İçeriğe geç

Kırık Umutlar

Bölüm 9 · 7 dk okuma

Kırık Umutlar

Bölüm 9

9. Hiç Gibi

Ege Can Sal - Başa Sar

🌑🌑

Yaralar hep sızlardı.

Yaralar can yakardı.

Yaralar geçmişi hatırlatırdı.

İçimdeki derin yara hiç kapanmayacaktı. Dün bir kez daha hatırlamıştım.

Sabah erken bir saate annem arayıp eve çağırmıştı. Söylediği tek cümle "Deniz, eve" olmuştu. 2 veya 3 haftaya -belki daha fazla- tekabül eden bir süredir burada kalıyordum. Annem nasıl olduğumu, ne yaptığımı sormak yerine beni eve çağırmak için aramıştı.

Umursanmamaya, sevgisizliğe, hiç gibi hissetmeye alışmıştım.

Azar işiteceğimi bile bile o eve gidip kapıyı çaldım. Annem bir şey demeden o soğuk ifadesi ile kapıyı karşılardı. Bir keresinde ödev yapmak için teyzemlere gitmiştim, teyzem Hakan'ı ve beni kapıda gördüğünde yüzündeki gülümseme ile bizi karşılayıp sıkıca sarılmıştı. Annemin bana hiçbir zaman sunmadığı o gülümsemeden teyzemde çok fazla vardı.

İçeriye geçip gri renk koltuğa oturdum. Bir zamanlar benimde için bulunduğum evime yani evim zannettiğim yere yeniden gelmiştim. Artık her şey çok yabancı, bana ait değilmiş gibiydi zaten bu eve hiçbir zaman ait olmamıştım. Bir yere veya bir kişiye ait olmak, bütünüyle hissetmek güzel ama başarması zordu.

Hemen karşımda oturan annem ve babam duvarı andıran belki de daha soğuk olan ifadeleri ile bana bakıyorlardı.

"Ne dedim ben sana!" diye bağıran babamın sesi ile birden afalladım.

"Elin adamını eve mi attın lan sen." Ben ne dediğini idrak edemeden o saçlarıma asıldı. Saçlarımı o kadar sert bir şekilde çekiyordu ki gözümden yaşlar akmaya başladı.

Ben öyle bir şey yapmadım. Yapmazdım.

"Komşular görmüş lan seni! Adam girmiş eve."

Bana inanmak yerine başka birine inanmayı seçiyorlardı. Bana güvenmek, söylediğim şeye inanmak bu kadar mı imkansızdı.

"Bana yardım etmek için geldi." Derin bir nefes alarak konuştum. "Beni arayıp sormayan bir aile olarak b-" Cümlemi bitirmeye izin vermeyen babam bağırarak konuştu.

"Biz senin aileniz." Sanırım benim bildiğim aile tanımı ile anne ve babamın bildiğinden çok farklıydı. Aile demek her anında olmak, mutlu olduğunda onun yerine daha çok mutlu olmak, üzüldüğünde daha çok üzülmek, her daim birlikte olup, değer vermek ve birbirini sonuza kadar sevmektir. Bunlara bakılırsa bir hiçbir zaman bir aile olmamıştık.

İçimdeki ateş beni yakıp küle çeviriyordu. Günden güne kalbim yanıyor, yok oluyordu. Bu ateş sadece beni değil onları da yaksın istedim ve içimdeki alevi saldım.

"Ailemsiniz öyle mi? Ne zaman saçlarımı okşadın bana? Bu çektiğin saçları ne zaman okşadın sen? Nasılsın kızım diye sordun mu hiç? Gerçi sen bana kızım bile demezsin. Annelerin kırdığı kalper kadar babaların kırdıkları da çok acıyormuş. Yıllar geçse bile ben hep baba hasreti çekeceğim ve bunun tek suçlusu sensin. Beni babam olduğu hâlde yetim bıraktın."

Gözümden yaşlar süzülüyordu. Bir kez daha ailem için ağlıyordum. Son kez ağlamak istiyordum ama son olmayacağını biliyordum.

Onun gibi bağırarak değil de sakin bir şekilde konuşuyordum. Bağırarak bir şeyleri ifade ettiğiniz zaman o şeyin canınızı yaktığını ve hâlâ daha alışamadığınızı belli etmiş olurdunuz.

