Malikaneye kadar olan yol boyunca tek bir kelime bile konuşulmadı.
Arabanın içini yalnızca motorun boğuk sesi dolduruyordu.
Ethan’ın iki eli direksiyondaydı.
Çenesi sıkılmıştı.
Bakışları hiç yoldan ayrılmıyordu.
Ben ise camdan dışarıyı izliyordum.
Yanağım hâlâ sızlıyordu.
Boynumdaki acı her yutkunduğumda kendini hissettiriyordu.
Bir süre sonra siyah sedan büyük demir kapının önünde durdu.
Kapılar otomatik olarak açıldı.
Araba uzun taş yolu geçerek malikânenin önüne ulaştı.
Motor sustu.
Ethan arabadan indi.
Hiç konuşmadan benim bulunduğum kapıyı açtı.
Bir an bana baktı.
Sonra sadece başıyla içeri girmemi işaret etti.
Sessizce arabadan indim.
Malikânenin içine adım attığımız anda yüksek topuk sesleri duyuldu.
Merdivenlerin üzerinde Aluna duruyordu.
Üzerinde açık renk ipek bir sabahlık vardı.
Elinde yarısı dolu bir şarap kadehi tutuyordu.
Yüzündeki gülümseme Ethan’ı görünce belirdi.
Fakat hemen ardından beni fark etti.
Gülümsemesi bir anda silindi.
Aluna: “Ethan?”
Merdivenlerden birkaç basamak indi.
Bakışlarını üzerimde gezdirdi.
Morlukları…
Dağılmış saçlarımı…
Titreyen ellerimi…
Hiçbirini kaçırmadı.
Sonra tekrar Ethan’a döndü.
Aluna: “Bu da ne demek oluyor?”
Ethan cevap vermedi.
Kolumu bırakmadan yürümeye devam etti.
Aluna önümüze geçti.
Aluna: “Sana soru sordum.”
Ethan sonunda durdu.
Yavaşça başını kaldırdı.
Ses tonu tamamen sakindi.
Ethan: “Bu gece burada kalacak.”
Aluna birkaç saniye hiçbir şey söyleyemedi.
Şaşkınlık yüzünden okunuyordu.
Sonra sertçe güldü.
Aluna: “Şaka yapıyorsun.”
Kimse cevap vermedi.
Aluna bir adım daha yaklaştı.
Aluna: “Eski karını evimize mi getiriyorsun?”
Ethan’ın ifadesi değişmedi.
Ethan: “Evet.”
Aluna: “Buna izin vermiyorum.”
Ethan: “Sana fikrini sormadım.”
Salon sessizleşti.
Aluna’nın yüzü öfkeden kıpkırmızı olmuştu.
Bana baktı.
Gözlerinde küçümseyici bir ifade vardı.
Ben başımı eğdim.
Sessizce konuştum.
Isabella: “Özür dilerim Aluna…”
Aluna alaycı bir şekilde gülümsedi.
Aluna: “Benden özür dileme.”
Elindeki kadehi hafifçe salladı.
Aluna: “Ne kadar zavallı görünürsen görün… bu eve ait değilsin.”
Sözleri canımı yakmıştı.
Yine de sesimi yükseltmedim.
Isabella: “Eğer rahatsız oluyorsan gidebilirim.”
Aluna cevap vermeden önce Ethan konuştu.
Ethan: “Hiçbir yere gitmiyor.”
Aluna sinirle Ethan’a döndü.
Aluna: “Sen ciddi misin?”
Ethan: “Oldukça.”
Aluna: “Beni rezil ediyorsun.”
Ethan: “Hayır.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Ethan: “Sadece doğru olanı yapıyorum.”
Aluna sinirle güldü.
Aluna: “Doğru olan mı?”
Bir adım daha yaklaştı.
Aluna: “Onu koruyorsun.”
Ethan’ın bakışları buz gibiydi.
Ethan: “Evet.”
