İçeriğe geç

Kırık Umutlar

Bölüm 8 · 5 dk okuma

Kırık Umutlar

Bölüm 8

8. Küçük Kız

🎶 Model - Sarı Kurdeleler

🌑🌑

Test kitabındaki soruyu bir kez daha okudum. Tarih anlamadığım tek ders olabilirdi.

"Test kitabını yırtacaksın Deniz." Bu sesin sahibini çok iyi biliyordum.

Ulaş üzerinde okul forması, siyah kapşonlu bir hırka ve ders çalışırken taktığı yuvarlak çerçeveli gözlükleri ile karşımda duruyordu.

"İzninle oturabilir miyim?"

"Tabii ki," diyerek cevapladım.

"Hangi soruyu yapamadın?" Keşke sadece bir soru olsaydı. "Hangi soruyu yaptın desen daha iyi olur.

Gülerek kalemi eline aldı. Yapamadığım sorunlardan birisini okumaya başlarken onu inceledim. Saçları geçen seferin aksine bu sefer oldukça düzenliydi, sol bileğinde duran bir bileklik vardı ama nasıl bir şey olduğunu görememişdim. Ulaş birden bana dönünce onu izlediğimi farkettiğini sandım ve yanaklarım alev aldı. Bu kadar utangaç olmak çok zor bir şeydi.

"Neden kızardın sen?"

Yakalandığımı sandım.

"İçerisi çok sıcak oldu da o yüzden." Anladım der gibi bakarken yarım kaldığı soruya geri döndü. Bu sefer ona değil soruya baktım.

"Kolay bir soruymuş." Soruyu detaylı bir şekilde anlatırken dikkatle onu dinledim.

"Anladın mı?"

"Evet, teşekkür ederim."

Yapamadığım diğer sorularıda anlatırken öğlen arasının bittiğini belli eden okul zili çaldı.

🌑🌓

"Allah'ım sen bize çokça sabır ver." Ellerini açmış dua eden Hakan kapının açılması ile yerine geçti.

"Geldi Kılkuyruk,' diyerek yanındaki Can'a doğru konuştu. Hakan'ın Kılkuyruk diye bahsettiği kişi coğrafya hocamızdı.

Necmi Hoca hız kesmeden derse başlamıştı. Her zaman ki gibi soru-cevap yaparak işliyordu.

"Sen kalk." Necmi hoca Hakan'ı kaldırıyordu ve onun coğrafyası kötüydü. Hakan ikiletmeden ayağı kalktı.

"Türkiye'nin nüfus politikaları ve bunun etkisi." Hoca söylediği şeyi tamamlayınca Hakan kafasını bana çevirmişti. Cevabı yavaş bir şekilde fısıldadım ama Hakan anlamadı.

"Bilmiyorum hocam."

"Sen neyi biliyorsun ki Hakan." Adam resmen Hakan'ın sabrını sınamaya yemin etmişti.

"Senin Kılkuyruk olduğunu biliyorum." Hakan bu cümleyi sessiz söylediği için Necmi Hoca duymadı.

"Bilmiyorum hocam. Çalışmadım."

"Sınavda da öyle dersin. Evet arkadaşlar bunun gibi" Bu kısımda parmağı ile Hakan'ı işaret etti. "çalışmazsanız kalırsınız." Hoca Hakan 'a sorduğu sorunun cevabını uzun uzun anlattı. Sınıftaki bazı kişilere de soru sorduktan sonra bilmeyenleri azarladı ve ders devam etti.

"Bu adam insanı verem eder. Biz buna boşuna kıl kuyruk demiyoruz işte adam gerçekten kıl kuyruk. Neymiş efendim ben neyi biliyormuşum, cins ya."

🌑🌓

Edebiyat hocasının okumamızı istediği kitabı almak için rastgele bir safaha girdim. Kırtasiyeden çok safahları tercih edenlerdendim.

"Hoşgeldin Deniz kız." 60'lı yaşlarının başında olan Hayri Amca: kısa boylu, beyazlamış ve dökülmüş saçları olan, tonton bir adamdı.

"Hoşbuldum Hayri Amca." Sıcacık gülümsemesini bana sunduktan sonra eşi Neriman teyzenin yaptığı kurabiyelerden ikram etti.

"Hangi kitabı almaya geldin Deniz kız."

"Yeraltından notlar." Alıntılarını gördüğüm ve ilgimi çeken bir kitaptı. Edebiyat hocamız her hafta bir kitap alıp okumamızı istediği için sürekli buraya geliyordum.

"Gel senin kitabı bulalım Deniz kız." Arkasından onun takip ederek birlikte kitaplara bakındık.

Kitapların o kendine has kokusu beni her seferinde olduğu gibi bu seferde büyüledi. Kitabı bulduktan sonra parayı ödeyip çıktım.

