İçeriğe geç

Kirli Para (bl)

Bölüm 5 · 9 dk okuma

Kirli Para (bl)

Bölüm 5

Jestler

Kutayın ağzından:

Öğleden sonra babamdan arabanın anahtarını aldım, her zamanki gibi birkaç uyarıda bulundu. Normalde olsa ondan çöp istemeye tenezzül etmezdim ama hem giderek sürücülük pratiğimi unutuyor olduğum hem de çok uzaktaki bir arkadaşıma davetli olduğum için bugüne mahsus babamın narsist tavırlarına katlanmıştım.

— Akşam dokuzda araba burada olacak

— Tamam.

Babası anahtarları uzatırken bir kez daha tembihledi.

— Bir şey olursa beni ara. Kendin bir şey yapmaya kalkma.

Kutay anahtarı aldı.

— Araba kullanacağım baba, helikopter değil

Kutay kapıya yönelirken arkasından gelen son cümleyi duydu.

— Başka çocuk olsa elime eteğime yapışırdı şununla bir tur atabilmek için seni çok şımarttık, nankörsün.

— Valla broadway olsaydı da gözümde aynı, sadece gerizekalılar altındaki arabayla bi şey olmaya çalışırlar zaten

Kapı kapanınca kendi kendine güldü.

Akşamüstü evden çıktı. Önce birkaç işi vardı, ardından Arda’nın evine geçecekti. Hava serinlemişti. Arabayı çalıştırıp radyoyu açtı. Birkaç dakika sonra çalan şarkıdan sıkılıp değiştirdi, sonra onu da beğenmeyip radyoyu tamamen kapattı.

Kırmızı ışıkta durduğunda telefonuna baktı. Mesaj yoktu. Ekranı kapatıp telefonu yan koltuğa bıraktı.

Saat yedi buçuk civarında, şehrin daha sakin bir tarafında ilerlerken araba önce hafifçe sarsıldı.

Kutay ayağını gazdan çekti.

Gösterge paneline baktı. Bir şey dikkatini çekmedi. Birkaç saniye sonra motor yeniden tekledi.

— Hayırdır?

Direksiyonu sıkıca tuttu. Araba bir kez daha sarsıldıktan sonra yavaşlamaya başladı. Kutay sağa çekmeye çalıştı. Araç yol kenarında durduğunda motor çoktan susmuştu.

Bir süre olduğu yerde kaldı.

Sonra kontağı çevirdi.

Çalışmadı.

Bir daha denedi.

Garip bir ses duydu

— Şaka yapıyorsun. Babamın uğursuz olduğunu biliyodum da bu kadarı gerçek olamaz ya.

Kaputu açtı ama motorun karşısında durup bakmaktan başka bir şey yapamadı. Arabalardan çok anlamazdı. Babasının zamanında anlattığı birkaç şeyi hatırlıyordu ama o an aklına gelen tek şey, eve döndüğünde yaşayacağı konuşmaydı.

Telefonunu çıkarıp yol yardımını aradı. Durumu anlattıktan sonra beklemesi gerektiğini öğrendi.

Arda’yı aradı.

— Oğlum nerede kaldın? diye sordu Arda. Arkadan müzik sesi geliyordu.

— Yolda kaldım.

— Nasıl yani?

— Baya kanka Araba bozuldu.

— Ney ney? İyi misin bari?

— İyiyim. Çekici bekliyorum.

— İstersen birini gönderelim.

— Yok, gerek yok. Yol yardımını aradım zaten.

— Tamam da haber ver. Belki biz geliriz.

— Tamam, haber veririm.

Biraz daha konuştuktan sonra telefonu kapattılar. Kutay saate baktı. Beklemekten başka yapacak bir şeyi yoktu.

Bir süre arabada oturdu. Sonra dışarı çıkıp kaldırımın kenarına geçti. Hava gittikçe soğuyordu.

Eli nedense Erene yazmaya gitti, içinden bir ses o yardım edebilir demişti sanki.

— Müsait misin?

— Şu an evdeyim. Niye?

— Bir şey soracağım. Arabadan anlıyor musun biraz?

— Ne yaptın?

— Bir şey yapmadım. Tuhaf bir ses çıkartıyor

— Tarif et bakayım

— Dızzzmmzzzdb gibi bir ses

— klavyenin üstüne mi oturdun Kutay? Neyse konum at geliyorum tamam.

— Ya gerek yok, dedi Kutay. — Yol yardımını aradım zaten.

