Terasın serin havası, Mert’in o iddialı teklifi ve Yağız’ın belimdeki sahiplenici eli... Kendimi bir satranç tahtasında en değerli taş ama her an feda edilecek bir piyon gibi hissediyordum. Mert’in gözlerindeki o bakışı tanıyordum; bu sadece bir iş adamının bakışı değildi. Bu, üç yıl önce beni terk ederken bile arkasına bakmasına sebep olan o tuhaf, pişmanlık dolu aşktı. "Mert Bey," dedi Yağız, sesindeki buz tabakası her kelimesinde biraz daha kalınlaşarak. "Asistanımla olan bu derin muhabbetiniz iş etiğini biraz aşıyor, farkında mısınız?" Mert geri adım atmadı. Aksine, bana bir adım daha yaklaştı. Yağız’ın elinin belimde hafifçe kasıldığını hissettim. "İş mi?" dedi Mert, hafifçe gülerek. "Bazı bağlar vardır Karay, üzerine şirketler de kursan, dosyalar da yığsan koparamazsın. Bade benim için hiçbir zaman sadece bir 'asistan' olmadı. O benim her zaman... zayıf noktamdı." Mert’in bu itirafı terasta bomba etkisi yarattı. Yağız’ın bakışları bana döndü. Gözlerinde "Bunu bana açıklayacaksın" diyen bir fırtına vardı. "Zayıf noktalarından kurtulman için sana yardım edebilirim Mert," dedi Yağız, Mert’e doğru bir adım atarak. "Mesela o cebindeki belleği bana vererek yükünden kurtulmaya ne dersin?" Mert gülümsedi ama bu seferki gülümsemesi hüzünlüydü. Bakışlarını Yağız’dan çekip doğrudan benim gözlerimin içine kilitledi. "Belleği sana değil, Bade’ye veririm," dedi. "Bade, eğer yarın sabah saat dokuzda eski kafemizde benimle buluşursan, o belleği sana teslim edeceğim. Yağız’ın hayatını kurtarmak ya da onu bitirmek senin elinde olsun." Mert, Yağız’ın bir şey söylemesine izin vermeden arkasını dönüp kararlı adımlarla içeri girdi. Yağız’la baş başa kalmıştık. Kalbim, bavulunu yere bırakmış, bir maraton koşucusu gibi göğüs kafesimi dövüyordu. "Ona gidecek misin?" diye sordu Yağız. Sesi bu sefer emir kipiyle değil, ilk kez duymadığım bir merak ve sanki... hafif bir kırgınlıkla çıkmıştı. "Ona güvenmiyorum," dedim dürüstçe. "Ama sana güveniyorum Yağız." Yağız bu cevabı beklemiyormuş gibi bir an duraksadı. O buz gibi bakışları yumuşadı, aramızdaki o görünmez duvarın çatladığını hissettim. "Neden?" diye sordu, sesi fısıltıdan farksızdı. "Ben seni bodrumda hapseden, yangın alarmını bastıran, tehlikeli bir adamım. Mert ise sana aşkından bahsediyor." "Çünkü Mert," dedim yutkunarak, "kalbimi çalmıştı ama sen... sen ruhumu uyandırdın. Ayrıca annem 'kalbinin sesini dinle' dediğinde muhtemelen bir hırsıza değil, beni bir su baskınından sağ çıkaran adama güvenmemi kastetmişti." Yağız’ın dudaklarında bu sefer tam bir gülümseme belirdi. Elini yanağıma yaklaştırdı ama dokunmadı. "Yarın o kafeye gideceksin Bade. Ama yalnız değil. Selim ve ben çevrede olacağız. Eğer Mert seni gerçekten seviyorsa, bu onun sonu olacak. Çünkü ben, bana ait olanı kimsenin elinde bırakmam." Ertesi sabah kafeye giderken üzerimde ağır bir yük vardı. Arda evden çıkarken "Abla bugün çok şıksın, yine mi su savaşına gidiyorsun?" diye takılmıştı ama ona cevap verecek mecalim yoktu. Kafeye girdiğimde Mert en köşedeki masada oturuyordu. Beni gördüğünde yüzü aydınlandı. "Geleceğini biliyordum," dedi, sandalyemi çekerken. "Hâlâ aynı kahveyi mi içiyorsun?" "Mert, oyun oynamayalım," dedim sertçe. "Belleği ver ve bu iş bitsin." Mert elini masanın üzerine koyup elimin üzerine dokunmaya çalıştı. "Bade, ben seni gerçekten sevdim. O gün gitmek zorundaydım, korkmuştum. Ama şimdi güçlüyüm. Yağız seni sadece kullanıyor, o bellek senin elindeyken o sana muhtaç olacak. Neden onun kölesi oluyorsun? Benimle gel, her şeye yeniden başlayalım." O sırada kulaklığımdaki telsizden Yağız’ın sesini duydum: "Sana dokunmasına izin verme Bade. Operasyonu bitirmeme ramak kaldı." Yağız’ın sesi kulağımda titrerken, Mert cebinden siyah belleği çıkardı ve masaya bıraktı. "Bu senin özgürlüğün Bade. Ama bir şartım var. Şimdi kalkıp benimle o kapıdan çıkacaksın. Yağız’ı ve bu kirli dünyayı arkanda bırakacaksın." Tam o sırada kafenin kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. İçeri giren Selim ve polisler değildi. Şirketin diğer ortağı, Yağız’ın da düşmanı olan o karanlık adamlardan biriydi. Mert’in yüzü aniden bembeyaz oldu. "Olamaz," diye mısıldadı. "Bizi buldular." Kulaklıktan Yağız’ın kükremesi duyuldu: "BADE, EĞİL!"
Bölüm 5
5. Bölüm/ "Bizi Buldular!"
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.