Bütün şehir heyecan içerisindeydi . Kral Valerius bugün varisini ilan edecekti. Aslında herkes varisin prens Kaelen olduğunu az çok biliyordu. Sonuçta o kralın en büyük oğluydu ve bu durumda taht onun hakkıydı. Ya da en azından insanlar öyle düşünüyordu. Bir kişi dışında oda 16 yaşındaki Lysara. Ona göre tahtta oturabilmek için illa da erkek olmaya gerek yoktu. Ancak ondan başka kimse bunu anlamıyordu. İnsanlar bir kadın olduğu için onun sadece kocasıyla ilgilenmek ve sadece çocuk doğurmak için var olduğunu düşünüyordu. Ama o bundan fazlasıydı bunu biliyordu, bunu hissediyordu. hazırlanmasına yardım eden kadının elbisenin iplerini sıkıca tutup çekmesiyle nefesi kesildi. bu şeyin içerisinde rahatça hareket etmeyi bırak düzgün nefes alamıyordu bile.
-Beni boğarak öldürmeye çalışıyorsan doğru yoldasın çünkü bu elbisenin içerisinde nefes alamıyorum.
Onun bu huysuzluklarına alışmış olan dadısı bu haline gülmeye başladı. Lysara kendisini hazırlamaya çalışan kadınlardan kurtulup kendini yatağının üstüne attı.
-Majesteleri biliyorsunuz bugün önemli bir gün ve sizin gerçek bir prenses gibi görünmeniz gerekiyor.
Lysara küçüklüğünden beri her anında olan kadınla daha rahat konuşa bilmek için diğer hizmetkarlara döndü.
-Siz çıkın Seraphien sen kalabilirsin.
Diğer kadınlar çıkınca Seraphien prensesin yanına gidip yattığı yatağın ucuna oturdu.
-Hazırlanman gereken bir tören olduğunu unutuyorsun prenses.
Lysara uzandığı yataktan hızla doğruldu.
-Sen de herkes gibi mi düşünüyorsun Searaphien. Yani tahtın Kaelen'in hakkı olduğunu.
Seraphien ona sabırla gülümsedi. Bazen bu kızı anlamak onun için bile zor oluyordu.
-Prenses bu konular beni ilgilendirmez ama bana fikrimi sorarsan bütün gün bir tahta oturup ülkenin sorunlarıyla uğraşmak gibi erkek işleri eminim ki çok sıkıcıdır.
Lysara fark ettiği şeyle hayal kırıklığına uğradı. Dadısı da açıkça söylemese de yönetimde bir kadının görevi ve söz hakkı olmadığını düşünüyordu.
-Peki kadınlar ne yapar? Yani erkekler ülkeyi ve aileyi yönetirken kadınlar ne yapar?
-Kocalarının yanında olup onlara destek olurlar, onların mutluluğunu sağlar ve onlara soyunun devamını sağlamak için varisler verirler.
-Ömrümü bir eve tıkılıp, bir adamın zevki için kullanacağı bir köle olarak ve bir domuz gibi ha bire doğurarak geçirmeyeceğim.
Ardından ayağı kalkıp odanın ortasında yürümeye başladı. Seraphien onun bu sözlerini hiç umursamadan devam etti.
-Daha çok genç olduğun için bunları anlayamazsın ama bir kadın için kocasına hizmet etmekten daha önemli ne vardır ki.
Lysara ona acıyarak baktı.
-Kralın hizmetine verilmeden önce bir köleydin değil mi Seraphien.
Seraphien usulca başını salladı.
-Peki evlendiğinde kaç yaşındaydın?
-14
-Son bir şey daha soracağım köleyken ve evlendiğinde de tek yaptığın sahibine ve kocana hizmet etmekti peki bunun karşılığında ne gördün?
Seraphien tam cevap verecekken Lysara onun konuşmasını engelleyerek sözlerine devam etti.
-Ben cevaplayayım daha fazla dayak ve aşağılanma işte ben bu düzeni reddediyorum.
Lysara onun neler yaşadığını biliyordu. Bu bir çok kadının kaderiydi. Seraphien yavaşça başını eğdi söyledikleri doğruydu ama ona bunun doğru olduğu öğretilmişti.
