Hastanenin yoğun bakım katı hiç olmadığı kadar kalabalıktı.
Kemal Arslan'ın odasının önünde özel güvenlikler bekliyordu.
Murat koridorda sinirli adımlarla yürürken Defne sessizce pencerenin önünde duruyordu.
Aklında tek bir soru vardı:
"Ben kimim?"
Çocukluğundan beri bildiği her şey bir gecede parçalanmıştı.
Tam o sırada doktor odadan çıktı.
"Yalnızca bir kişiyle konuşabilecek."
Murat hemen öne çıktı.
"Ben oğluyum."
Doktor başını salladı.
"Kemal Bey özellikle Defne Hanım'ı görmek istedi."
Defne'nin kalbi hızlandı.
Yavaş adımlarla odaya girdi.
---
Kemal Arslan eskisi gibi görünmüyordu.
Yüzü solgundu.
Saçları birkaç gün içinde bile beyazlamış gibiydi.
Defne yatağın yanına oturdu.
"Bab..."
Durdu.
Bu kelime artık ona yabancı geliyordu.
Kemal kızının gözlerindeki kırgınlığı gördü.
"Özür dilerim."
Defne'nin gözleri doldu.
"Gerçekten kızın değil miyim?"
Kemal uzun süre cevap veremedi.
Sonunda başını salladı.
"Kan bağıyla değil."
Defne gözlerini kapattı.
İçindeki son umut da yok olmuştu.
Kemal titreyen eliyle kızının elini tuttu.
"Ama seni ilk kucağıma aldığım gün seni kendi canımdan ayırmadım."
"Benim ailem kim?"
Kemal'in yüzü gerildi.
Sanki yıllardır korktuğu soru buydu.
"Karacalar."
Defne donup kaldı.
"Ne?"
"Sen Karaca ailesinin kızısın."
---
Odanın dışında bekleyen Murat ve Baran içerden gelen çığlığı duyunca kapıya yöneldiler.
Defne gözyaşları içinde dışarı çıktı.
Kimseye bakmadan koridorda yürüdü.
Baran peşinden gitti.
"Defne!"
Genç kadın durmadı.
"Defne, bekle!"
Sonunda kolundan tuttu.
Defne gözlerini ona çevirdi.
"Ben kimim Baran?"
Baran cevap veremedi.
Çünkü o da bilmiyordu.
Defne ağlayarak devam etti.
"Yıllarca yanlış ailede yaşadım."
"Yanlış aile değil."
"Öyle!"
Baran ilk kez sesini yükseltti.
"Bu insanlar seni sevdi."
Defne sustu.
Baran yumuşadı.
"Bazen aile kan değildir."
Defne ona baktı.
O an Baran'ın gözlerinde ilk kez samimiyet gördü.
Yıllarca yalnız büyüyen adamın gözlerinde aynı acı vardı.
İkisi de ait olmadığı hayatların içinde yaşamıştı.
---
Aynı saatlerde...
Şehrin diğer ucunda devasa bir malikanede toplantı yapılıyordu.
Karaca Holding'in yönetim kurulu salonunda herkes sessizdi.
Masanın başında oturan adam altmış yaşlarındaydı.
Gri saçları ve sert bakışlarıyla insanı ürkütüyordu.
Bu adam Halit Karaca'ydı.
Türkiye'nin en güçlü iş insanlarından biri.
Ve Arslan ailesinin yıllardır süren düşmanı.
Kapı açıldı.
İçeri genç bir adam girdi.
Uzun boylu.
Karizmatik.
Soğukkanlı.
Siyah takım elbisesi kusursuzdu.
Halit Karaca başını kaldırdı.
"Geç kaldın."
Adam oturdu.
"Trafik vardı."
Halit masanın üzerine bir dosya bıraktı.
"Defne bulundu."
Genç adamın yüzü değişti.
"Kesin mi?"
"Evet."
Adam dosyayı açtı.
İlk sayfada Defne'nin fotoğrafı vardı.
Birkaç saniye boyunca gözlerini fotoğraftan ayıramadı.
Halit sertçe konuştu.
"Onu geri getireceksin."
"Ya istemezse?"
"İsteyecek."
Adam fotoğrafa yeniden baktı.
İçinde açıklayamadığı bir his oluşmuştu.
"Adı neydi?"
"Defne."
Halit ayağa kalktı.
"Unutma Kaan."
Genç adam da ayağa kalktı.
"Ne unutmayayım?"
Halit'in sesi buz gibiydi.
"Defne Karaca bizim ailemizin kayıp mirasçısı."
Bir an durdu.
"Ve Arslanlar bizim düşmanımız."
---
Ertesi gün...
Defne hastaneden çıkıp sahile gitti.
Yalnız kalmak istiyordu.
Denizin karşısında otururken yanına bir adam geldi.
Takım elbiseli.
Şık.
Ve oldukça yakışıklı.
Defne başını kaldırdı.
Adam hafifçe gülümsedi.
"Defne Arslan?"
"Kim soruyor?"
Adam elini uzattı.
"Kaan Karaca."
Defne'nin yüzü gerildi.
Soyadını tanımıştı.
"KARACA mı?"
"Evet."
Defne ayağa kalktı.
"Benim sizinle konuşacak bir şeyim yok."
Tam uzaklaşacaktı ki Kaan'ın söylediği söz onu durdurdu.
"Ben senin düşmanın değilim."
Defne döndü.
"Öyle mi?"
Kaan derin nefes aldı.
"Çünkü ben senin çocukluk arkadaşınım."
Defne'nin kaşları çatıldı.
"Ne?"
Kaan gülümsedi.
"Yıllar önce seni kaybettim."
Defne şaşkınlık içinde kaldı.
Ama bilmediği şey şuydu:
Kaan onu sadece çocukluk arkadaşlığı için aramıyordu.
Yıllardır sakladığı başka bir sır vardı.
Ve o sır, zamanla aşka dönüşecekti...