İçeriğe geç

Kırık Pena

Bölüm 10 · 4 dk okuma

Kırık Pena

Bölüm 10

Bölüm - 10

Parça bittiğinde son notanın titreşimi odanın içinde birkaç saniye daha asılı kaldı.

Elimi tellerin üzerine koyup sesi kestim.

Rüzgar da aynısını yaptı.

Sessizlik.

Normalde onunla aynı odada sessiz kalmak pek mümkün değildi. Ya o bir şey söylerdi ya da ben söylediği şeye sinirlenirdim.

Ama bu kez ikimiz de konuşmadık.

Gitarıma baktım.

İlk deneme için fazlasıyla iyiydi.

Bunu düşünmek bile istemiyordum ama ritim konusunda neredeyse hiç zorlanmamıştık. Birkaç yerde birbirimizi beklemiş, birkaç yerde de aynı anda yön değiştirmiştik.

Üstelik bunları konuşmadan yapmıştık.

“İkinci bölümde erken girdin,” dedim sonunda.

Rüzgar başını kaldırdı.

Bir an yüzüme baktı.

Sonra dudaklarının kenarı kıvrıldı.

İşte geri dönmüştü.

Tanıdığım Rüzgar.

“Bir dakika önce çalmamdan etkilenmiş gibi görünüyordun.”

“Hayal görmüşsün.”

“Bayağı bakıyordun.”

“Çünkü yanlış nota basacak mısın diye kontrol ediyordum.”

“Bastım mı?”

“Henüz değil.”

Rüzgar hafifçe güldü.

“İltifatların için teşekkür ederim.”

“İltifat değildi.”

“Senin standartlarında sayılır.”

Gözlerimi devirdim ve önümdeki kâğıda döndüm.

“İkinci bölümü değiştirmemiz lazım.”

Rüzgar yanıma yaklaşıp kâğıda baktı.

“Neden?”

“İki gitar da aynı anda yükseliyor. Gereksiz kalabalık oluyor.”

“Katılıyorum.”

Kalemimi kâğıdın üzerine götürürken durdum.

Başımı ona çevirdim.

“Ne?”

“Katılıyorum dedim.”

“Duydum.”

“Niye öyle bakıyorsun?”

“Bugün ikinci kez benimle aynı fikirde oldun.”

“Saymayı mı düşünüyorsun?”

“Şüphelenmeye başladım.”

Rüzgar güldü.

“Merak etme. Birazdan sinirini bozarım.”

“Bundan hiç şüphem yok.”

Kâğıtta ilgili bölümü işaretledim.

“Burada biri geri çekilmeli.”

“Sen çekil.”

Başımı kaldırdım.

“Bak, normale döndün.”

Rüzgar önümdeki sandalyeyi ayağıyla kendine çekip oturdu.

“Sen ana melodiyi ilk bölümde zaten taşıyorsun. Burada ben alırsam parça daha dengeli olur.”

İtiraz etmek için ağzımı açtım.

Sonra durdum.

Çünkü haklıydı.

Bundan nefret ettim.

“Olabilir.”

Rüzgar kaşlarını kaldırdı.

“Ne dedin?”

“Bir daha söylemeyeceğim.”

“Az önce haklı olduğumu mu kabul ettin?”

“Fikrinin tamamen berbat olmadığını söyledim.”

“Ben başka bir şey duydum.”

“İşitme problemin olabilir.”

Gülümseyerek gitarını yeniden eline aldı.

“Buradan deneyelim.”

İkinci bölüme döndük.

Bu kez ben geri çekildim.

Rüzgar melodiyi aldı.

Birkaç ölçü boyunca onu takip ettim. Sonra melodinin altına daha sert, daha temiz bir hat ekledim.

Rüzgar hemen karşılık verdi.

Duraksadım.

Aynı şeyi tekrar yaptım.

O da değiştirdi.

Kaşlarım çatıldı.

Bu kez bilerek ana melodiden uzaklaşıp küçük bir geçiş ekledim.

Rüzgar bana baktı.

Gözlerinde bir şey parladı.

Ne yaptığımı anlamıştı.

Bir sonraki ölçüde benim bıraktığım melodiyi aldı ve başka bir yere taşıdı.

İstemsizce gülümsedim.

Pekâlâ.

Madem öyle.

Parmaklarımı hızlandırdım.

Rüzgar da hızlandı.

Bu artık kâğıttaki düzenleme değildi.

Birbirimizi deniyorduk.

Ben bir şey atıyordum.

O yakalıyordu.

O melodiyi değiştiriyordu.

Ben tamamlıyordum.

Bir noktada kimin kimi takip ettiğini ayırt etmek zorlaştı.

Garip olan, bundan rahatsız olmamamdı.

Tam tersine…

Eğleniyordum.

Rüzgar’ın yüzünde de aynı ifade vardı. Ama bu kez o sinir bozucu, kendinden memnun sırıtışı değildi.

Gerçekten gülümsüyordu.

Gitarına bakıp sonra bana baktı.

Bir sonraki geçişte ne yapacağımı bekliyordu.

