İçeriğe geç

Kırık Maskeler

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Kırık Maskeler

Bölüm 1

Geri dönüş

Geceyi kimse hatırlamak istemez. Ama ben unutamıyorum. Çünkü o gece herkesin gerçek yüzünü gördüm.

Müzik hâlâ kulaklarımda. O aptal parti, kalabalık, sahne ve insanların birbirine karışan gülüşleri... Aslında gitmek istememiştim. İçimde bir şey sürekli gitmememi söylüyordu ama dinlemedim. Dinleseydim hiçbir şey değişir miydi? Sanmıyorum.

İlk başta her şey normaldi. Hatta bir anlığına belki de fazla düşünüyorum, belki de abartıyorum diye geçirdim içimden. İnsanlar konuşuyor, gülüyor, içiyordu. Sıradan bir geceydi. En azından öyle görünüyordu.

Sonra biri bana baktı.

O bakış farklıydı. Sanki benim bilmediğim bir şeyi biliyormuş gibi bakıyordu. Ardından başka biri baktı. Sonra bir başkası. Çok geçmeden etrafımdaki fısıltıları duymaya başladım.

“Bunu duydun mu?”

“Gerçekten yapmış mı?”

“Ben zaten öyle olduğunu biliyordum.”

Ne yaptığımı bilmiyordum. Çünkü hiçbir şey yapmamıştım. Ama o anda bunun hiçbir önemi yoktu. Gerçek miydi, yalan mıydı, kimse umursamıyordu. İnsanlar bir hikâyeyi seviyordu ve o hikâyede kötü olan kişi bendim.

Herkes bana bakıyordu ama kimse benimle konuşmuyordu. Sanki orada yokmuşum gibi... Ya da tam tersine, fazlasıyla varmışım gibi.

Sonra telefonlar çıktı. Birinin ekranı yüzüme tutuldu. Başka biri güldü. Bir başkası “Çek şunu,” dedi.

Kaçmak istedim.

Ama nereye kaçacaktım?

Her yer aynıydı. Herkes aynıydı.

Sonrasını tam olarak hatırlamıyorum. Bir itiş, ardından bir bağırış... Sonra yere düştüğümü hatırlıyorum. Üzerime tanıdık yüzler koşuyordu. Tekme, tokat, yumruk... Her şey birbirine karışmıştı. Bazıları sadece izledi, bazıları güldü, bazıları ise bana vurdu.

Ama en kötüsü bu değildi.

Tanıdığım yüzler vardı orada.

Onlarla göz göze geldim.

Ve hiçbiri bana doğru gelmedi.

İşte o an anladım. Sorun o gece değildi.

Sorun insanlardı.

Ertesi gün video her yerdeydi. İnsanlar videoyu izliyor, kendi hikâyelerini yaratıyor ve gördüklerine inanıyordu. Oysa video hiçbir gerçeği göstermiyordu. Ama kimse gerçeği aramak istemedi.

Çünkü inanmak kolaydı.

Suçlamak kolaydı.

Beni suçlamak ise en kolayıydı.

Ben gittim. Onlar kaldı ve hayatlarına devam etti. Ama ben devam edemedim. Çünkü bazı şeyler unutulmazdı. Bazı şeyler affedilmezdi. Ve bazı insanlar bunun bedelini öderdi.

Şimdi geri dönmüştüm.

Bu kez hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Blackridge Koleji'nin önünde dururken demir kapı gözüme eskisinden daha soğuk görünüyordu. Bir zamanlar bu kapıdan içeri girerken düşündüğüm hiçbir şey artık önemli değildi. Telefonumun titremesiyle düşüncelerim bölündü. Ekrana baktığımda arayanın kim olduğunu göremedim. Bilinmeyen numaraydı.

Mesajı açtım.

Geri dönmen bir hata.

Başımı kaldırıp okulun tabelasına baktım. Rüzgâr tabelayı hafifçe sallıyordu. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden oraya baktım.

Sonra hafifçe gülümsedim.

“Yanılıyorsun.”

Kapıya doğru yürüdüm ve içeri girdim.