Bu tek kelime salondaki sessizliği daha da ağırlaştırdı.
Aluna’nın yüzündeki öfke gizlenemez hâle geldi.
Aluna: “Demek sonunda onu fark ettin.”
Ethan cevap vermedi.
Aluna bana döndü.
Bakışlarında yıllardır değişmeyen o küçümseme vardı.
Aluna: “Sen kazandığını mı sanıyorsun?”
Başımı iki yana salladım.
Isabella: “Hayır…”
Isabella: “Ben hiçbir şey kazanmadım.”
Sesim o kadar kısıktı ki neredeyse duyulmuyordu.
Ethan bunu duydu.
Bana kısa bir an baktı.
Yüzündeki ifade okunmuyordu.
Sonra yeniden konuştu.
Ethan: “Misafir odası koridorun sonunda.”
Başımı hafifçe salladım.
Kimseye bakmadan yürümeye başladım.
Arkamdan Aluna’nın sesi geldi.
Aluna: “Bu evde ne kadar kalacağını sanıyorsun?”
Durmadım.
Cevap da vermedim.
Koridorda ilerlerken arkamdan sadece Ethan’ın sesi duyuldu.
Soğuk…
Kesin…
Tartışmaya kapalı…
Ethan: “Yeter, Aluna.”
Koridor sessizliğe gömüldü.
Misafir odasının kapısını açtım.
Odanın kapısını sessizce kapattım.
Koridorda kalan ayak sesleri yavaş yavaş uzaklaşırken sırtımı kapıya yasladım. Gözlerimi kapattım.
Her şey çok ağır geliyordu.
Ethan’ın beni bu eve getirmesi…
Aluna’nın öfkesi…
Alex’in hali…
Hepsi aynı günün içine sığmıştı.
Kapı hafifçe tıklandı.
Ben:
“Girebilirsin.”
Kapı yavaşça açıldı.
İçeri Emma girdi.
Elinde sıcak su dolu küçük bir leğen, temiz havlular ve ilk yardım çantası vardı.
Beni görünce yüzündeki ifade tamamen değişti.
Gözleri dolmuştu.
Emma:
“Bayan Isabella…”
Sessizce yanıma geldi.
Emma:
“Sizi tekrar görmek… çok garip geliyor.”
Hafifçe gülümsedim.
Ben:
“Merhaba Emma.”
Ben:
“Seni görmeyeli uzun zaman oldu.”
Emma’nın dudakları titredi.
Emma:
“Evet…”
Emma:
“Ev siz gittikten sonra hiç eskisi gibi olmadı.”
Sessizce yatağın yanına oturdu.
Havluyu sıcak suya batırıp sıktı.
Sonra yanağımdaki mora çok dikkatli şekilde bastırdı.
Canım yandı ama ses çıkarmadım.
Emma bunu fark etti.
Emma:
“Hâlâ acıyor…”
Ben:
“Biraz.”
Emma içini çekti.
Emma:
“Bay Ethan bunları size getirmemi istedi.”
Komodini gösterdi.
Emma:
“Merhem…”
Emma:
“Ağrı kesici…”
Emma:
“Ve buz torbası…”
Ben şaşkınlıkla ona baktım.
Ben:
“Kendisi neden gelmedi?”
Emma birkaç saniye sustu.
Sonra hafifçe gülümsedi.
Emma:
“Çünkü gelirse konuşamaz.”
Kaşlarımı çattım.
Ben:
“Ne demek istiyorsun?”
Emma başını eğdi.
Emma:
“Bay Ethan duygularını göstermeyi hiç beceremiyor.”
Emma:
“Eskiden de böyleydi.”
Sessizlik oldu.
Merhemi dikkatlice morlukların üzerine sürdü.
Ben yavaşça konuştum.
Ben:
“Konuşmasına gerek yok.”
Ben:
“Onun artık yeni bir eşi var.”
Ben:
“Sadece mutlu olsunlar.”