Ben de bilerek beklemediği bir yere girdim.

Kaşları havaya kalktı.

Al bakalım.

Cevabı birkaç saniye sonra geldi.

Ve çok iyiydi.

Lanet olsun.

Gülümsememi bastırıp devam ettim.

Son bölüme geldiğimizde ikimiz de aynı anda yavaşladık.

Bunu konuşmamıştık.

Ben son melodiyi yukarı taşırken Rüzgar altına daha karanlık bir armoni yerleştirdi. Bir an ne yaptığını dinledim ve son notamı değiştirdim.

İki ses birbirinin üzerine oturdu.

Sonra sustuk.

Bu kez odadaki sessizlik daha farklıydı.

Kalbimin normalden biraz hızlı attığını fark ettim.

Yorgunluktan.

Kesinlikle.

Rüzgar gitarının sesini kıstı.

Ben hâlâ tellerime bakıyordum.

“Güzel oldu,” dedi.

Başımı kaldırdım.

Sesindeki ciddiyet beni hazırlıksız yakalamıştı.

“Evet.”

Birkaç saniye birbirimize baktık.

Sonra Rüzgar sandalyesine yaslandı.

“Fena değilsin.”

Bütün büyü bir anda yok oldu.

Gözlerimi kıstım.

“Senin için aynı şeyi söylemeyeceğim.”

“Gerek yok.”

“Neden?”

Gitarının üzerindeki ses düğmesiyle oynarken rahatça cevap verdi.

“Suratından belli oldu.”

“Ne belli oldu?”

“Beğendiğin.”

“Parçayı beğendim.”

“Benim çaldığım kısmı.”

“Parçanın bir parçasıydı.”

“Yağmur.”

“Rüzgar.”

Bana bakarak güldü.

“İstersen bir kez daha çalayım. Bu sefer daha rahat hayran olursun.”

“Biraz önce senin iyi bir gitarist olduğunu düşünmüş olabilirim ama konuşmaya başlayınca geçti.”

Rüzgar’ın eli gitarın üzerinde durdu.

Sessizlik.

Ben de ne söylediğimi ancak söyledikten sonra fark ettim.

Kaşını kaldırdı.

“Demek iyi olduğumu düşünüyorsun.”

Lanet olsun.

“Düşünüyordum.”

“Hayır, hayır.” Gitarını kenara bırakıp bana doğru döndü. “Bunu geri alamazsın.”

“Gayet alırım.”

“Yıllardır beklediğim an bu olabilir.”

“Hayatın gerçekten çok üzücü.”

“Yağmur benim iyi bir gitarist olduğumu kabul etti.”

“Sesini alçalt.”

“Bunu Mavi grubuna yazmam lazım.”

Telefonuna uzandı.

Elimi refleksle telefonunun üzerine kapattım.

“Sakın.”

Rüzgar durdu.

Ben de durdum.

Elim onun elinin üzerindeydi.

Bir saniye.

Belki iki.

Gözlerim elimizden yüzüne kaydı.

Rüzgar da bana bakıyordu.

Bu kez gülmüyordu.

Elimi hemen çektim.

“Çocuk musun?” dedim.

Sesimin normal çıkmasına özellikle dikkat ettim.

Rüzgar telefonunu aldı ama ekrana bakmadı.

“Biraz.”

“Belli.”

Ayağa kalkıp masadaki kâğıtları toplamaya başladım.

Bir şeylerle uğraşıyormuş gibi görünmek şu an iyi bir fikirdi.

“Başa dönelim. Ortadaki geçiş hâlâ dağınık.”

Arkamdan sesi geldi.

“Kaçıyorsun.”

Döndüm.

“Neden kaçacakmışım?”

Omuz silkti.

“Bilmiyorum.”

O küçük sırıtış yeniden yüzüne yerleşti.

“Belki bana iltifat ettiğin için utanmışsındır.”

Rahatladım.

İşte buydu.

Bununla başa çıkabilirdim.

Penamı parmaklarımın arasında çevirip amfinin önüne geçtim.

“Bir daha böyle bir şey olmayacak.”

Rüzgar gitarını yeniden aldı.

“Göreceğiz.”

“Görmeyeceğiz.”

“Bir ay uzun süre.”

“Seninle beraberken kesinlikle.”

Güldü.

Sonra gitarının askısını omzuna geçirip karşıma geçti.

“Baştan?”

Başımı salladım.

“Baştan.”

Bu kez ilk notayı Rüzgar çaldı.

Ben birkaç saniye sonra ona katıldım.

Ve prova devam ederken kendime itiraf etmek istemediğim bir şey vardı.

Uğur haklıydı.

Rüzgar benden kötü değildi.

Belki ben de ondan daha iyi değildim.

Ama asıl sorun bu değildi.

Asıl sorun, ikimiz aynı anda çaldığımızda hangimizin daha iyi olduğunun bir süre sonra önemini kaybetmesiydi.

Çünkü birbirimizle yarışmadığımız o birkaç dakikada…

Birbirimizi daha iyi hale getiriyorduk.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.