İçeriğe geç

Kırmızı Alarm

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Kırmızı Alarm

Bölüm 2

2. Bölüm/ Panik ve Plan

Yağız Karay başımdan aşağı bir kova buzlu su boşaltmış gibi çekip giderken, ben elimdeki kahve fincanıyla taş kesilmiştim. Ofis arkadaşlarım "Yeni patron çok yakışıklı değil mi?" diye fısıldaşırken, ben içimden “Evet, tam bir seri katil karizmasına sahip!” diyordum. Mutfak alanına kaçıp kendime gelmeye çalıştım. Annemin "evrenin işareti" dediği şey, resmen benim sonumun fragmanıydı. Tam o sırada telefonum titredi. Arda. “Abla, akşam yemekte ne var? Eğer yine pırasa varsa ben evrenin bana gönderdiği işaretle dışarıdan pizza söylüyorum, haberin olsun.” “Arda, şu an hayatım bir yangın yeri ve senin tek derdin mide fesadı mı?” diye fısıldadım telefona. “Kapat, işim başımdan aşkın!” Kendimi toparlamalıydım. "Bade," dedim kendi kendime. "Sen bir profesyonelsin. Bodrum katında bir sorguya tanık olmuş, binayı sular altında bırakmış ve hiçbir şey olmamış gibi işine devam etmiş bir profesyonel... Tamam, sonuncusu pek profesyonelce değildi." Tam o sırada asistan Pelin nefes nefese yanıma geldi. "Bade! Yağız Bey seni odasına çağırıyor. Elindeki o dosyaları da getirmeni istedi." Kalbim yine o valizlerini hazırlayıp "Ben gidiyorum" sinyallerini vermeye başladı. Derin bir nefes aldım, dosyaları göğsüme siper ettim ve o devasa kapının önüne geldim. Kapıyı çalıp içeri girdiğimde Yağız, şehre tepeden bakan o büyük camın önünde duruyordu. Ceketi çıkarmış, gömleğinin kollarını hafifçe katlamıştı. "Otur, Bade Soykan," dedi, dönmeden. Sesi o kadar mesafeliydi ki, odanın ısısı bir anda beş derece düştü. Oturdum ama nasıl oturdum? Eteğim sandalyenin kenarına takıldı, dosyalar kucağımdan kaydı, ben onları tutmaya çalışırken masanın üzerindeki o çok pahalı duran gümüş kalemliği hafifçe kaydırdım. "Dün gece," dedi Yağız, yavaşça bana dönerek. Masasına yaslandı ve o geceki bakışlarının aynısıyla gözlerimin içine baktı. "Sadece bir su tesisatı arızası mıydı, yoksa sen gerçekten bir kahraman olmaya mı çalışıyordun?" "Ben... Şey... Fare görmüştüm efendim," dedim. Fare mi? Gerçekten mi Bade? "Evet, devasa bir fare. Kırmızı bir şapkası vardı... Ay hayır, yani kırmızı alarmın oradaydı. Panikledim. Ben aslında genel olarak panik bir insanım efendim. İlkokulda istiklal marşı töreninde mikrofon bozulduğunda da yanlışlıkla yangın tüpünü sıkmıştım, yani bu benim doğamda var." Yağız, masasına yaslanmış, tek kaşını kaldırarak bu saçmalamalarımı bir bilim insanının laboratuvardaki tuhaf bir deneyi izlediği gibi izliyordu. Hiç istifini bozmadı. "Kırmızı şapkalı bir fare," dedi, sesi o kadar alçak ve pürüzsüzdü ki, tehlike mi saçıyor yoksa benimle dalga mı geçiyor kestiremiyordum. "Oldukça yaratıcı. Peki, o farenin elinde bir sorgu tutanağı ya da bir silah var mıydı Bade?" Yutkundum. Gözlerimi kaçırmaya çalıştım ama Yağız’ın bakışları bir mıknatıs gibiydi. "Bak Bade," diyerek masadan doğruldu ve ağır adımlarla etrafımdan dolanıp kapıya ulaştı. Kapıyı hafif bir 'tık' sesiyle kilitlediğinde, kalbim bavulunu çoktan kapının önüne koymuş, otobüs beklemeye başlamıştı bile. "Dün gece orada olmaman gerekiyordu. Ama oradaydın. Ve gördüklerin, senin bu küçük 'fare' hikayenden çok daha fazlası." Tam karşımda durdu. Boyu o kadar uzundu ki, ona bakmak için boynumu iyice geriye atmam gerekiyordu. "Sana bir teklif sunacağım," dedi, cebinden siyah, metal bir flash bellek çıkarıp masanın üzerine bırakırken. "Bu şirkette sadece bir arşiv memuru olarak kalabilirsin ya da dün geceki o 'su baskını' cesaretini gerçekten işe yarar bir şey için kullanabilirsin." "Ne gibi bir şey?" diye fısıldadım. "Bu akşam bir davet var. Şirketimizin yeni ortaklarıyla yapılacak bir tanışma yemeği. Ama aslında orada olması gereken ama olmayan bazı dosyaların peşindeyim. Selim içeride güvenliği sağlayacak, senin ise sadece... kendin olman gerekiyor." "Yani sakar ve panik mi?" Hafifçe gülümsedi. Bu seferki gülümsemesi daha gerçekti ama hala o 'tehlike' kokusunu taşıyordu. "Yani, herkesin dikkatini başka yöne çekecek kadar gürültülü biri olman gerekiyor. Eğer bana yardım edersen, o geceki görüntüleri silerim ve hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam edersin. Ama reddedersen..." Cümlesini bitirmedi. Ama bakışları, o geceki yangın sireninden daha çok "Kırmızı Alarm" veriyordu. "Ben... Ben yapamam ki," dedim. "Ben daha kendi ayakkabı bağcıklarımı birbirine bağlamadan yürüyemiyorum, casusluk mu yapacağım?" "Casusluk yapmayacaksın Bade," dedi Yağız, masasına dönüp bir kartvizit uzatırken. "Sadece en iyi yaptığın şeyi yapacaksın: Ortalığı karıştıracaksın. Hazırlan, akşam yedi de seni evinden aldıracağım."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.