İçeriğe geç

KIRIK YEMİN

Bölüm 13 · 5 dk okuma

KIRIK YEMİN

Bölüm 13

Oyun Başlıyor

KIRIK YEMİN

13. Bölüm – Oyun Başlıyor

Duru eve geldiğinde doğrudan odasına çıkmadı.

Mutfağa uğradı.

Annesi masada kahve içiyordu.

“Geç geldin.”

“Şirket uzadı.”

Annesi kızına baktı.

“Bir şey mi oldu?”

“Yok.”

Duru bu cevabı verir vermez kendi kendine kızdı.

Yokmuş.

Sanki bütün gün Kerem'le uğraşmamış gibi.

Sandalye çekip oturdu.

Annesi önüne bir tabak koydu.

“Bir şeyler ye.”

“İştahım yok.”

“Duru.”

“Tamam, yiyeceğim.”

Çatalı eline aldı ama birkaç saniye yemeğine baktı.

Annesi gülümsedi.

“Birini mi düşünüyorsun?”

Duru hemen başını kaldırdı.

“Ne?”

“Birini diyorum.”

“Anne, ne alaka?”

“Ben de genç oldum.”

“Ben kimseyi düşünmüyorum.”

Annesi kahvesinden bir yudum aldı.

“Ben isim sormadım ki.”

Duru sustu.

Harika. Daha kendi anneme bile yakalandım.

“Gerçekten kimse yok.”

“Peki.”

Annesi üstelemedi.

Ama Duru'nun yüzündeki ifadeyi görmüştü.

Duru birkaç lokma yedi, sonra odasına çıktı.

Kapıyı kapattığında çantasını yatağın üzerine attı.

Telefonunu çıkardı.

Ekranda yeni mesaj vardı.

Kerem:

Yarın on birde şirkette ol.

Duru kaşlarını çattı.

Bu çocuk gerçekten emir vermeyi meslek edinmiş.

Cevap yazdı.

Duru:

Olmayacağım.

Mesaj hemen geldi.

Kerem:

Olursun.

Duru istemsizce güldü.

Sonra kendine kızıp gülümsemesini bastırdı.

Duru:

Bundan bu kadar emin olma.

Kerem'in cevabı birkaç saniye sonra geldi.

Kerem:

Senin inatçılığını biliyorum.

Duru telefonu yatağa bıraktı.

Bir süre tavana baktı.

Ben de onun kendini beğenmişliğini biliyorum.

Sonra telefonunu tekrar aldı.

Duru:

Yarın görüşürüz.

Gönderdi.

Ekranı kapattı.

Ama bu kez yüzündeki gülümsemeyi saklayacağı kimse yoktu.

Ve Duru'nun bilmediği bir şey vardı.

Kerem o mesajı yazarken odasında yalnız değildi.

Mahir kapının yanında duruyordu.

“Başladın mı?”

Kerem telefonu masaya bıraktı.

“Başladım.”

“Ve?”

Kerem arkasına yaslandı.

“Duru kolay lokma değil.”

Mahir'in yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

Duru masanın başına oturdu.

Kerem karşısındaki sandalyeyi çekti ama oturmadı.

“Ne yapıyoruz?”

“Bir dosyaya bakacağız.”

“Bunun için mi çağırdın beni?”

“Evet.”

Duru gözlerini kıstı.

“Dün de aynı şeyi söyledin.”

“Çünkü bugün de aynı şeyi yapıyoruz.”

“Seninle konuşmak bazen duvara konuşmak gibi.”

Kerem sandalyeye oturdu.

“Duvarlar genelde daha sakin oluyor.”

Duru ona ters ters baktı.

“Komik olduğunu mu sanıyorsun?”

“Hayır.”

“İyi.”

“Bazen.”

Duru istemeden gülecek gibi oldu ama hemen toparlandı.

Gülme.

Kerem bunu fark etmiş miydi?

Belli etmedi.

Önündeki dosyayı açtı.

“Şuna bak.”