Kulaklarımı taktım ve playlistimden bir şarkı çalmaya başladı. Kulağımdaki şarkının sesini bastıran bir ağlama sesi duyduğumda kulaklıklarımı çantama attım ve parka ilerledim.

Kaydırağın kenarına çöküp ağlayan 5-6 yaşlarındaki küçük bir kız vardı. "Kayboldun mu?"

"Korkuyorum." Elinin tersi ile mavi gözlerinden akan yaşı sildim.

"Korkmana gerek yok, ben buradayım." Küçük kız, ağlamaktan kızarmış gözleri ile bana baktı.

"Annem yabancılar ile konuşma dedi," ağlamalarının arasında.

"Annen sana doğru bir şey öğretmiş ama ben sana zarar vermem. Şimdi söyle bakalım bu güzeliğin adı ne?" Oturduğu yerden kalkıp yanıma geldi. Ağlaması biraz olsun dinmiş sayılırdı.

"Adım Deniz."

"O zaman biz seninle adaşız."

"Adaş ne demek?" Merakla sorduğu soruyu cevapladım. "Adı aynı olan demek."

"Benim gözlerim mavi diye adım Deniz, senin gözlerin mavi değil ki," dedi merakla.

"Gözlerimin rengi ela. Adımı Deniz koyan kişi de annem."

Beni hiç sevmeyen annem.

"Ben annemi çok seviyorum."

Bende annemi çok seviyorum minik Deniz. O kadar çok seviyorum ki. O beni hiç sevmesede ben çok seviyorum. Annemi, ona sarıldığım nadir anlardaki o vanilya kokusunu çok özlüyorum.

"Annende seni çok seviyordur."

Kafasını evet anlamında salladı. "Evet annem beni çok seviyor. Bana her gece pamuk prenses masalını okuyor."

Bana masal okuyan bir annem yoktu. Benim annem beni kabuslara esir etmişti, süslü masallara değil.

"Pamuk prensesi çok mu seviyorsun?"

"Evet. Büyüyünce prenses olmak istiyorum ben."

Güzel hayâline karşı tebessüm ettim. Küçük Deniz, hayatın acı ve imkansız tarafı ile henüz tanışmamıştı. İçimden hiç tanışmamasını ve erken büyümek zorunda kalmamasını diledim.

Küçük Deniz'in masum ve güzel hayalleri vardı. Ben hayal kurmayı küçükken bile başaramamıştım. İçimdeki çocuk Deniz'in yapamadı çok şey vardı. O normal çocukların yapmak istediği her şeyden mahrum kalmıştı.

"Deniz, kızım," diye bir ses yükseldi.

Küçük Deniz "Anne!" diyerek karşıdaki kadının kollarına koştu.

"Annecim, çok korktum. Seni kaybettim diye çok korktum. Özür dilerim güzel kızım. Bir daha böyle bir şey asla yaşamayacağız sana söz veriyorum. Annen seni asla bırakmayacak prensesim."

Söylediği her şey gerçek bir annenin edeceği ama benim hep uzak kaldığım, duymayı hasretle beklediğim o cümlelerdi.

"Beni bu abla buldu. Biz adaşmışız. Adaş, adı aynı olan demekmiş anne." Ona öğrettiğim şeyleri heyecanla annesine anlattı. Karşımdaki genç kadın kızının hevesini kırmadan anlattığı bütün her şeyi dinleyip tek tek cevap verdi. Annem beni dinlemez, her zaman hevesimi kıkardı.

"Kızımın yanında olduğunuz için teşekkür ederim," dedi minnetle.

"Rica ederim."

Genç kadın kızına bir kez daha sıkıca sarıldı. Küçük Deniz annesine sarıldıktan sonra koşarak bana doğru gelip sarıldı.

"Teşekkür ederim adaş abla." Annesinin yanına giderek elini tuttu ve birlikte gözden kayboldular.

O kadar içten sarılmıştı ki gözlerimin dolmasına engel olmadım.

Benim annem bana hiç şefkatle sarılmamıştı.

Benim annem bana hiç sarılmamıştı.

🌑🌑

Son sahneyi ağlayarak yazdım. O küçük kız Deniz'in içindeki çocukluğunu hiç yaşayamamış o kızı hatırlattı.

Allah'ım sen herkese yapamadığı soruyu anlatan Ulaş nasip et.

Ballarım haftaya bölüm gelmeyecek (bayram için) sonraki hafta normal olarak devam edeceğiz.

Bölümü nasıl buldunuz?

Twitter solukcicekk

Instagram solukcicekkk

Tiktok solukcicek

Oy verip yorum yapmayı unutmayın, sizi seviyorum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.