Koridorlara adımımı attığım anda konuşmalar kesildi. Sanki biri görünmez bir düğmeye basmıştı. Birkaç saniye içinde okulun bütün sesi yok olmuştu.

Bu sessizlik hoşuma gitmedi.

Çünkü insanlar susuyorsa ya korkuyordur ya da hatırlıyordur.

Ben ise kimsenin beni hatırlamasını istemiyordum.

En azından eskisi gibi değil.

Sınıfa girdiğimde gözlerim kalabalığın arasında dolaştı. Bir süre sonra biri ayağa kalktı. Göz göze geldiğimiz anda içimde bir şey yerinden oynadı.

Onu hatırlamak istemedim.

Ama bazı yüzler insanın içine kazınır.

“Sen...” dedi.

Sesindeki titremeyi hemen tanıdım.

Yanındaki kız ona dönerek şaşkınlıkla, “Ne oluyor? Tanıyor musun bunu?” diye sordu.

Gözlerimi ondan ayırmadım. Cevap vermeyeceğini biliyordum. O hiçbir zaman cevap vermezdi. Hep susar, hep saklardı.

“Beni tanıyorsun,” dedim.

Sınıfta uğultular yükseldi.

“Ne oldu?” diye sordum yavaşça. “Yine mi susacaksın?”

Yüzündeki ifade bir anda değişti. Yanındaki kız bu kez daha sert bir sesle, “Birisi bana bir şey açıklayacak mı?” diye sordu.

Ona bakmayı bırakmadan konuşmaya devam ettim.

“Geceyi hatırlıyor musun?”

Sınıf tamamen sustu.

“Hatırlamıyorsan ben hatırlatayım.”

Bir an duraksadım.

“Beni orada yalnız bıraktın.”

Yanındaki kız birkaç adım geriye çekildi. “Ne diyor bu?” diye sordu.

Çocuk başını iki yana salladı.

“Ben... Ben öyle bir şey—”

“Yalan söyleme!”

Sesim sınıfta yankılandı. İlk kez bu kadar sert konuşmuştum.

“Sen kaçtın. Kapıyı kapattın ve gittin.”

Yanındaki kız artık sınıfta değildi. Çoktan dışarı çıkmıştı.

Ethan başını eğdi. Sesi neredeyse duyulmayacak kadar alçaktı.

“Ben korkmuştum. Mecburdum.”

Gözlerimi ondan ayırmadım.

“Ben de korkmuştum.”

Bir an sustum.

“Farkımız ne biliyor musun?”

Ethan cevap vermedi.

“Ben kaçmadım.”

Ders başladığında yanımda oturan kızın adının Maya olduğunu öğrendim. Bana karşı fazlasıyla samimi ve sempatik davranıyordu. Geçmişimi sorduğunda, bu okula gelebilmek için çok çalıştığımı ve zar zor burs alabildiğimi söyledim. Ethan'dan bahsederken ise yalnızca eski bir tanıdık olduğunu söyledim.

Daha fazlasını anlatmadım.

Blackridge Koleji'ne geri döndüğüm gün hiçbir şey değişmemiş gibiydi. Aynı koridorlar, aynı soğuk duvarlar, aynı bencil insanlar...

Ama benim için hiçbir şey aynı değildi.

Şimdi muhtemelen “Arîa'nın bütün bunlarla ne ilgisi var?” diye soruyorsunuz.

Hemen oraya da geliyorum.

Arîa'yı ilk gördüğümde kalbim bir anlığına durdu.

Çünkü ben onu özlemiştim.

Bir zamanlar bana en yakın olan oydu. Yanımda duran, beni anlayan kişi...

Ama insan en çok güvendiği kişi tarafından kullanıldığında, güvenmenin ne kadar büyük bir hata olduğunu öğreniyor.

Arîa da beni kullanmıştı.

Bu yüzden geri döndüğümde ilk baktığım kişi o oldu.

Çünkü bazı hikâyeler yarım kalmaz.

Tamamlanır.

Bölüm sonu

3 yorum