İçeriğe geç

KIRIK AYNALAR TEORİSİ

Bölüm 3 · 6 dk okuma

KIRIK AYNALAR TEORİSİ

Bölüm 3

BÖLÜM-2

İnsan bazen tek bir sorunun ağırlığını, söylenmeden önce değil; havaya karıştıktan sonra fark ederdi.

Odadaki sessizlik yankı değil, üstlerine çöken bir baskıydı. Birkaç saniye önce sıradan görünen beyaz mermerler şimdi soğuk bir yargı yerini andırıyordu. Pencereden süzülen ışık bile bu ağırlığı dağıtamıyordu.

Alara’nın bakışları karşısındaki kadına kilitlenmişti. Dudakları aralıktı ama ağzından çıkacak hiçbir söz, zihnindeki düğümü çözemiyordu.

Gizem ayakta kaldı. Sorusunu geri alacak biri gibi değildi. Çantasının sapını çoktan bırakmıştı. İnsan cevabından korktuğu soruyu sormazdı; o ise korkusunu bastırıp bunu yapmıştı.

Alara’nın nefesi düzensizleşmişti. Göğsü her saniye biraz daha hızlı inip kalkıyor, gözleri odanın içinde amaçsızca dolaşıyordu. Bir çıkış yolu arıyordu. Fakat ne düşüncelerini toparlayabiliyor ne de karşısındaki kadının gözlerinden kaçabiliyordu.

“Ben…” dedi güçlükle.

Kelimeler boğazına düğümlendi.

Gizem’in yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı. Sessizce bekliyordu. Bazen sessizlik, en ağır suçlamadan bile daha korkutucuydu.

Alara’nın elleri istemsizce titremeye başladı. Parmaklarını birbirine kenetledi, sonra yeniden bıraktı. Gözlerini bir anlığına kapattı. Sanki birazdan söyleyeceği tek bir cümleyle her şeyi düzeltebileceğine inanmak istiyordu. Ama böyle bir cümle yoktu.

Başını yavaşça iki yana salladı.

“Hayır…” diye fısıldadı kendi kendine.

Bir adım geri çekildi. Topuğu koltuğun ayağına çarptı. İrkilerek dengesini topladı. Gözleri yeniden odanın içinde dolaşmaya başladı. Beyaz mermerler, duvarlar, kapalı perdeler, çalışma masası…

Sonunda bakışları masanın üzerindeki cam süs eşyalarına takıldı.

Parlak yüzeyleri, tavandan süzülen beyaz ışığı sessizce yansıtıyordu.

Alara uzun süre onlara baktı.

Sanki ne yapacağını kendi de bilmiyordu.

Sağ eli ağır ağır masaya uzandı. Parmak uçları önce cam küreye dokundu. Bir an geri çekilecek gibi oldu. Avucu titriyordu. Nefesi hızlandıkça parmakları küreyi biraz daha sıkmaya başladı.

Gizem yerinden kıpırdamadı.

Bakışlarını Alara’nın üzerinden ayırmıyordu.

İkisinin arasında tek bir kelime bile geçmiyordu.

O sessizlik, Alara’nın zihninde büyüyerek uğultuya dönüşmüştü.

Bir anda başını kaldırdı.

“Yaklaşma!” diye bağırdı.

Sesindeki korku, öfkesinden daha baskındı.

Parmakları istemsizce kasıldı.

Cam küre avucundan kurtulup bütün gücüyle Gizem’e doğru savruldu.

Gizem refleksle yana çekildi.

Cam küre arkasındaki duvara çarparak onlarca parçaya ayrıldı. Sessizlik, bu kez kırılan camın keskin sesiyle paramparça olmuştu.

Alara durmadı.

Eline geçen ikinci cam eşyayı da düşünmeden savurdu.

Bu kez Gizem tamamen kaçamadı.

Keskin bir darbe alnının hemen üst tarafına isabet etti. Camın kırılmasıyla birlikte ince parçalar etrafa saçıldı. Başındaki sıcaklık birkaç saniye içinde yerini ağır bir sızıya bıraktı. Gözünün kenarından süzülen ince kan damlası yanağına doğru ilerlerken görüşü bulanıklaşmaya başlamıştı.

Bir adım geriledi.

Dizleri istemsizce titredi.

