İçeriğe geç

Kirli Para (bl)

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Kirli Para (bl)

Bölüm 3

Tanışma

Kitapçıya girmeden önce yaklaşık beş dakika kapının önünde dikildim.

İçeri giren çıkan insanları izlerken kendime neden böyle bir işe bulaştığımı tekrar tekrar sordum. insanın böyle derbeder durumda bile yapabileceği daha normal işler olmalıydı.

Bir kitapçıya gidip tanımadığı bir adamla yakınlaşmaya çalışmak yerine.

Telefonumu cebime koydum ve kapıyı açtım.

Küçük bir zil çaldı. İçerisi sıcaktı; dışarıdaki soğuktan sonra insanın uykusunu getiren türden bir sıcaklık. Rafların arasında birkaç müşteri dolaşıyordu. Kasada genç bir kadın oturuyordu.

Kutay’ı hemen göremedim.

İyi.

Önce bir şeyler yapıyormuş gibi davranabilirdim.

Kitapların olduğu bölüme geçtim. Raflardaki isimlere baktım. Romanlar, öyküler, edebiyat klasikleri… Bir sürü kitap vardı ama hangisinin ne anlattığı hakkında en ufak bir fikrim yoktu.

Elime birini aldım.

Arkasını çevirdim.

Üç paragraf okudum.

Hiçbir şey anlamadım.

Kitabı yerine koyup yanındakini aldım.

Onun da kapağına baktım.

“Ne arıyorum ki benim hayatım roman olmuş zaten amk”

“Akıcı bir roman mı bari?”

Başımı çevirdim.

Karşımda açık kumral saçlı bir çocuk duruyordu. Üzerinde koyu renk bir kazak, altında siyah bir pantolon vardı. Elinde birkaç kitap tutuyordu. Yüzünde de söylediği şeyin komik olup olmadığını anlamaya çalışıyormuş gibi hafif bir gülümseme vardı.

Benden birkaç yaş küçüktü. Yirmi bir, belki yirmi iki.

Beni izlediğini fark edince kaşlarımı kaldırdım.

“Ne?”

Çocuk gülümsedi.

“Yardımcı olabilir miyim diye soracaktım.”

“Yardımcı olabileceğin bir şey yok.”

“Peki.”

Gitmedi.

Ben de elime aldığım kitabı tekrar açtım.

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra dayanamadım.

“Bir şey mi oldu?”

“Hayır.”

“O zaman niye hâlâ buradasın?”

Çocuk elindeki kitapları gösterdi.

“Şunları rafa yerleştireceğim işim bu ya hani.”

Başımı yana eğip kitaplara baktım.

“İyi. Yerleştir o zaman.”

Kendi kendime sinirlendim çocukla iki çift laf etmeye mi geldim teke tek dalmaya mı geldim belli olmuyordu.

“Hep böyle neşe mi saçıyorsun sen?.”

Yanımdan geçip kitapları yerleştirmeye başladı. Ben de önüme döndüm ama gözüm istemsizce ona kayıyordu. Raflara kitap dizerken bile acele etmiyordu. Bir kitabın yerini değiştiriyor, sonra geri alıp başka bir rafa koyuyordu.

Benim gibi biri olsaydı hepsini bir yere yığar, işini bitirip giderdi.

“Bir şey arıyorsan yardımcı olabilirim,” dedi yeniden.

Bu kez yüzüne baktım.

“Kitap önerisi istiyorum.”

“Ne tarz?”

“Okumalık bir şey”

Başını hafifçe eğdi.

“Biz ondan satmıyoruz şarküteri reyonuna bakmanı öneririm.”

“Çok komiksin Sen seç işte. Burada çalışıyorsun.”

“Kitap okumayı seviyor musun?”

Bir an durdum.

“Evet.”

Yalan söylediğimi yüzümden anlamamasını umuyordum.

“En son ne okudun?”

“Çok oldu.”

“Ne okudun?”

“Küçük Prens.”

Çocuk gülümsedi.

“Güzel kitaptır.”

“Biliyorum.”

“Peki, neyi sevmiştin?”

Bunu da düşünmemiştim.

“Her şeyini.”

Başını öne eğdi. Gülüyordu.

“Tamam,” dedi. “Seni daha fazla zorlamayacağım.”

“İyi edersin.”

“Ben Kutay, bu arada.”

Elini uzattı.

Bir saniye kadar eline baktım. Sonra sıktım.

“Eren.”

“Memnun oldum, Eren.”

“Bakalım.”

Kutay kaşlarını kaldırdı.

“Memnun olup olmadığıma daha sonra mı karar vereceksin?”

“Henüz olumlu olumsuz bir yargım oluşmadı.”

“Ben de zaten güvenini kazanmak için sana kitap satmaya çalışıyorum.”

“Çok güvenilir bir yöntem.”

“Bence de.”

Elimi bıraktı ve raflardan birine yöneldi.

Kutay.