Lysara fazla ileri gittiğini ve yaşlı kadını üzdüğünü fark etti. Ne olursa olsun o kadına kıyamıyordu. Bütün hayatı boyunca Seraphien yanındaydı, en yakın dostu ve sırdaşı olmuştu. Diğer kadınlar ve kızlar ona yalakalık yaparak yaranmaya çalışırken bir tek Seraphien'in dostluğu gerçekti. diğerleri ise sadece çıkarları için vardı. Az önce kendisinin uzandığı şimdiyse dadısının oturduğu yatağın önüne gidip yaşlı kadının elinden tutup çekmeye başladı.
-Hadi ama hazırlanmamız gereken bir tören yok muydu?
Seraphien'in gözlerindeki hüzünlü bulutlar hemen dağılmış dışarıdaki hizmetçileri çağırmak için kapıya doğru yürümeye başlamıştı. Lysara gülümsedi yaşlı kadın beraberinde getirdiği hizmetçilerle birlikte onu hazırlamaya başladı. Lysara bugün aynı zaman da kendisiyle evlenmek isteyen taliplerini de geleceğini biliyordu bu yüzden onu bu kadar özenle hazırlıyorlardı. Ama emin olduğu bir şey daha vardı insanların ona biçtikleri hayatı yaşamayacaktı o taliplerin hepsi eli boş dönmek zorunda kalacaklardı.
(...)
Dışarıda hazırlıklar devam ederken Kral Valerius odasında şifacılarla konuşuyordu. Gömleğinin önü göğsünü meydana serecek kadar açıktı . Aşırı derece de zayıftı sol göğsünün tamamı simsiyah olmuştu bu siyahlık yavaş yavaş bütün vücuduna yayılıyordu.
-Majesteleri hastalık bütün uğraşlarımıza rağmen ilerlemiş. Bugün hastalıklı bölgeden kan alarak kirli kandan kurtulmaya çalışıcağız.
Ardından yanındaki yardımcılarına döndü.
-Bıçağı ısıtmaya başlayın.
İki şifacı odadaki büyük şöminede bıçağı ısıtmaya başladılar. Demir iyice ısınıp kızıllaşmaya başlayınca üstatlarına getirdiler. Yaşlı dam krala onay bekler gibi bakınca Valerius onaylar gibi başını salladı. Yaşlı adam bıçakla kralın sol göğsü üstünde kan akacak kadar küçük bir kaç yar açtı. Ardından yanında ki kavanozdan bir kaç sülük çıkarıp yaraların üstüne bıraktı. Bir kaç dakik sonra kana iyice doymuş olan sülükleri yaradan çekerek şömineye attı. Hastalıklı kanı taşıyan canlılardan da böylece kurtulmuş oldu. Yarayı tekrardan ısıttığı bıçakla dağladıktan sonra yardımcılarına dönüp yarayı iyice sarmalarını söyledi. işlerini bitiren yardımcılar odadan çıkınca içeride sadece kral ve baş şifacı kalmıştı.
-Yara bütün vücuduma yayılmadan önce ne kadar vaktim var?
-Majesteleri tanrıların işi belli olmaz. Umutsu-
Valerius bağırarak onun sözünü kesti.
-Kes saçmalamayı sana ne kadar vaktim kaldı dedim!
Şifacı korkuyla cevap verdi.
-Beş ve ya altı ay. Yaranın ilerleme hızına bakılırsa en fazla beş altı ay efendim.
-Çık dışarı ve bana Nicholas'ı çağırın.
Şifacının çıkmasıyla Valerius ayağı kalkıp odanın ortasında bir aşağı bir yukarı yürümeye başladı. "demek beş ay ha" diye düşündü. beş ayı kalmıştı demek vücuduna lanet olası bir yaratık yüzünden girmiş olan o hastalık şimdi onun sonunu getiriyordu. Bir kaç dakika sonra içeri Nicholas girdi.
-Beni çağırmışsınız majesteleri.
-Kim olduğunu buldunuz mu? Aradığımız kişi o muymuş?
-Efendim şu an için e güçlü aday o gibi duruyor.
Valerius odanın diğer ucundaki masanın yanına gnidip üzerinde duran şarap kadehini alıp içindeki tek seferde bitirdi.
-Bugün başka av yok mu?
Valerius'un gözleri şeytanca parlamaya başladı. Bunu gören Nicholas gülümsedi ve yavaşça kenarı çekildi. Valerius işte o zaman Nicholas'ın arkasında saklanan şeyi fark etti. Avını izleyen bir yırtıcı hayvan misali onu izlemeye başladı. Kurbanının gözlerindeki saf korkuyu görebiliyordu ve bu durum ona sadistçe bir haz veriyordu. Nicholas'a döndü .
-Şimdi çık dışarı.
(...)