Emma’nın eli bir an durdu.
Yüzü değişti.
Başını iki yana salladı.
Emma:
“Mutlu değiller.”
Şaşkınlıkla ona baktım.
Ben:
“Nereden biliyorsun?”
Emma buruk bir gülümseme attı.
Emma:
“Çünkü ben bu evde yaşıyorum.”
Emma:
“Her günü görüyorum.”
Derin bir nefes aldı.
Emma:
“Bayan Aluna sürekli bağırıyor.”
Emma:
“Sürekli tartışıyorlar.”
Emma:
“Bu ev artık hiç sessiz değil.”
Ben hiçbir şey söylemedim.
Emma konuşmaya devam etti.
Emma:
“Siz buradayken…”
Emma:
“Ev çok daha huzurluydu.”
Başımı eğdim.
Ben:
“Ben buradayken Ethan zaten benimle ilgilenmezdi.”
Ben:
“Aluna sürekli eve gelirdi.”
Ben:
“İstedikleri gibi konuşurlardı.”
Ben:
“Flört ederlerdi.”
Ben:
“Şimdi de evliler.”
Ben:
“Artık istedikleri gibi yaşayabilirler.”
Emma’nın yüzünde ilk defa öfkeye benzeyen bir ifade oluştu.
Emma:
“Hayır.”
Kararlı konuşmuştu.
Emma:
“Her şey dışarıdan göründüğü gibi değildi.”
Şaşkınlıkla ona baktım.
Emma devam etti.
Emma:
“Siz bu evdeyken Bay Ethan çoğu gece çalışma odasında kalıyordu.”
Emma:
“Geç saatlere kadar çalışıyordu.”
Emma:
“Bayan Aluna ne kadar uğraşırsa uğraşsın onunla uzun süre aynı odada kalmıyordu.”
Kaşlarım çatıldı.
Ben:
“Ama onu seviyordu.”
Emma gözlerimin içine baktı.
Emma:
“Belki öyle sanıyordu.”
Emma:
“Ama şimdi…”
Derin bir nefes verdi.
Emma:
“Şimdi bambaşka biri.”
Merhemin kapağını kapattı.
Emma:
“Daha sessiz.”
Emma:
“Daha öfkeli.”
Emma:
“Daha yalnız.”
Sessizlik çöktü.
Emma alçak sesle konuşmaya devam etti.
Emma:
“Biliyor musunuz…”
Emma:
“Bazen geceleri eski odanızın önünde duruyor.”
Kalbim istemsizce sıkıştı.
Ben hiçbir şey söylemedim.
Emma devam etti.
Emma:
“Kapıyı açmıyor.”
Emma:
“Sadece dakikalarca bakıyor.”
Emma:
“Sonra hiçbir şey olmamış gibi gidiyor.”
Başımı çevirdim.
Bu konuşmayı duymak istemiyordum.
Ben:
“Emma…”
Ben:
“Boşandık.”
Ben:
“Artık bunların hiçbir önemi yok.”
Emma bana uzun uzun baktı.
Emma:
“Belki sizin için yoktur.”
Emma:
“Ama Bay Ethan için hâlâ var.”
Başımı yavaşça salladım.
Ben:
“Her neyse…”
Ben:
“Ben biraz uyuyacağım.”
Ben:
“Teşekkür ederim.”
Emma ayağa kalktı.
Topladığı malzemeleri tepsiye yerleştirdi.
Kapıya doğru yürüdü.
Tam çıkacakken durdu.
Emma:
“İyi geceler Bayan Isabella.”
Ben:
“İyi geceler Emma.”
Kapı sessizce kapandı.
Oda yeniden sessizliğe gömüldü.
Yatağa uzandım.
Ama gözlerimi kapatsam bile Emma’nın son söylediği cümle zihnimden çıkmıyordu.
“Belki sizin için önemi yoktur… ama Bay Ethan için hâlâ var.”