— E o zaman niye yazdın bana?

Kutay cevap vermedi.

Eren birkaç saniye bekledi.

— Kutay?

Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.

— Tamam. On beş yirmi dakikaya oradayım.

— Sağ ol.

— Bir şey değil.

Kutay telefonu cebine koydu. Sonra yolun karşısına bakarak beklemeye devam etti.

Eren geldiğinde Kutay arabasının yanında bekliyordu. Üzerinde koyu renk bir sweatshirt vardı; ellerini cebine sokmuş, yolun kenarına bakıyordu.

Eren karşıdan görünür görünmez Kutay doğruldu.

— Geldin mi?

— Geldik işte bak burdayız.

Eren arabaya yaklaşıp kaputa baktı.

— Ne zamandır böyle?

— Beş on dakikadır. Önce tekledi, sonra durdu.

— Yeniden çalıştırdın mı?

— Üç kere.

Eren ona dönüp baktı.

— Bir daha deneme o zaman, bir şey varsa daha kötü yapma.

— Ben de zaten senden bunu duymak için yazdım.

Eren başını sallayarak kaputun altına baktı. Birkaç dakika boyunca motoru inceledi, Kutay da yanında durdu. Eren bir şeyler kontrol etti ama kesin bir şey söylemedi.

—Aküden de olabilir, başka bir şeyden de. Ustaya göstermek lazım.

Kutay başını salladı.

— Yol yardımını aradım. Gelmelerini bekliyorum.

Eren ellerini cebine soktu. Bir süre ikisi de konuşmadı. Yoldan geçen arabaların sesleri duyuluyordu.

Kutay ona baktı.

— Bu arada teşekkür ederim geldiğin için.

Eren omuz silkti.

— Önemli değil.

— Yok, cidden. Evde oturuyordun sonuçta.

— Evet, çok önemli bir işim vardı. Tavana bakıyordum.

Kutay güldü.

— Ben de bazen yapıyorum onu.

— Belli oluyor.

— Nereden belli oluyor?

— Bilmiyorum. Öyle bir halin var.

Kutay başını iki yana salladı.

— Çok ayıp.

Eren hafifçe gülümsedi.

Bir süre sonra yol yardımından aradılar. Çekicinin birazdan geleceğini söylediler.

Kutay telefonu kapattı.

— Geldiklerinde benimle uğraşmaları gerekecek. Sen istersen gidebilirsin.

Eren saate baktı.

— Beklerim biraz daha. Zaten geldim buraya kadar.

Kutay bir şey söylemedi ama başını salladı.

Çekici gelene kadar arabaların içinden gelen müziği dinlediler, havadan sudan konuştular. Konuşma zaman zaman kesiliyordu. Kutay bu sessizlikleri doldurmak için uğraşmadı. Eren de bundan rahatsız görünmüyordu.

Çekici geldiğinde Kutay görevliye arabayla ilgili bildiklerini anlattı. Araç yüklenirken Eren biraz geride bekledi. İşleri bittikten sonra Kutay yanına döndü.

— Benim arabayı servise götürecekler. Buradan taksiyle geçeceğim artık.

— Anladım

Kutay telefonundan saate baktı.

— Aslında Arda’nın evine gidecektim. Arkadaşlar toplanıyor.

Eren başını salladı.

— İyi eğlenceler o zaman.

Kutay birkaç saniye sustu.

Sonra, çok düşünmeden konuştu.

— İstersen sen de gel.

Eren ona baktı.

— Ben mi?

— Evet, sen. Sonuçta beklerken beni yalnız bırakmadın

— Kutay, ben senin arkadaşlarını tanımıyorum.

— Tanışırsın.

Eren hafifçe güldü ama yüzündeki tereddüt kaybolmadı.

— Bilmiyorum ya. Biraz tuhaf olmaz mı?

— Niye olsun?

Eren cevap vermeden önce düşündü.

— Çünkü… bilmiyorum. Ben oraya gelince herkes birbirini tanıyor olacak. Ben de öyle oturacağım.

Kutay onu anladığını göstermek ister gibi başını salladı.

— Haklısın. Ama istersen benimle takılırsın. Zaten ben de herkesi çok görmek istiyorum sayılmaz.

Eren güldü.

— Niye gitmek istemiyorsun o zaman?

Kutay omuz silkti.

— Evde oturmak istemedim. Biraz da Arda çağırdı diye.

Bir an durdu.

