımı yine koltuğa yasladım ve ağlamaya başladım. Yaklaşık iki saat ağladıktan sonra artık gözüm kendiliğinden kapanmaya başlamıştı.
Gözüm kapanıp vücudum uyku moduna geçmeden önce hatırladığım tek şey birinin omzuna kafamı yasladığımdı.