NE!
Adamın yüzüne doğru duydum diye bakarken oldukça ciddi olduğunu görünce bir kahkaha patlattım.Ne diyordu bu adam hastanede karışmak?PUHAHAHAHAAHAHAHAH ay götüm keşke biraz daha az sallasaymış.Karnım ağrıyana kadar yerlerde yata yata gülerken herkes bana deli görmüş gibi bakıyordu.Ay bide bu şakaya inanacağımı mı düşünüyorlardı."Bugün 1 Nisan falan mı şakanız komikmiş ama sağolun ben yemem böyle şakaları" derken aynı zamanda gülmeye devam ediyordum.Adam bana bakıp "şaka değil küçükken hastanede karıştırılmışsın daha doğrusu tam karıştırılma değilde neyse orasını açıklamak bana düşmez" derken ona tiksinircesine bakıp "ah bide hala şakayı devam ettiriyorsun iyi misin sen acaba neyse şakanız bittiyse buradan defolup gidin artık! babamın kolu da şaka için mi boyadınız? ketçap mı? yoksa kırmızı boya mı?" derken babama dönüp yanına gidiyordum.Üf bunların saçma salak şakası yüzünden boşuna sivil dövmüştüm binbaşı bunu duymasa iyidir bir tur daha ceza yemek istemiyorum.Babamın yanına giderken oldukça ciddi ve halime acır gibi baktığını gördüm.Arkama döndüğümde kimseden çıt çıkmıyor bana acır gibi bakıyordu.Ha bi dakka bu adamın dedikleri doğru muydu.Yok daha neler! Babamın kolundan gerçekten kan aktığını ve hala ciddi bir şekilde bana baktığını görünce bunun bir şaka olamayacak kadar gerçek olduğunun acısı yüzüme vurdu.Şuan herşey çok da netleşiyordu neden annemle babama bu kadar benzemediğim.Onlar kahverengi gözlüydü ben ise yeşil,benim açık kahverengi saçlarım vardı onların koyu ve siyahtı.Ah hadi ama şuan burada yaşanan şeyler gerçek miydi?Yok artık kesin rüyada falandım ama hangi rüya bu kadar gerçekçi can acıtır ki?Babama bakıp "BURADA YAŞANANLAR DOĞRU MU?DOĞRUYSA NE ZAMANDAN BERİ BİLİYORDUN?Başka kim biliyor?neden benden sakladınız?" ilk başlarda bağırarak konuşurken sonlara doğru sesim çıkmamıştı.Çünkü babam başını eğmiş üzgün bir şekilde bana bakıyordu.Bu da dediklerimin hepsinin doğruluğunu kanıtlıyordu.Ben gerçekten hastanede karışmıştım,Ah siktir 20 yıllık hayatım bir yalanmış.Gözümden bir damla yaş bile akmıyordu sadece gerçeklerin acısı yüzüme vuruyordu.Askerler ağlamazdı biz ağlamamayı çok önceden acıları yaşayarak öğrenmiştik.Dik durmaya çalıştım ama lanet olsun o kadar sarsılmıştım ki dik bile duramıyordum kendimi getirebileceğim en dik konuma getirip hayal kırıklığı içinde babam zannettiğim adama baktım.Ona bu saatten sonra tek bir soru sorucaktım ve onun cevabını aldığım gibi buradan defolup gidicektim."Neden?" diye sorup sadece cevabını bekledim.Bu cevap benim için yeticekti."Kızım bak..ben özür dilerim.. yani annenle hiç bir zaman çocuğumuz olmadı ..olmuyordu Allah bize bunu nasip etmiyordu zaten oldukça fakir bir aileydik küçük bir evde yaşıyorduk boğazımızdan ekmek çok zor geçiyordu çocuğumuzda olmayınca annen boşanmaya kadar getirecekti.Napıcağımı bilmiyordum kafam çok karışıktı..O gün bir telefon geldi... sen doğmuştun ve seni biyolojik babanın öz kardeşi kaçırmıştı, bana aylık para teklifinde bakmamı söylediler..Çok üzgünüm ama başka çarem yoktu hem böylece annenle tekrar bir araya gelicektik.Seni prensesler gibi bakmamız için bize aylık servet veriyorlardı..Bak kızım gerçekten ne yapıcağımı bilmiyorum ama seni geri istediler ama ben seni veremem belki ilklerde sadece annenle ayrılmamak ve sadece para için bakıyor olsamda artık sana çok alıştım annen de öyle nolur onlarla gitme bize bunu yapma.."Babam sandığım adamın sözlerini sona kadar getirmesini bekledim.Benim gözümden bir damla yaş düşmezken o deliler gibi ağlarken resmen ayaklarıma kapanıcaktı.Dağ gibi adam