— Hem bugün geldin ya… seni de davet etmek istedim. Teşekkür etmek için falan. Zorunda değilsin tabii.

Eren onun yüzüne baktı. Kutay bu kez dalga geçmiyordu. Gerçekten gelmesini istiyor gibiydi.

— Ne giyeceğim ben orada?

Kutay şaşırdı.

— Üstündekiyle gel işte.

— Herkes benim gibi giyinmiyordur herhâlde.

— Eren, arkadaşlarımın yarısı eşofmanla geziyor. Bir tanesi geçen gün markete pijamayla geldi biz de normal insanız yani ne sanıyorsun sen

Eren güldü.

— Ne bileyim bindiğin arabaya bak iki taraftan da sülalelerimi satsam alamayız

— Gel işte.

Eren biraz düşündü. Eve gidip akşamı tek başına geçirmek istemiyordu. Kutay’ın teklifini de geri çevirmek için bir sebep bulamıyordu.

— Tamam, dedi sonunda. — Ama sıkılırsam giderim.

Kutay’ın yüzü aydınlandı.

— Tabii ki.

— Dalga geçmiyorum.

— Ben de geçmiyorum.

Eren ona şüpheyle baktı.

Kutay elini kaldırdı.

— Söz.

Arda’nın evine vardıklarında Eren, kapının önünde birkaç saniye durdu.

Kutay bunu fark etti.

— İyi misin?

— İyiyim.

— İstersen gerçekten girmeyebiliriz.

Eren başını iki yana salladı.

— Yok, geldik artık.

Kutay kapıyı çaldı. Arda açınca önce ona sarıldı, sonra Eren’e döndü.

— Selam, hoş geldin. Ben Arda.

— Eren, memnun oldum.

Arda onları içeri aldı.

Evin içi kalabalıktı. Salondan müzik geliyor, birkaç kişi koltukta oturup konuşuyordu. Mutfakta da iki kişi bir şeyler hazırlıyordu.

Eren ayakkabılarını çıkarıp Kutay’ın peşinden salona geçti.

İlk birkaç dakika herkesle tanışmakla geçti. İnsanlar kibar davranıyordu ama Eren konuşmaların içine nasıl gireceğini bilemiyordu. Birisi üniversiteden, diğeri geçen yaz yaptıkları tatilden bahsediyordu. Kutay arada ona dönüp konuşmaya katılmasını sağlıyordu ama Eren yine de kendini dışarıda hissediyordu.

Bir ara Mert isimli çocuk, Kutay’a dönüp sordu:

— Oğlum, sen nereden tanıyorsun Eren’i?

Kutay elindeki bardağı masaya bıraktı.

— Mahalleden.

— Haa. Aynı yerde mi oturuyorsunuz?

— Evet.

Mert başını salladı.

— İyiymiş.

Sonra konuşma başka bir konuya kaydı. Eren bir süre daha koltuğun kenarında oturduktan sonra mutfağa gidip su aldı. Bardağı doldururken arkasından Kutay geldi.

— Sıkıldın mı?

Eren ona baktı.

— Biraz.

Kutay tezgâha yaslandı.

— İstersen çıkalım biraz. Hava alırız.

Eren başını salladı.

— Olur.

Terasın kapısını açıp dışarı çıktılar. Hava soğuktu ama içerideki kalabalıktan uzaklaşmak ikisine de iyi gelmişti.

Eren korkuluğa yaslandı.

— Arkadaşların iyi insanlar aslında.

Kutay ona baktı.

— Ama?

Eren gülümsedi.

— Ama kendimi biraz garip hissediyorum.

Kutay başını salladı.

— Anladım.

— Gerçekten mi?

— Evet. Herkesin birbirini tanıdığı bir yerde yeni biri olmak kolay değil.

Eren bir süre sustu.

— Bir de herkesin hayatı çok farklı. Konuştukları şeylere bazen katılacak bir şey bulamıyorum yani ben Ankaranın dışına bile çıkmadım herif bana Milanoda yediği karidesten bahsediyor.

Kutay ellerini cebine soktu.

— Ben de bazen bulamıyorum.

Eren güldü.

— Sen mi?

— Evet, ben. Ne sandın?

— Bilmem. Sen her ortama uyum sağlayabiliyorsun gibi geliyor.

Kutay bir süre düşündü.

— Dışarıdan öyle görünüyor olabilir. İstedigim hayat bambaşka

Eren ona döndü. Kutay’ın yüzünde alışık olduğu o alaycı gülümseme yoktu.

