"Bilmiyorum," diye söylendim. "Bilmiyorum Zeynep. "
Ne olup bittiğini anlamayan Şefik ve iki elemanı da ilgiyle bize bakıyo rlardı. Onları umursayacak halim yoktu , sarı saçlı bebeği inceliyordum. Biraz daha yaklaştırdım Barbie'yi yüzüme. Sağ kolunda kırık görünmüyordu. Emin olmak için bir daha kontrol ettim, hayır yoktu. Derin bir nefes aldım.
"Yok. .. Yok, bu Aysun'unki değil. Onun bebeğinin kolu kırılmıştı, ben yapıştırmıştım."
Sevinmişti Zeynep.
"Demek ki rahmetli kızınızın bebeği değilmiş Başkomse-rim. Zaten nasıl olabilirdi ki?"
Şefik de rahatlamıştı, hiç gereği yokken tahminlerde bulunmaya başladı.
"Belki de oyuncağın cesetle ilgisi yoktur. Belki dün oynamaya gelen kızlardan biri unutmuştur. Ne de olsa çocuk parkı burası..."
Olabilirdi, nerdeyse ona hak verecektim ki, adamın iri kafasındaki saçlarda bir tuhaflık hissettim. Kılları oldukça kalındı, gü neşin altında parıl parıl yanan bu siyahlık hiç doğal görünmüyordu. Evet, peruk takmıştı adam. Bu ayrıntıyı fark edince, nedense ilgim iyice arttı. Birkaç adım daha yaklaşıp adamın yüzünü görmeye çalıştım. Olmuyordu. O polisten yardım istedim yine.
"Evladım şu göz bağını çözsene, sonra da adamın başını kaldır bakalım!"
Hafif sıklet polis, büyük bir maharetle kadife kumaşı çözdü, sonra çenesinden tutarak maktulün başını yavaşça yukarı kaldırdı. İrkildim ama kendime hakim olmayı başardım. Nefesimi tutup, bir kez daha baktım. Bu kemerli burun, kalın kaşların altındaki derin göz çukurlarında donup kalmış kahverengi gözler, gamzeli sivri çene...
"Bu, o herif..." diye söyledim. "Bu, o alçak! "
Evet, oydu, biraz yaşlanmıştı ama hiç kuşkum yoktu, oydu. Neler olup bittiğini anlamayan Şefik ile Zeynep şaşkınlık içindeydi. Kurbanın yüzünü inceleyerek merakını gideremeyeceğini anlayan Zeynep dayanamayıp sordu.
"Kim? Kimden bahsediyorsunuz Başkomserim?
İğrenç bir mahluk görmüş gibi kendiliğinden buruştu yüzüm.
"O herif. .. O herif işte... Yıllar önce kızımı taciz eden sapık."
