Son zamanlarda garip bir şey olmuştu.
Hastane kelimesini duyunca artık eskisi gibi içim sıkılmıyordu.
Çünkü artık o beyaz duvarların arasında tanıdığım insanlar vardı.
Hasan Amca...
Ve Kuzey.
Telefonumu elime aldım.
Saat daha sabahın dokuzu bile değildi.
Ekranda yeni bir mesaj vardı.
Kuzey:
«Bugün geliyor musun?»
Kaşlarımı kaldırdım.
Daha günaydın bile demeden bunu sormuştu.
Ben:
«Günaydın demeyi unuttun galiba.»
Cevap hemen geldi.
Kuzey:
«Günaydın.
Şimdi söyleyince daha mı güzel oldu?»
Gülümsedim.
Ben:
«Biraz.»
Kuzey:
«O zaman günaydın Güneş.»
Telefon ekranına bakarken neden mutlu olduğumu anlamıyordum.
Sadece basit bir mesajdı.
Ama yüzümde kocaman bir gülümseme vardı.
Hastaneye vardığımda Kuzey her zamanki yerdeydi.
Ama bu kez elinde dosya yoktu.
"Bugün şaşırttın."
"Neden?"
"Dosyaların yok."
"Bugün izinliyim."
"İzinli olduğun halde hastanedesin."
Kuzey omuz silkti.
"Bir arkadaşımı görmeye geldim."
"Kim?"
"Hasan Amca."
"Ben de."
Bir an durduk.
Sonra ikimiz de güldük.
"Demek ikimizin de bahanesi aynı."
"Bahanesi mi?"
"Yani..."
Sustu.
Ben de sustum.
Çünkü ikimiz de yanlış kelime seçtiğimizi anlamıştık.
Tam o sırada Hasan Amca geldi.
"Yine mi beraber?"
İkimiz de aynı anda cevap verdik.
"Hayır."
Hasan Amca kaşlarını kaldırdı.
"Ben daha bir şey demedim."
Sessiz kaldık.
Sonra Kuzey gülmeye başladı.
"Sanırım kendimizi ele verdik."
"Sen susturamadın."
"Sen de."
Hasan Amca başını salladı.
"Gençler..."
"Evet?"
"Çok komiksiniz."
"Teşekkür ederiz."
"Bu iltifat değildi."
"Biz yine kabul ettik."
---
Öğleden sonra Hasan Amca dinlenirken biz koridorda yürüyorduk.
Duvarlarda asılı eski resimlere bakıyordum.
"Biliyor musun?"
"Hı?"
"Burada herkesin bir hikâyesi var."
Kuzey bana baktı.
"Nasıl yani?"
"Bu hastaneye gelen herkesin."
Bir an sustum.
"Mesela Hasan Amca'nın."
Kuzey başını salladı.
"Sen insanların hikâyelerini merak ediyorsun."
"Evet."
"Ben de."
Şaşırdım.
"Gerçekten mi?"
"Evet."
"Neden?"
Kuzey pencerenin dışına baktı.
"Çünkü bazen insanların anlattıklarından fazlası vardır."
Bu cümle beklemediğim kadar ciddi gelmişti.
İlk kez Kuzey'in sadece şaka yapan biri olmadığını düşündüm.
Onun da içinde sakladığı şeyler vardı.
"Senin hikâyen ne?" diye sordum.
Kuzey bana döndü.
Bir süre cevap vermedi.
"Belki bir gün anlatırım."
"Belki mi?"
"Evet."
"Sen de o kelimeyi seviyorsun."
"Hangi kelimeyi?"
"Belki."
Gülümsedi.
"Çünkü bazı şeyler hemen anlatılmaz."
Haklıydı.
Bazı insanlar da hemen tanınmazdı.
Yavaş yavaş öğrenilirdi.
Ve ben...
Kuzey'i öğrenmeye başlamıştım.