Duru eğilip dosyaya baktı.

“Bu ne?”

“Eski ortaklık kayıtları.”

“Bunları neden inceliyoruz?”

“Çünkü bazı tarihler tutmuyor.”

Duru sayfaları çevirdi.

“Gerçekten burada bir şey var.”

“Ben de onu söylüyorum.”

“Bir dakika.”

Duru bir sayfada durdu.

“Şu isim.”

Kerem yaklaştı.

“Hangi isim?”

“Burada tekrar ediyor.”

İkisi aynı anda aynı satıra baktı.

Kerem'in yüzündeki ifade değişti.

Duru hemen fark etti.

“Tanıyor musun?”

“Hayır.”

“Yalan söylüyorsun.”

Kerem başını kaldırdı.

“Beni beş dakikadır tanıyorsun. Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?”

“Çünkü yalan söylerken gözlerini kaçırıyorsun.”

Kerem kısa bir an sustu.

Sonra arkasına yaslandı.

“Demek beni inceliyorsun.”

Duru gözlerini devirdi.

“Yanlış anlama.”

“Anlamadım zaten.”

“İyi.”

Kerem ona baktı.

Babam haklıymış.

Duru gerçekten kolay biri değildi.

Bir şey saklamaya çalıştığında bile karşısındakini okuyordu.

Mahir'in istediği şeyi yapmak sandığından daha zor olacaktı.

Duru dosyaya yeniden döndü.

“Bu adamı bulmamız lazım.”

“Bulacağız.”

“Birlikte mi?”

Kerem birkaç saniye sustu.

“Şimdilik.”

Duru başını kaldırdı.

“Şimdilik kelimesini fazla kullanıyorsun.”

“Sen de fazla soru soruyorsun.”

“Çünkü sen hiçbir şeyi doğru düzgün anlatmıyorsun.”

“Belki de sana güvenmiyorum.”

Duru'nun yüzündeki ifade bir anda değişti.

“Ben de sana güvenmiyorum.”

İkisi birkaç saniye sessiz kaldı.

Bu kez ikisi de gülmedi.

Duru dosyayı kapattı.

“Bence böyle daha iyi.”

Kerem kaşını kaldırdı.

“Nesi?”

“Birbirimize güvenmediğimizi bilmek.”

Kerem ona baktı.

“Katılıyorum.”

Duru ayağa kalktı.

“Ben gidiyorum.”

Kerem de kalktı.

“Duru.”

“Ne?”

“Yarın gel.”

Duru kapıya doğru yürürken arkasına baktı.

“Emir vermeyi bırak.”

“Emir vermedim.”

“Öyle hissettirdin.”

Kerem hafifçe gülümsedi.

“Yarın gelirsen anlarsın.”

Duru başını iki yana salladı.

“Sinir bozucusun.”

Kapıyı açtı.

Tam çıkacakken Kerem'in sesi geldi.

“Duru.”

Duru döndü.

Kerem birkaç saniye ona baktı.

Söylemesi gereken şey belliydi.

Ona yaklaş.

Güvenini kazan.

Kalbini kazan.

Ama ağzından çıkan bambaşka oldu.

“Dosyayı yanında götürme.”

Duru kaşını kaldırdı.

“Zaten götürmeyecektim.”

“İyi.”

“Başka?”

“Yok.”

Duru çıktı.

Kapı kapandığında Kerem sandalyesine oturdu.

Ellerini yüzünde gezdirdi.

Bu iş düşündüğümden daha zor.

Duru'yu kandırması gerekiyordu.

Duru eve geldiğinde odasına çıkmadan önce salonda babasını gördü.

Kaan televizyonu kapattı.

“Gel.”

Duru durdu.

“Bir şey mi oldu?”

“Şirkette Kerem'le beraberdin.”

Duru'nun yüzü düştü.

“Evet.”

“Ne konuştunuz?”

“İş.”

Kaan birkaç saniye kızına baktı.

“Başka?”

“Başka ne olacak?”

“Duru.”