Odanın zemini sanki ayaklarının altından çekiliyordu. Dengesini kaybetmemek için yakındaki koltuğa tutunmaya çalıştıysa da eli boşlukta kaldı. Başının içindeki uğultu giderek büyüyor, nefes almak bile eskisinden daha zor geliyordu.

Alara ise artık düşünmüyordu.

Panik, aklının yerini çoktan almıştı.

Kapıya doğru koştu. Parmakları telaşla kapı koluna sarıldı. Kapıyı sertçe çekti.

Açılmadı.

Bir kez daha denedi.

Sonra bir kez daha.

Kapı yerinden bile oynamıyordu.

Alara’nın yüzündeki korku, ilk kez gerçekten görünür olmuştu. Nefesi kesiliyor, elleri titriyordu. Kapının kilitli olduğunu anlaması yalnızca birkaç saniyesini aldı ama o birkaç saniye ona saatler gibi gelmişti.

Yavaşça arkasını kapıya yasladı.

Bacaklarındaki güç çekilip gitmişti.

Olduğu yere çöktü. Dizlerini kendine doğru çekti. Parmaklarını saçlarının arasına geçirirken gözleri odanın diğer ucundaki Gizem’e takıldı.

Ne dışarı çıkabiliyordu…

Ne de içeride kalabilecek cesareti kendinde bulabiliyordu…

…

Dakikalar, odanın içine çöken sessizliğin arasında ağır ağır eriyip gidiyordu. Duvara asılı saatin çıkardığı her tik sesi, sanki geçen zamanı haber vermek için değil de odadaki iki kişiye yaşananları tekrar tekrar hatırlatmak için vardı. Alara hâlâ kapının önünde oturuyordu. Sırtını sert ahşaba yaslamış, dizlerini kendine doğru çekmişti. Parmakları saçlarının arasından hiç ayrılmıyor, ara sıra istemsizce biraz daha sıkıyordu. Başını kaldırmaya cesaret edemiyordu. Gözlerini her kapattığında aynı görüntü beliriyordu. Camın havada dönmesi… Ardından duyduğu o keskin kırılma sesi… Ve Gizem’in alnından süzülen ilk kan damlası. Bunları unutmaya çalıştıkça zihni onları daha da belirginleştiriyordu.

Aradan beş dakikadan fazla zaman geçmişti. Buna rağmen odanın içindeki hava zerre kadar değişmemişti. Gizem hâlâ yerinden doğrulamıyor, başındaki zonklamayı bastırmaya çalışıyordu. Başını kaldırdığı her an etrafındaki görüntüler birbirine karışıyor, beyaz mermerler bile olduğundan daha parlak görünüyordu. Avuç içini yavaşça yarasının üzerine götürdü. Elini geri çektiğinde parmaklarının arasına bulaşan kanı gördü. Derin bir nefes aldı. Kendini zorlayarak bilincini açık tutmaya çalışıyordu.

Tam o sırada koridordan gelen ayak sesleri, odanın sessizliğini usulca bölmeye başladı. İlk başta belli belirsizdi. Sonra her adım biraz daha yaklaştı. Alara bir anda irkildi. Parmaklarını saçlarının arasından çekip kapıya baktı. Nefesi yeniden hızlanmıştı. Birkaç saniye sonra metalin metale sürtündüğünü andıran ince bir ses duyuldu. Bir anahtar, yavaşça kilide yerleştiriliyordu.

Alara’nın gözleri büyüdü. Hiç düşünmeden doğruldu ve bütün ağırlığını kapıya verdi. Dışarıdaki kişi anahtarı çevirdiğinde kilidin içinden gelen tok ses odanın içinde yankılandı. Kapı hafifçe aralandı. Alara tek kelime etmeden omzunu kapıya dayadı. Dışarıdan kapıyı açmaya çalışan kişi içeride birinin kapıyı tuttuğunu anlamış olmalıydı. Kapı ikinci kez zorlandı. Ahşap hafifçe gıcırdadı. Alara’nın elleri titriyor, nefesi kesiliyor, fakat ağzından tek bir kelime bile çıkmıyordu. Ne “girmeyin” diyebiliyordu ne de yardım isteyebiliyordu. Sadece kapının açılmasını istemiyordu.