yıkılmıştı gerçi benim de çok sağlam durduğum söylenemezdi.Gerçeklerin acısı altında ezilmiştim.Beni kullanmışlardı..Beni kaçırmış ve para karşılığında bakmışlardı.BENİ SADECE KULLANMIŞLARDI BE, AH SİKTİR MÜKEMMEL! Babam sandığım adama bir dakika bile bakmadan evin çıkışına doğru koştum herkes arkamdan bağırıyordu ama kulaklarım hiçbirini duymuyordu.Kapıdan çıkmadan önce son kez sadece babam sandığım adamın "ASEL NOLUR BUNU BİZE YAPMA" diye bağırışıyla annem sandığım kadının haykırışlarını ve ağlayışlarını duyuyordum.Hiçbiri umrumda değildi, motoruma atlayıp son hız giderken sadece kafamı dağıtmak istiyordum.Bir süre sadece motorla son hız yollarda gittim kafam hiçbir şeyi algılayamıyor gözlerim önümü bulanık görmeye başlıyordu ve ben bunların hiçbirini umursamadan son hız motor sürmeye devam ediyordum.İlk defa bu kadar hız yapıyordum adrenalini son damlasına kadar damarlarımda hissediyordum.Kafam zaten karman çumanken daha da fazla dağıtmak istedim..Gördüğüm ilk tekele uğrayıp içki aldım.Yalnız zamanlarımda ara sıra gittiğim düşünme tepeme gidip her zamanki yerime oturdum.İçkilerimi açıp hepsini hiç umursamadan kafama dikiyordum.Ayaklarım boşluktaydı önümde kocaman bir uçurum..dipsiz bir boşluk gibi .. altında ise ucu bucağı görünmeyen bir deniz..Ama deniz o kadar hırçındıki sanki benim hissettiklerimi hissediyor gibi dalgaları kıyıya çok sert vuruyordu.Denizde iki üç yüzen vardı ama bir anda yağmur başlaması ile hepsi dağılmıştı.Ben ise durduğum yerde oturmaya devam ediyordum.İçkilerin 3 şişesini bitirmiştim ama hala kafamı dağıtamamıştım..Üstümde sanki bardaktan boşalırcasına bir yağmur vardı..Sanki düşüncelerime doğa kulak vermiş gibi hırçındı.Ama ben hiç bir şey hissedemiyordum..Bir anda birisi omuzlarıma ceket örtünce hafif irkildim ve yanımda oturan kişiye baktım.Bu da kimdi böyle onu ilk defa görüyordum..Simsiyah upuzun saçları bembeyaz bir teni ve solgun donuk bakışlarıyla sanki ay gibiydi.Ama çok duru bir güzelliği vardı..Kız en güzel mankenlere bile taş çıkartırdı. Yanıma hiçbir şey söylemeden oturdu ve içkilerden birisini açıp o da içmeye başladı.Onu ilk defa görüyordum ama sorgulamadım..Yani burası benim tepem değildi ve herkes oturabilirdi gerçi neden omzuma ceketini koyduysa?belki halime acımıştır?İkimiz bir süre sessizce içmiştik ikimizden de ses çıkmıyor önümüzdeki boşluğu izliyorduk.Bir süre sonra kendime gelince yanımdaki yabancıya dönüp "kimsin sen!?" diye sordum. Bana bakıp gülümseyip "ismimi bilmesende olur dediğin gibi bir yabancıyım sadece" dediğinde kaşlarımı çatıp baktım.İyi miydi bu kadın? ona elimi uzatıp "peki o zaman tanışalım ve artık yabancı olmayalım benim adım asel" diye elimi tutmasını bekledim. "ismimi bilmene gerek yok sen zaten benim için hiçbir zaman yabancı olmadın."demişti ve cümlesinden sonra ayağa kalkmıştı.Sen zaten benim için hiçbir zaman yabancı olmadın? Bu kadın ne diyordu?Şöyle dış görünüşüne baktığımda onu daha önce görmediğime emindim.Evet görmemiştim..Ayağa kalkmıştım tam giderken hafifçe bana doğru dönüp "sevdiğim bir kişi her gecenin bir gündüzü vardır.Her acı bir gün gelip geçer ve unutulur önemli olan o acının sende yara yapmamasıdır derdi.Bu sözü unutma ve o acı sende yara yaptıysa bile bil ki her yara bir gün kabuk bağlar"dedi ve yürümeye devam etti."Ceket?" diye sorduğumda soruma cevap vermeden gözden kaybolmuştu.Beni bir sürü soru işareti ile yalnız bırakıp gözden kaybolmuştu..
Peki ya ben şimdi ne yapıcaktım?İçimdeki yangın nasıl sönücekti? veya bu yara kabuk bağlayabilecek miydi?
Bu yara kabuk bağlasa bile ruhum nasıl iyileşecekti?