— Ne istiyorsun mesela?

— Yazar olmak istiyorum, parası için değil dünyada bırakabileceğim izler için.

Eren başını iki yana salladı.

— Elin de dilin kadar verimli çalışıyorsa olursun kesin.

Kutay gülümsedi.

— Eve

Kutay hafifçe güldü.

Kutay bir süre ona baktı. Eren bunu fark edince kaşlarını kaldırdı.

— Ne?

— Bir şey yok.

— Niye bakıyorsun o zaman?

Kutay gözlerini kaçırdı.

— Gülünce daha az sinir bozucu oluyorsun.

Eren başını iki yana salladı.

— Senin iltifat anlayışını gerçekten merak ediyorum.

— İltifat ettim zaten.

— Etme bir daha.

Kutay güldü.

Bir süre sonra Kutay kollarını göğsünde birleştirdi. Eren onun üşüdüğünü fark edip ceketini çıkardı.

— Al, giy.

— Gerek yok.

— Üşüyorsun.

— Sen üşümeyecek misin?

— Ben iyiyim.

Kutay ceketi aldı ama hemen giymedi.

— Emin misin?

Eren başını salladı.

Kutay ceketi omuzlarına geçirdi. Kolları biraz uzundu.

— Ceket sana büyük geldi.

Eren tam sigarasını yakacakken Kutay elini uzattı

— Sizin köyde ikram diye bir adet yok mu?

Eren sigarasından bir tane de Kutaya uzatırken

İçeriden Arda’nın sesi duyuldu.

— Kutay! Neredesiniz oğlum?

Kutay kapıya döndü.

— Buradayız!

Eren başını öne eğip hafifçe gülümsedi. Kutay da kapıya doğru yürürken yüzündeki gülümsemeyi saklamaya çalıştı.

Gece ilerlediğinde Eren artık biraz daha rahattı. Arda’yla sohbet etmiş, birkaç kişiyle tanışmıştı. Yine de herkesin yanına oturup uzun uzun konuşabilecek kadar rahat hissetmiyordu.

Kutay bunu fark ettiği için ara sıra onun yanına geliyordu.

Gece yarısına doğru Kutay gitmek için ayağa kalktı. Eren de onunla birlikte kapıya kadar geldi

— Eve nasıl gideceksin?

— taksi çağırırım.

Eren saate baktı.

— Ben seni bırakayım.

— Taksi çağırırım gerçekten zahmet etme.

Eren güldü.

— Sen önden yürü geliyorum.

— Peki öyle olsun

Kutay bir an durdu. Kendi kendine gülümsedi.

Arabaya bindiklerinde Kutay elini torpidoya attı

— Aa bak burada kız arkadaşının tokası kalmış verirsin.

—Verirdim de hangisinin olduğunu bilmiyorum.

—Ne diyorsun sen ya? Utangaç falan ayaklarına yatıyor bir de bakın beyefendi harem kurmuş.

—Ne haremi oğlum arabama binen tek kadın annem benim.

— Neyse ne canım beni ilgilendirmez aldattığın kadınlara yazık.

—bu konu kabak tadı vermeye başladı bence güzel bir şarkı dinleyelim

Kutay radyoyu açtı radyoda Yanarım çalıyordu

—YANARIM YANARIM ATEŞLERE YÜRÜRÜMM

—Vay edebiyatçımızın içinden arabesk çıktı he

—Bizde boyle her yol var ya

Eren’in yüzüne küçük bir gülümseme yayıldı.

— Geldik evinize beyefendi.

—Ceket için teşekkür ederim vereyim mi geri?

—Saçmalama ben üşümüyorum zaten onu genelde şekilsel olarak giyiyorum.

—İyi akşamlar Eren.

Eren başını salladı.

Kutay: Eve varınca haber ver.

Eren’den cevap birkaç dakika sonra geldi.

Eren: Tamam anne.

Kutay güldü.

Kutay: Bir daha çağırmam seni.

Eren: Yarın ceketi almaya gelirim zaten.

Kutay mesajı okudu.

Bir süre ekrana baktı.

Sonra gülümseyerek cevap yazdı.

Kutay: Beklerim.

Mesajı gönderdikten sonra telefonunu cebine koydu.

Arabası bozulmuştu, babası sabah kesinlikle başının etini yiyecekti.

Kutay başını iki yana salladı.

— Sıçtık, diye mırıldandı.

Bu kez gerçekten ne demek istediğini biliyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.