Kapı, uygulanan kuvvetle birkaç santimetre daha aralandığında Alara istemsizce arkasına baktı. Beyaz mermer zemine dağılmış cam parçaları, tavandaki ışığın altında tek tek parlıyordu. Kırık parçaların arasında duran kırmızı kan lekesi ise bütün o beyazlığın içinde gözünü ondan ayırmasına izin vermiyordu. Sanki odanın tamamı susmuş, yalnızca yerdeki o kırık camlar yaşananları anlatmaya devam ediyordu.

Kapının dışındaki kişi bu kez daha sert bir hamle yaptı. Kapı yerinden oynadı. Alara bütün gücünü kullanmasına rağmen ayaklarının zeminde yavaş yavaş kaydığını hissetti. Parmakları kapının kenarına öyle sıkı tutunmuştu ki avuçları acımaya başlamıştı. İçeri girecek kişinin kim olduğunu bilmiyordu. Bildiği tek şey, kapı açıldığı anda artık hiçbir şeyi eskisi gibi saklayamayacağıydı.

Kapı, son bir kuvvetle içeri doğru açıldı. Alara’nın omzu kapının kenarından kaydı. Dengesini kaybederek birkaç adım geriye savruldu. Nefesi düzensizleşmişti. Gözleri kapıda beliren siluete kilitlendi.

İçeri giren kişi tek kelime etmedi.

Kızıl saçları yukarıdan toplanmış omuzlarına kadar iniyordu. Siyah taktik kıyafetinin üzerine yerleştirilmiş ekipmanlar yürüdükçe hafif metal sesleri çıkarıyordu. Belindeki tabanca, omzuna asılı kısa namlulu silah ve kemerine iliştirilmiş çeşitli teçhizatlar, onun sıradan biri olmadığını ilk bakışta anlatıyordu. Yüzünde en ufak bir telaş yoktu. Maviye çalan soğuk gözleri önce Alara’yı, ardından yerdeki cam parçalarını ve birkaç metre ötede yaralı hâlde duran Gizem’i tek tek inceledi.

Sanki odaya girmeden önce içeride göreceği manzarayı çoktan biliyormuş gibiydi.

Alara ise tek kelime etmiyordu. Dudakları titriyor, boğazından anlamı olmayan boğuk sesler yükseliyordu. Bir şey söylemek istiyor ama kelimeleri birbirine karışıyordu. Ellerini gelişigüzel sallıyor, bir yandan da geriye doğru sürünüyordu. Gözleri, beyaz mermerlerin üzerine dağılmış cam parçalarının arasında dolaşırken iri ve sivri bir parçanın üzerinde durdu.

Elini uzattı.

Parmakları camı kavradığında avucunun içine batan keskinliği bile hissetmedi.

Kızıl saçlı kadın bir adım attı.

“Alara.”

Sesi ne yüksekti ne de tehditkâr. Sakin… Neredeyse duygusuzdu.

“Camı bırak.”

Alara başını hızla iki yana salladı. Gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı. Dudaklarından yine anlaşılmayan birkaç kelime döküldü. Korkusu artık saklanabilecek gibi değildi. Eli daha da sıkıldı.

Kadın bu kez yerinden kıpırdamadı.

Bakışları yalnızca Alara’nın elindeki cama odaklanmıştı.

Bir an…

Yalnızca bir an sürdü.

Alara, elindeki sivri cam parçasını bütün paniğiyle kendine doğru bastırdı.

Keskin cam tenine saplanırken boğuk bir çığlık odanın sessizliğini yardı. Eli bir anda gevşedi. Cam parçası kanla birlikte mermer zemine düştü.

Kadın hiç vakit kaybetmedi.

Hızlı birkaç adımla aradaki mesafeyi kapattı, Alara’nın elini kontrol altına alırken arkasına dönüp bağırdı.

“Acil sağlık ekibi. İki yaralı var. Destek gönderin.”

Kapının önünde duran diğer ekip üyeleri aşağıya hızla inerek yardım almaya gitmişti.

Kadın, Alara’nın elinden eldivenle aldığı cam parçasını şeffaf poşete koydu. Gözleri kısa bir anlığına kapının kilidine kaydı.

Kapıyı kilitleyen de kendisiydi, zorlayıp açanda..

Bu görüşme, başından beri tek bir dedektifin değil… bütün ekibin hazırladığı bir planın parçasıydı.

Bölüm sonu

3 yorum