Canım yanıyordu ama hiç gibi görülmemeye alışmıştım. En çok da sevilmemeye alışmıştım. Bana sevilmeyecek biri olduğumu çok güzel öğretmişlerdi. Ben kendimi sevmiyordum, nasıl sevebileceğimi de bilmiyordum.

Bakışlarımı kenarında duran anneme çevirdim. "Sende yoktun anne, en ihtiyacım olduğu anlarda sen yoktun. Sen benim çocukluğumu elimden almak dışında hiçbir şey yapmadın. Dışarı çıkıp oynamama izin vermedin, bana nasıl yemek yapılır öğretmedin, geceleri bana masal okumadın, hasta olduğumda başımda beklemedin. Aslında bunlara gerek bile yoktu, sen beni sevseydin yeterdi, gerçekten yeterdi anne ama sen bana bunları çok gördün. Ben sizin yüzünüzden hep yetersiz hissediyorum, başaramayacak gibi hissediyorum."

Gözümden akan yaşları bu sefer silmedim. Onlar varken ağlamazdım çünkü ağladığımda bana kızıyorlardı, onlara göre ağlamak güçsüzlük demekti ama asıl güçsüzlük duygularını bastırıp saklamaktı. Her zaman duygularımı saklamıştım bu sefer böyle olmayacaktı. Benim canım hep yanıyordu birazda onların canı yansın.

"Küçükken ailesi ölen çocuklara çok üzülürdüm, onları sevebilecek bir ailesi yok derdim. Benim ailem ölmedi ama bir ölüden farkı hiçbir zaman yoktu. Beni sevebilecek bir ailem hiç yoktu. Belki de sizin ölmenize gerek yoktu ben ölseydim her sorun çözüldü. Bana öğrettiğiniz tüm kötü şeyler için teşekkür ederim, hiçbirini kullanmayacağım."

Başka bir şey söylemedim. Değerim olmayan insanlar için zaten çok şey söylemiştim.

Hiçbir şey söylemediler, söylemeye hakları yoktu.

🌑🌑

Bir şeyleri anlatdığınız zaman kimse sizi dinlemez ya da dinlemek istemez. Kendi dertleri olduğunda saatlerce konuşurlar ve itiraz etme gibi bir seçenek de bırakmazlar ama sıra size geldiğinde dinlememek için her şeyi yapabilirler.

Hislerinizi kelimeye dökdüğünüz zaman sizin gibi olanlar sizi bulurdu. Acıları aynı olan insanlar aynı satırların altını çizer.

Klâsik ve bilinen bir söz: Zaman her şeyin ilacıdır. Değildi. Zaman hiçbir şeyi geçirmez sadece unutmaya yarar.

İçimdeki bir ses Ulaş'ı aramamı söylüyordu. Bazı insanları yeni tanırdınız ama o insanlar size çok şey öğretirdi. Öğreniyordum. Ulaş'ı, adını bilmediğim duyguları, hepsini.

Kenarıda duran telefonu alıp rehbere girdim. Arama konusunda tereddüt etsemde sonunda aramıştım.

Bir iki kez çaldıktan sonra açmayacağına kanaat getirerek kapatacaktımki karşıdan onun sesi duyuldu.

"Benim sana ihtiyacım var," dedim titreyen sesimle.

"Geliyorum peri kızı," diyip telefonu kapattı.

Ulaş'ın Anlatımdan

"Ulaş, nereye?" diyen Burçe'ye dönüp cevap verdim.

"Deniz'e."

Peri kızıma.

Burçe arkamdan bir şeyler söylemeye devam etse de ona aldırış etmedim. Deniz'in bana ihtiyacı vardı.

Deniz'i bir süredir tanıyor ve izliyordum. Bazı şeyleri -ne olduğunu bilmediğim- saklıyordu. Yaralını sarmayı her şeyden çok istiyordum ama her seferinde kendimi durdurdum. Anlatmak istediğinde, bana gerçekten güvendiğinde anlatırdı.

Hızlı bir şekilde evine gelip kapısını tıkladım. Siyah bir eşofman takımı, kafasının üzerinde yaptığı dağınık topuzu ve ıslak elaları ile beni karşıladı.

Onun ağlamış halini görmek içimde bir şeylerin kopmasına neden oldu.

