Yamanın ağızıyla
Kapı çaldığında saat çoktan geceyi geçmişti.
Açmamam gerekiyordu.
Bunu biliyordum.
Ama açtım.
Çünkü o tarafta duran kişiyi daha çalmadan anlamıştım.
Lara.
Kapıyı açtığım an yüzünü gördüm.
Sarhoştu.
Bu halde gelmemeliydi.
Gözleri dağınıktı, dengesi yoktu.
“Lara,” dedim sertçe. “Ne yapıyorsun?”
Cevap vermedi.
Sadece bana baktı.
Ve o bakış… iyi değildi.
Onu içeri aldım.
Refleks gibi.
Çünkü dışarıda kalması daha kötüydü.
Ama içeri almak da çözüm değildi.
“Bana bak,” dedim.
“Ne oldu?”
Sessizlik.
Sonra güldü.
Ama bu gülüş… tanıdık değildi.
Kırılmıştı.
“Hiçbir şey,” dedi.
Ama sesi bile yalan olduğunu söylüyordu.
Bir adım attı.
Durdu.
Bana baktı.
Uzun süre.
İçimde bir şey sıkıştı.
Bu bakışı daha önce görmüştüm.
Ve her gördüğümde işler kötü bitmişti.
“Ben sana kızmalıyım,” dedi birden.
Sesi düzensizdi.
Ama gözleri gerçekti.
Hiç cevap vermedim.
Çünkü cevap verirsem yön değişecekti.
“Ben sana güvenmemeliyim,” dedi.
Sonra durdu.
Bir adım daha yaklaştı.
Ve en kötüsü geldi:
“Ben seni seviyorum.”
O an…
içimdeki her kontrol çizgisi gerildi.
Bu cümle doğru zamanda söylenmemişti.
Doğru durumda değildi.
Doğru kişi de değildi belki.
“Bunu şimdi söyleme,” dedim.
Sesim sandığımdan daha sert çıktı.
Çünkü eğer yumuşarsam…
onu geri alamayacaktım.
“Niye?” dedi.
Cevap vermedim.
Çünkü cevap basit değildi.
Eğer “evet” dersem…
onu tehlikeye atmış olacaktım.
Eğer “hayır” dersem…
yalan söylemiş olacaktım.
Ben hiçbirini seçemedim.
“Yarın hatırlamayacaksın,” dedim.
Bu bile yalan değildi.
Bu bir kaçıştı.
Ama Lara başını salladı.
Ve gözleri doldu.
“Belki de hatırlamak istemiyorum,” dedi.
O an anladım.
Bu sadece bir sarhoşluk değildi.
Bu bastırılmış her şeyin kırılmasıydı.
Bir adım atmadım.
Dokunmadım.
Çünkü dokunsam…
geri dönüş olmayacaktı.
Ve ben o gece ilk kez şunu fark ettim:
Onu korumak için uzak durmam gerekiyordu…
ama uzak durmak onu kaybetmekti. Larayı kucağıma aldım ve kanepeye bıraktım
- Kişi
Sabah ışığı perde arasından içeri sızıyordu.
Lara gözlerini açtığında başının içinde hafif bir ağrı vardı.
Yavaşça doğruldu.
Kanepe…
“Ben burada ne yapıyorum?” diye fısıldadı.
O sırada mutfaktan ses geldi.
Yaman.
Sanki normal bir sabahmış gibi.
Kahve koyuyordu.
Lara etrafına baktı.
Hiçbir şey net değildi.
Sadece bir boşluk hissi vardı.
“Uyandın,” dedi Yaman, ona bakmadan.
Sesi sakindi.
Fazla sakindi.
Lara kalktı.
“Ben… buraya nasıl geldim?”
Yaman kısa bir an durdu.
Sonra cevap verdi:
“Kapıda bayılmışsın.”
Lara kaşlarını çattı.
“Bayılmış mıydım?”
Yaman kahveyi karıştırdı.
“Evet,” dedi.
Kısa.
Net.
Lara bunu anlamaya çalıştı.
Ama kafası tam çalışmıyordu.
“Dün gece…” dedi Lara yavaşça.
Yaman hemen araya girdi.
“Hiçbir şey olmadı.”
Bu cümle hızlıydı.
Çok hızlı.
Lara ona baktı.
“Emin misin?”
Yaman gözlerini kaldırdı.
İlk kez doğrudan baktı.
“Eminim.”
Sessizlik.
Ama bu sessizlik rahatlatıcı değildi.
Aksine…
daha ağırdı.
Lara bir şey hissetti.
Ama adını koyamadı.
“Ben seni eve getirdim,” dedi Yaman, konuyu kapatır gibi.
“Başka bir şey yok.”
Lara başını salladı ama emin değildi.
“Tamam…”
Ama içindeki boşluk gitmedi.
Yaman arkasını döndü.
“Dinlen,” dedi.
“Bugün dışarı çıkma.”
Bu bir öneri değildi.
Lara oturdu.
"Yaman ben dün geceyi hatırlıyorum"
Olduğum yerde ona döndüm
"Ben seni gerçekten seviyorum"
Kısa bir nefes verdim sevinmekmi hayır beni sevmek ölümü göze almak gibi bir şeydi.
"Avukat, bunu unut sen ve ben olamayız anlıyor musun"
Oturduğum yerden kalktım
"Bana aşık olmak için fazla yaşamak istiyorsun"
"Bana aşık olmak için fazla iyisin benim dünyamda"
"Bana aşık olmak için çok masumsun"
Yanına gittim elini tuttum
"Sen bana aşık olamazsın avukat"
Laranın gözündeki yaşı görünce ayağa kalktım ve evden dışarı çıktım
------------------------------------------------------
Kısa oldu biraz bebisler🫰🏻
İyi okumalaar