Mert’in adını duyduğumda beynimde bir şimşek çaktı ama karşımda duran adam, benim üç yıl önce tanıdığım o "kendini arayan çocuk" değildi. Üzerindeki smokini bir zırh gibi taşıyor, Yağız’ın o dondurucu bakışlarına aynı sertlikle karşılık veriyordu. "Bade?" dedi Mert. Şaşkınlığı sadece bir saniye sürdü, sonra dudaklarına o sinir bozucu, her şeyi kontrol ediyormuş gibi duran gülümsemesi yerleşti. "Dünya gerçekten çok küçük. Ama senin gibi bir 'kaos mıknatısının' Yağız Karay’ın yanında ne işi var, asıl ilginç olan bu." Yağız’ın çenesi kasıldı. Kolumu tutan eli hafifçe sıkılaştı, beni koruyor mu yoksa sahip mi çıkıyor belli değildi, bir tespitten ziyade bir tehdit gibi. Mert, Yağız’a doğru bir adım attı. Aralarındaki boy farkı yok denecek kadar azdı; iki yırtıcı hayvanın bölge kavgası gibiydi ortam. " Bade benim hayatımın en... hareketli dönemiydi. Ama görüyorum ki hâlâ yanlış adamların peşinde, yanlış yerlerde dolaşıyor." Bakışları doğrudan Yağız’ın gözlerinin içine kilitlendi. "Dikkat et Karay, elindeki pimi çekilmiş bir bombadır. Ne zaman patlayacağını asla bilemezsin." Yağız istifini bozmadan Mert’in göğsüne hafifçe vurdu. "Ben patlamaları severim Mert. Özellikle de sonunda birileri enkaz altında kalacaksa." Yağız beni hızlı adımlarla bir kenara çekti. Sesindeki o emir kipi bu sefer daha keskin, daha karanlıktı. "Bana bak Bade. Mert sandığın kadar masum bir 'eski hata' değil. O, bodrumda gördüğün o kirli trafiğin diğer ucundaki isim. Bu akşam o dosyaları ondan alacağız ama Mert senin zaafını biliyor." "Benim zaafım mı?" diye tısladım. "Onun bende sadece alacağı var, vereceği değil!" "Hayır," dedi Yağız, üzerime doğru eğilerek. "Senin zaafın paniklediğinde dürüst olman. Şimdi o dürüstlüğü bir kenara bırak. Mert’in dikkatini dağıtacaksın. O sana yaklaştığında, ona hâlâ bir şeyler hissettiğini sanmasını sağla. O kendini dev aynasında görürken, ben ihtiyacım olanı alacağım." Yemek masasında Mert tam karşımdaydı. Az önceki şaşkınlığından eser kalmamıştı; masadaki iş adamlarına direktifler veriyor, Yağız’ın hamlelerini ustalıkla savuşturuyordu. "Bade," dedi Mert, kadehini bana doğru kaldırarak. "Hâlâ o meşhur sakarlıkların devam ediyor mu? Mesela hâlâ yangın alarmlarıyla aran nasıl?" Masada buz gibi bir sessizlik oldu. Yağız’ın elindeki kadeh neredeyse çatlayacak gibi duruyordu. Mert her şeyi biliyordu. Bodrumu da, alarmı da... "Gelişme gösteriyorum Mert," dedim, Yağız’ın istediği o 'oyuna' girerek. Sesimi yumuşattım, bakışlarımı masanın altına indirdim. "En azından artık kimin yangın, kimin itfaiye olduğunu ayırt edebiliyorum." Mert’in gözlerinde bir zafer parıltısı oluştu. Masadan kalkarken, "Hava almam lazım, eşlik eder misin?" dedi. Yağız’a baktım. Gözleriyle 'git' işareti verdi ama o bakışlarda ilk kez bir endişe kırıntısı gördüm. Terasın karanlığına çıktığımızda Mert beni duvara yasladı. Ama bu sefer kaçan taraf o değil, kovalayan taraftı. "Yağız Karay seni kullanıyor Bade," dedi fısıltıyla. "O dosyalar için seni ateşe atar. Senin gibi bir kadının bu karanlık adamla ne işi olur?" "Sen çok mu aydınlıksın Mert?" Cebinden küçük bir flash bellek çıkardı, gözlerimin önünde salladı. "Bu bellekte Yağız’ı ömür boyu hapse attıracak kanıtlar var. Eğer benimle gelirsen, hem o 5 bin liranı on katıyla geri alırsın hem de bu beladan kurtulursun. Seçim senin; ya bir memur gibi yanmaya devam et ya da benimle masayı devir." O an anladım. Mert sadece bir eski sevgili değil, Yağız’ın planını önceden okumuş bir satranç oyuncusuydu. Tam o sırada terasın kapısı açıldı. Yağız, elinde iki kadehle belirdi. "Umarım asistanımı fazla yormuyorsundur Mert," dedi, sesi bir bıçak kadar keskindi. "Çünkü onun mesaisi daha yeni başlıyor." Yağız yanımıza geldiğinde, Mert belleği yavaşça cebine koydu ve gülümsedi. "Kararını ver Bade. Yangın mı çıkacak, yoksa sular mı yükselecek?" Yağız’ın elini belimde hissettim. İki adamın arasında, hayatımın en büyük "Kırmızı Alarm"ının tam ortasındaydım...
Bölüm 4
4. Bölüm / Kırmızı Alarm'ın Ortasında
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.