Beni gördüğü gibi kollarımın arasına girdi. Burçe "Birisi sana sarıldığı zaman onu asla geri çevirme. İnsanlar acılarını paylaşmak için sarılır," derdi. Bütün acısını benimle paylaşsın, onda acı kalmasın diye sıkıca sarıldım.

"Teşekkür ederim," diye fısıldadı.

"Rica ederim, Peri Kızı."

Ona Peri Kızı dememin sebebi perilerin büyüleri ile insanları etkisi altına almasıydı. Deniz, iyi kalbiyle, güzelliğiyle beni büyülüyordu. O benim peri kızımdı.

🌑🌒

"Ben çok yoruldum. Gerçekten dayanmıyorum Ulaş, hiç gibi hissediyorum."

Ellerini ellerimin arasına alarak konuştum.

"Yorulursun yaslan bana, ne olduysa birlikte çözelim. Sen her şey olabilirsin ama hiç değilsin Deniz."

"Ben hiçim Ulaş, ailem için bir hiçim. Annem ile hiçbir zaman bir ilişkimiz

olamadı, diğer anne kızların yaptığı şeyleri hiç yapmadık. Sonbahar benim en sevdiğim mevsimdir. Su birikintilerinin üzerinde zıplamayı, kardan adam yapamayı ya da lunaparka gidip eğlenmeyi isterdim ama hiçbirini yapamadım. Annem izin vermedi. İlk bisiklete binmeyi babamızdan öğreniriz. Benim bir bisikletim olmadı, bisiklete binmeyi öğretecek bir babam da yoktu."

Deniz ilk defa bana kendini acıyordu. İyi bir babam olsa da annesizliği bende çok iyi biliyordum. Paylaşmak istedim.

"Babam ve Burçe hep yanımda olsa da bir annem yoktu. Burçe 12 bende 7 yaşındayken annem bizi terk etti. Sakin gibi görünen ama yaramaz olanlar var ya ben tam olarak öyleydim. Çok yaramazlık yaptım annem o yüzden gitti zannettim. Kapının önünde annem gelsin diye saatlerce bekledim, annem gelirse ona bir daha yaramazlık yapmayacağı söyleyecektim. Gelmedi." Annemi özlemiştim. Bizi terk etsede ben onu çok özlemiştim. 7 yaşındaki bir çocuk için annesizlik çok zordu.

"Burçe ağlayarak beni oradan kaldırdı. Birlikte uyumaktan nefret eden Burçe bana sarılarak uyudu. O benim sadece ablam değil annemde oldu, benim ablam çocukken anneliğin ne olduğunu öğrendi. Her anneler gününde yatağıma girip ağlardım, çünkü benim anneler gününü kutlayacağım bir annem yoktu. Babam beni bir AVM'ye götürüp Burçe için hediye aldırdı. ''Bir annen olmasa da bir ablan var Ulaş,'' demişti. O günden beri her anneler gününde Burçe'ye hediye alırım. Hepimizin güzel bir hayatı yok Deniz, bu pes etmemiz için bir sebep değil."

Bu sefer o benim akan yaşlarımı sildi.

"Bende anneler gününü hiç sevmem. Senin aksine kultayacak bir annem vardı ama yok gibiydi. Almayacağını bile bile her sene hediye alırdım içimdeki çocuksu heyecan ile, sonuç değişmezdi ama ben çabalardım."

Ben geldiğimde kar yağışı vardı. Umarım hâlâ daha devam ediyordur.

"Nereye?"

"Küçük Deniz'in yapamadığı her şeyi büyük Deniz ile birlikte yapacağız."

Montlarımızı giyip birlikte kardan adam yaptık. Pek bir şeye benzememişti ama Deniz'in attığı kahkahalar bana yetti. Duyduğum en güzel ses onun kahkaları olmuştu.

🌑🌒

Her bir satırı ağlayarak yazdığım bölümlerden biriydi.

Deniz'in ailesi ile yüzleşmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ulaş'ın son söyledikleri çok anlamlı ve güzeldi. Seni yerim çocuk.

Ulaş'ın, Deniz'i izlemesi ile fikri olan, bir şey düşünen var mı?

Bölümü nasıl buldunuz?

Twitter solukcicekk

Instagram solukcicekkk

Tiktok solukcicek

Oy verip yorum yapmayı unutmayın, sizi seviyorum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.