Kafedeki dumanlar yavaş yavaş dağılırken, Yağız’ın elimi sıkıca tutan parmakları bir an bile gevşemedi. Gözleri dışarıdaki saldırganların peşindeki Selim’de olsa da, tüm dikkati benim üzerimdeydi. "İyi misin?" diye sordu Yağız. Sesi, az önceki operasyonun sertliğinden arınmış ama tuhaf bir gerginlikle yüklenmişti. "İyiyim," dedim, hala avucumda duran belleği göstererek. "Sadece biraz... kahve lekeli bir kahramanlık oldu." Tam o sırada Mert, üzerindeki tozları silkeleyerek yanımıza geldi. Bakışları doğrudan Yağız’ın benim üzerimdeki eline takıldı. "Bade, bu iş sandığından çok daha tehlikeli bir hal aldı," dedi Mert, sesi bu sefer otoriter değil, tamamen endişeliydi. "O adamlar sadece belleği değil, seni de hedef aldılar. Benimle gelmelisin, seni güvenli bir yere götüreceğim." Yağız, beni yavaşça kendi arkasına doğru çekti. Vücut dili bir aslanın bölgesini koruması gibiydi. "Bade zaten güvenli bir yerde Mert. Benim yanımda." Mert acı bir gülümsemeyle bir adım daha attı. "Senin yanında mı? Az önce kafanın ortasına namlu dayanmıştı Karay! Onu tehlikenin merkezine sen attın. Eğer onu gerçekten önemsiyorsan, gitmesine izin verirsin. Benim planım hazır; Bade’yi yurt dışına, kimsenin bulamayacağı bir yere gönderebilirim." Yağız’ın bakışları aniden buz kesti. "Yurt dışı mı? Sen hala Bade’yi üç yıl önceki gibi kaçıp gidecek bir çocuk mu sanıyorsun?" Yağız bana doğru döndü, gözlerinde daha önce hiç görmediğim bir kıvılcım vardı; bu sadece korumacılık değil, safi kıskançlıktı. "Bade hiçbir yere gitmiyor. Hele seninle, asla." Mert bana bakarak son kozunu oynadı: "Bade, o belleğin içinde sadece Yağız’ın kirli çamaşırları yok. Senin babanın neden o şirketten ayrılmak zorunda kaldığına dair belgeler de var. Gel benimle, her şeyi birlikte çözelim. Eski günlerdeki gibi..." "Eski günler bitti Mert," dedim sesim titreyerek. Mert’in bana olan bakışındaki o korumacı sevdayı görebiliyordum ama bu sevgi artık çok geç kalmıştı. Yağız aniden kolumu kavradı ve beni arabasına doğru sürüklemeye başladı. Mert arkamızdan, "Bunu yapma Karay! Onu koruyamazsın!" diye bağırdı. Arabaya bindiğimizde Yağız direksiyonu öyle sert sıkıyordu ki parmak eklemleri bembeyaz olmuştu. Şirkete değil, sahil yoluna doğru hızla sürdü. Uzun bir süre hiç konuşmadı. Sonunda sağa çekip sertçe fren yaptı. "Ona gideceksin sandım," dedi aniden, bana bakmadan. "Ne?" "Mert sana o teklifi yaptığında, babanla ilgili belgeleri söylediğinde... Onunla gideceksin sandım." Yağız bana döndü, o sarsılmaz özgüveni ilk kez yerini bir boşluğa bırakmıştı. "Bade, ben hayatım boyunca hiçbir şeyin benden alınmasına izin vermedim. Ama Mert’in sana bakışı... Sana hala aşık olması..." "Yağız, sen beni kıskanıyor musun?" diye fısıldadım. Yağız sert bir nefes aldı ve üzerime doğru eğildi. "Kıskanmak mı? Bade, ben şu an dışarıdaki tüm o silahlı adamlardan çok, o herifin sana dokunma ihtimalinden korkuyorum. Çünkü o senin geçmişin, bense sadece... senin için yangın alarmlarını basan bir adamım." Tam o sırada telefonuma bir mesaj geldi. Mert’tendi: "O bellek sadece bir başlangıçtı Bade. Yağız sana babanla ilgili her şeyi anlatana kadar bekle. Seni hala seviyorum ve seni onun eline bırakmayacağım." Yağız mesajı ekranımdan gördüğünde gözleri karardı. Belleği elimden alıp bilgisayarına taktı. "Öyleyse," dedi dişlerinin arasından. "Neymiş bu büyük sır, birlikte öğrenelim." Ekran açıldığında karşımıza çıkan ilk dosyanın adı şuydu: "PROJE: KIRMIZI ALARM - 2015"
Bölüm 7
7. Bölüm/ Kıskançlığın Soğuk Nefesi
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.