Cumartesi sabahı telefonum çaldığında saat daha dokuzu bile göstermiyordu.
Ekranda Kuzey'in adı yazıyordu.
"Günaydın."
"Günaydın."
"Uyanmışsın."
"Yeni uyandım."
"Hazırlan."
"Neden?"
"Hasan Amca'yı ziyarete gidiyoruz."
Bir anda uykum açıldı.
"Bugün taburcu olmuştu..."
"Evet."
"Bizi kahvaltıya çağırdı."
Gülümsedim.
"Yarım saate hazır olurum."
"Seni bekliyorum."
---
Yaklaşık kırk dakika sonra aynı otobüsteydik.
Cam kenarına oturmuş dışarıyı izliyordum.
Kuzey ise elindeki küçük poşeti sıkıca tutuyordu.
"Poşette ne var?"
"Meyve."
"Sadece meyve mi?"
"Bir de en sevdiği kurabiyeler."
"Ne zaman aldın?"
"Sabah."
"Demek o yüzden erkenden uyanmışsın."
"Yakalanmış olabilirim."
Gülmeye başladım.
---
Hasan Amca'nın evi küçük ama sıcacıktı.
Kapıyı açar açmaz yüzündeki gülümseme bizi de mutlu etti.
"Hoş geldiniz."
"Hoş bulduk."
"Evime neşe getirdiniz."
İçeri girdik.
Duvarlarda eski fotoğraflar vardı.
Bir köşede kitaplık...
Pencerenin önünde rengârenk saksı çiçekleri...
Ev, Hasan Amca gibi huzur veriyordu.
"Acıktınız mı?"
"Biraz."
"O zaman sofraya."
Kahvaltı boyunca bol bol sohbet ettik.
Hasan Amca gençliğinden hikâyeler anlattı.
Nevin Teyze'yle nasıl tanıştığını...
İlk maaşıyla aldığı hediyeyi...
Yıllar önce çıktıkları yolculukları...
Anlatırken gözleri parlıyordu.
"İnsan bazen sadece anılarıyla bile mutlu olabiliyor."
Kimse bir süre konuşmadı.
---
Kahvaltıdan sonra Hasan Amca odasına gitti.
Elinde küçük ahşap bir kutuyla geri döndü.
Kutuyu masanın üzerine bıraktı.
"Bunu yıllardır saklıyorum."
Kutunun kapağını açtı.
İçinde o eski pusula vardı.
Camı hâlâ çatlaktı.
Ama ibresi dimdik duruyordu.
Hasan Amca pusulayı eline aldı.
Sonra bana uzattı.
"Güneş."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Bunu sana vermek istiyorum."
"Hayır, olmaz."
"Bu sizin için çok değerli."
"Değerli olduğu için sana veriyorum."
Başımı iki yana salladım.
"Kaybetmekten korkarım."
Hasan Amca gülümsedi.
"İnsan sevdiği şeyleri kaybetmekten korkar."
"Ama bu, onları hiç emanet etmeyeceği anlamına gelmez."
Sessizce pusulayı avuçlarımın arasına aldım.
Gözlerim dolmuştu.
"Teşekkür ederim."
Hasan Amca başını salladı.
"Ne zaman kendini kaybolmuş hissedersen..."
"...ona bak."
"Çünkü bazen pusulalar yolu göstermez."
"İnsana kendini hatırlatır."
O an odadaki herkes sustu.
Kuzey'in bana baktığını hissediyordum.
Başımı kaldırdığımda göz göze geldik.
İkimiz de gülümsedik.
Hiçbir şey söylemedik.
Ama ikimiz de biliyorduk...
O pusula artık sadece Hasan Amca'nın değildi.
Bizim hikâyemizin de bir parçası olmuştu.