İsmi kafamda tekrarladım. Ömerin söylediği isimle aynıydı. Yüksel Hanların oğlu. Özel üniversitede edebiyat okuyordu. Aile şirketinden uzak duruyordu ama onun gerçekte kim olduğunu bilmesem dersten sonra içtiği kahvenin parasini çıkartmaya çalışan herhangi bir öğrenci olduğunu düşünürdüm, neyse o da babası gibi olmadığını sanan şımarık zengin cocuklarindan biri kendini farklı olduğuna inandirmak istiyor sadece diye düşündüm.

Kutay elinde bir kitapla geri döndü.

“Bunu deneyebilirsin.”

Kitabı aldım.

“Ne anlatıyor?”

“Bir insanın kendi hayatıyla ve seçimleriyle hesaplaşmasını.”

“Ben zaten her gün yapıyorum bunu.”

Boğazımı temizleyip kitabın kapağına baktım.

“Bunun fiyatı ne?”

Kutay fiyat etiketini gösterdi.

“550 tl.”

“Bir kitap için pahalı.”

“Daha okumadan karar verdin.”

“Ben fiyatına bakıyorum.”

“Tabii.”

“Her şeye bir cevabın var mı böyle?”

“Aynen”

Ona baktım.

Daha önce tanidigim oğlanlara hiç benzemiyordu bizim mahalledeki hırtlardan başka bir çevrem olmadığı için onun giyinişi tavırları ve beni itin götüne sokabilecek vizyonu yüzüme buz gibi bir su olup çarpmıştı, şimdiden böyleyse ileride napacağımı bilmiyordum.

“İnsanlarla dalga geçmeyi eğlenceli buluyorsun ?bence.”

“Yalnızca karşılık verebilenlerle.”

“Yanlış adama çattın.”

“Öyle mi?”

“Öyle.”

Kutay gülümsedi.

“Sanmıyorum ya.”

Bir süre kitaplar hakkında konuşuyormuş gibi yaptık. Daha doğrusu, Kutay konuştu, ben de anlamadığım yerlerde başımı salladım. Bazen bir şey soruyor, ben de konuyu başka yere çekiyordum.

Bir ara elime kalın bir kitap verdi.

“Bunu da sevebilirsin.”

Kitabın ağırlığını görünce yüzümü buruşturdum.

“Bununla birini öldürebilirim.”

Kutay yüzüme sırıtmakla sinirlenmek arası bir bakış attı.

“Bunu bitirene kadar emekli olurum.”

“Bu kadar uzun yaşamak istiyorsan okuyabilirsin.”

“Senin bütün esprilerin böyle mi?”

“Bugünlük idare et, sabah kahvemi içemedim daha”

Ona bakarken istemeden gülümsedim.

Bu çocukla konuşmak beklediğimden farklıydı. Ne yapacağımı düşünmek zorunda kalmıyordum öylece akıyordu. Bana laf sokuyordu ben karşılık veriyordum, sonra ikimiz de gülüyorduk.

Bir an için buraya neden geldiğimi unuttum.

Sonra telefonum cebimde titredi.

Ömerden gelen bir mesaj değildi. Annem, akşam yemeğine yetişip yetişmeyeceğimi soruyordu.

Ekranı kapattım.

Kutay dikkatle yüzüme baktı.

“Bir anda sustun.”

“Her zaman konuşmak zorunda değilim.”

“Evet ben de burada daha fazla dikilmek zorunda değilim iyi günler diliyorum.”

Kitabı elimden aldı ve rafa geri koydu.

Söylediğime alınmış olmalıydı kitabı koyduğu yerden geri aldım.

Kasaya doğru yürürken bir yandan da bunun gerçekten ne kadar saçma bir durum olduğunu düşünüyordum.

Ben, hayatında kitap okumaya pek vakit ayırmamış bir adam, bir kitapçıdan kitap alıyordum.

Sırf kitapçıda çalışan bir çocukla konuşabilmek için.

Kasada ödemeyi yaptım. Kutay kitabı poşete koydu ve bana uzattı.

“İyi okumalar, Eren.”

“Sağ ol, Kutay.”

İsmimi hatırlamış olması hoşuma gitti.

Bunu fark ettiğim için kendime kızdım.

Kapıya yöneldim ama çıkmadan önce durdum. Kutay tekrar raflara dönmüştü. Kasada çalışan kız tek başına duruyordu.

İşte şimdi.

Yanına gittim.

“Bir şey sorabilir miyim?”

“Tabii.”

“Burada çalışan Kutay var ya…”

Kadının yüzünde hemen bir gülümseme belirdi.

“Evet?”

“Instagram’ı var mı?”

“Var.”

“Biliyor musun?”

“Biliyorum tabii.”

Bir an duraksadım.

“Şey, hesabını verir misin?”

Kadın beni meraklı gözlerle süzdü.

“Kitap önerisi için mi?”

“Evet.”

Cevabı o kadar hızlı verdim ki kendim bile inanmadım.

Kadın gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.

“Tabii, hemen göstereyim.”

Telefonunu çıkarıp Kutay’ın hesabını buldu. Kullanıcı adını kendi telefonuma yazdım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.