“Baba, gerçekten bir şey olmadı.”

Kaan başını geriye yasladı.

“Onun sana yaklaşmasına izin verme.”

Duru kaşlarını çattı.

“Ben ona yaklaşmıyorum ki.”

“Kerem'i tanıyorsun.”

“Maalesef.”

Kaan istemeden gülümsedi ama hemen toparlandı.

“Ciddiyim.”

Duru'nun sesi yumuşadı.

“Ben de ciddiyim. Ondan hoşlanmıyorum.”

Bunu söylerken garip bir şekilde içi rahatlamıştı.

Gerçekten hoşlanmıyorum.

Ama Kerem'in bugün ona bakışını hatırlayınca bu cümle eskisi kadar kolay gelmedi.

Kaan kızının yüzünü inceledi.

“İyi.”

Duru ayağa kalktı.

“Başka?”

“Yok.”

“Tamam.”

Odana çıkarken Kaan arkasından seslendi.

“Duru.”

Duru döndü.

“Ne?”

“Bir gün onun sana iyi davrandığını görürsen bile sakın bunu unutma.”

“Unutmam.”

Duru odasına çıktı.

Kapıyı kapatıp yatağına oturdu.

Telefonunu eline aldı.

Kerem'den mesaj gelmişti.

Kerem:

Yarın yine gel.

Duru ekrana birkaç saniye baktı.

“Ne kadar yüzsüz…”

Cevap yazdı.

Duru:

Bir kere geldim diye alışma.

Telefonu bıraktı.

Birkaç saniye sonra tekrar titredi.

Kerem:

Sen de bir kere gelince alışma.

Duru istemsizce güldü.

Sonra kaşlarını çattı.

“Ne demek şimdi bu?”

Telefonu yatağa fırlattı.

Ama gülümsemesi birkaç dakika daha yüzünden gitmedi.

---

Aynı saatlerde Kerem odasında tek başına oturuyordu.

Telefonunu masaya bıraktı.

Mahir'in söyledikleri aklından çıkmıyordu.

Kalbini kazan.

Kolaymış gibi.

Duru'nun kendisine güvenmesi bile zor olacaktı.

Bir de âşık olması...

Kerem başını geriye yasladı.

“Saçmalık.”

Kendi kendine konuştuğunu fark edip sustu.

Duru'yu düşündü.

Sinir bozucuydu.

İnatçıydı.

Lafının altında kalmıyordu.

Ve nedense onunla konuşurken zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyordu.

Kerem kaşlarını çattı.

Hayır.

Bu düşünceyi hemen kesti.

Bu sadece görevdi.

Başka bir şey değildi.

Telefonunu yeniden aldı.

Duru'nun mesajına baktı.

Bir süre cevap yazmadı.

Sonra tek bir şey gönderdi:

Kerem:

Yarın kahve benden.

Cevap hemen geldi.

Duru:

Ben kahve istemedim.

Kerem gülümsedi.

Kerem:

Ben de sana sormadım.

Birkaç saniye sonra:

Duru:

Sinir bozucusun.

Kerem ekranı kapattı.

“Biliyorum.”

Bu kez yalnızca kendi kendine söyledi.

Ve ilk defa, Mahir'in verdiği görevin düşündüğünden çok daha tehlikeli olduğunu hissetti.

Çünkü Duru'nun kalbini kazanmak için önce onun kalbine yaklaşması gerekiyordu.

**Kendi kalbini de o işin dışında tutabileceğinden ise artık eskisi kadar emin değildi.**

Ama daha ilk günden kendisine dürüst davranmakta zorlanıyordu.

Çünkü onun yanında geçirdiği birkaç saatten sonra bile Duru'yu sadece “Sancaktarların kızı” olarak görmek gittikçe zorlaşıyordu.

Ve Kerem bundan hiç hoşlanmıyordu.

“Daha iyi.”

Kerem cevap vermedi.

Çünkü içinden geçen cümle başkaydı.

*Keşke gerçekten sadece bir görev olsaydı.*

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.